NE YAŞANIYOR?
Her şey, vicdanda başlamaz mı?
Sürekli önümüze düşen haberlere baktığımızda insanın insana, ahlakın makama, vicdanın paraya,
karakterin şöhrete yenildiği bir manzarayla karşılaşmıyor muyuz?
Son zamanlarda siyasetten sanata, spordan iş dünyasına; belediyeden bürokrasiye, bakanlıktan
valiliğe, askerlikten akademisyenliğe toplumun her katmanından akıl almaz rüşvet, yolsuzluk,
uyuşturucu, kara para aklama, şantaj, fuhuş, çete kurma, dolandırıcılık, güç istismarı gibi çeşitli
skandallar giderek sıklıkla gözler önüne seriliyor değil mi?
Görünen bu iğrenç skandallar yüzünden "Toplum nereye gidiyor?", "Acaba kötülük sıradanlaşıyor
mu?" diye sormak insanın içinden geçmiyor değil. Bir zamanlar insanın yüzünü kızartacak davranışlar
bugün sanki magazin malzemesiymiş gibi her mecrada konuşuluyor.
Eskiden utanarak saklanan şeyler bugün kameraların önünde neredeyse ayan beyan bir başarı
hikâyesi gibi enjekte ediliyor.
Maddiyatı güçlü olan itibarlı, makam sahibi olan güçlü, şöhreti olan değerli, çevresi geniş olan
dokunulmaz kabul edildiği bir düzen algısı oluşuyor sanki.
İnsan, yetinmeyi bilmediğinde tehlikeli hâle gelir. İnsan makamın daha büyüğünü, servetin daha
fazlasını, mülkün daha gösterişlisini, şöhretin daha büyük alkış alanını, gücün daha fazlasını ister.
Sonrasında insan sahip olduklarını korumak için ilkelerinden vazgeçer, ardından sınırlarını kaybeder.
Sonra yapamayacağı hiçbir şey kalmaz.
Önce kendisine küçük tavizler verir:
"Bir kereden bir şey olmaz."
"Herkes böyle yapıyor."
"Benim hakkım."
"Bu fırsat bir daha gelmez."
"Beni kim durdurabilir?" der.
Sonunda dün kendisinin bile kınadığı davranışları bugün savunmaya başlar.
"Makam, insanın karakterini görünür hâle getirir." Elinde güç yokken mütevazı görünen bazı
insanların güç ellerine geçtiğinde nasıl değiştiğini toplum defalarca gördü.
İnsanda adalet duygusu, vicdan, ahlak varsa karakter görünür hâle gelir. Ama açgözlülük, kibir ve
zaafları varsa kişiye sınırsız bir alan açılır.
Mesele "Kim ne yaptı?" sorusu değildir. Asıl soru: "Biz nasıl bir insan tipi yetiştirdik?"
Bugün belki birçok şeyin fiyatı var ama hâlen satın alınamayan itibar, vicdan, karakter, güven, temiz bir
isim soyadı var.
İnsan için önemli olan, her ne olursa olsun çocuklarının gözünün içine bakarken başını eğmeyecek
gururla dolu, karakteri zengin bir ad bırakmaktır. "İyi insandı." dedirtebilmektir.
İnsanın yaşamındaki en ağır mizanı, kendi vicdanıdır. Bu yüzden nesillere "İyi insan olmayı
öğretmek." mecburi görevdir.
Aksi takdirde güç ahlaktan koparsa zulme, para ahlaktan koparsa sömürüye, şöhret ahlaktan koparsa
yozlaşmaya, bilgi ahlaktan koparsa manipülasyona dönüşür.
Kadın da erkek de insan. Bu çöküntünün cinsiyeti, ırkı, meşrebi, mezhebi yoktur. Mesele insanın
nefsine yenilmiş olmasıdır; değer ölçülerini kaybetmesidir. Hele insan "utanma duygusunu"
kaybederse işte o zaman geri dönülmez yola girmiş demektir.
İnsan için tüm bu sorunların ilacı yalnızca kanun, hukuk kuralları değildir. Kanun koşulsuz gereklidir
ama yeterli değildir. Zira polis olmadığında da hırsızlık yapmamak, kimse bilmediğinde de ihanetten
uzak durmak, kimse denetlemediğinde de görevini hakkıyla yapmak, güç elindeyken güçsüzü
ezmemek... İşte gerçek iyi insan budur.
İnsanlara fazla şey verelim lakin verilenlerin insanı ele geçirmesine izin vermemeyi öğretelim. Yeni
nesillere sadece başarılı olmayı değil, iyi insan olmayı öğretelim. Zenginliğin esiri olmamayı, makam
sahibi olunca egosunu küçültmeyi, gücü adaletle kullanmayı, şöhreti karakterin emrine vermeyi
öğretmeli. Zira; "insanın asıl zenginliği karakterinde, asıl makam itibarında, gerçek karakter temiz
geçmişinde saklıdır."
Ve asıl miras arkasından söylenen şu cümledir: "İyi bir insandı." İşte bir toplum bunu ne kadar çok
insan için söylerse toplum o zaman ayağa kalkar. Toplum bunu söyleyemez hâle gelirse o vakit bu
görüntülerle daha çok karşılaşırız.