Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Makale 25 Temmuz 2026 09:54 25 Temmuz 2026 09:57

Sana bir sürü kuş çizdim, baba

"Anekdot" sözcüğünü daha çok, renkli yaşantıların kısa öykücükleri anlamında kullanıyoruz. Oysa bu sözcük -anekdota- Grekçede "yayımlanmamış metinler" anlamına geliyormuş.

Tarihçi Prokopios, Bizans hükümdarı ilk Justinyen ile hanımına dair dedikodular ve ağır eleştiriler içeren kitabını (Gizli Tarih) can korkusundan yayımlayamayacağı için ona "Anekdota" adını vermişti. O günden bugüne, korku belası yüzünden pek çok metin "anekdot" olmak zorunda kaldı.

Stalin döneminde yaşayan ve ölen Mihail Bulgakov, "Usta ile Margarita"nın ilk nüshasını yakmak zorunda kalmıştı. Bir cesaretle tekrar ve gizliden gizliye yazmaya başladığı kitap ölümünden çok sonra basılabildi.

Eski Doğu Almanya yurttaşı Christa Wolf, "Was bleibt" (Geriye Kalan) adlı yapıtını Berlin Duvarı yıkılana dek 10 yıl çekmecesinde saklamıştı. Yapıt, polis tarafından gözetlenen bir kadının yaşadığı ruhsal tahribatı ve çaresizliği anlatırken rejimin korkunç yüzünü de gösteriyordu. Kitap 1990'da yayımlandığında yazar çok eleştirildi, dürüst olmamakla suçlandı. Basım tarihi "utanç verici" idi, kitap da artık trajik değildi, gülünçtü.

Hariçten ve dâhilden gazel okuyanları kale almamız gerekmez elbette. Koşullara ve yaşananlara nesnel bakmak kolay olmasa da farzdır.

Bugün de nice masaların ve kafaların çekmecelerinde tehlikesiz vakitleri bekleyip duran nice "anekdot" vardır. Kitap hâlinde, çığlık hâlinde, Şair Eşref usulü yergi hâlinde... Gün yüzü göremedikleri için tarihin akışına bir gıdım katkı sunamayarak ve hiçbir önemi yok diye bakacağımız.

En azından birkaç kelam edelim, tümüyle suspus olmayalım diye düşünenler ise sözü söylemenin türlü yollarını deniyorlar. Birtakım simgelerle, mecazlarla, satır aralarında, lafı dolandırarak, sözcüklere taklalar attırarak... Sunay Akın'ın anlattığı anekdottaki gibi... 

Özgürlüğü çağrıştıran her şeyin yasak olduğu hapishaneye babasını görmeye giden minicik kızın babasına yaptığı kuş resmini gardiyan yırtıp atmıştır. Sonraki ziyaretinde çocuk, bir ağaç resmi çizip götürür babasına. Neyse ki halk ve ülke için bir sakıncası yoktur ağacın.

"Sana bir sürü kuş çizdim, baba." diye fısıldar çocuk.

Adam resme bakar, tek bir kuş göremez.

"Hepsini yaprakların arkasına sakladım, baba..."

Varsın, dalların arasında, yaprakların arkasında, Kaf dağının ardında, bulutların ötesinde, deryaların derininde olsun... Sözü bir şekilde söyleyelim de ateşe su taşıyan karınca misali olsun...

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!