Anahtar Deliği 27.06.2026 Sözün ağırlığı kalmayınca

Siyasette güven erozyonu, taksici esnafının mali yükü, kavurucu sıcaklarda sokak hayvanları için çağrı ve Trabzon'da yazın getirdiği hareketlilik öne çıkıyor.
Anahtar Deliği 27.06.2026 Sözün ağırlığı kalmayınca

SÖZÜN AĞIRLIĞI KALMAYINCA...

Siyasetin en büyük sermayesi nedir diye sorsanız, hiç düşünmeden "güven" derim. Çünkü bir siyasetçi makamını, unvanını ya da gücünü halktan alır. Sandığa giden vatandaş yalnızca oy vermez; aynı zamanda kendisini temsil etme yetkisini de teslim eder. İşte bu yüzden verilen her sözün, kurulan her cümlenin ayrı bir sorumluluğu vardır.

Ne yazık ki son yıllarda bu sorumluluk duygusunun giderek zayıfladığına şahit oluyoruz. Dün en sert ifadelerle savunulan düşünceler, bugün hiçbir şey olmamış gibi terk edilebiliyor. Dün ağır eleştiriler yöneltenler, bugün eleştirdikleri isimlerle aynı karede yer alabiliyor. Üstelik bunu yaparken geçmişte söylediklerini inkâr etmeye kalkışanlar da az değil.

Teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda hiçbir söz kaybolmuyor. Yapılan açıklamalar, paylaşılan videolar, kürsülerden verilen mesajlar yıllarca dijital arşivlerde duruyor. Vatandaş da bunları unutmuş değil. Dün söylenenle bugün yapılan arasındaki çelişkiyi birkaç dakika içinde ortaya koyabiliyor.

İnsanların kafasını karıştıran da tam olarak bu. Kime inanacak? Kimin söylediği söze güvenecek? Hangi açıklama samimi, hangisi günü kurtarmaya yönelik? Siyasetin en büyük problemi artık görüş ayrılıkları değil, inandırıcılık sorunu haline geldi.

Elbette siyaset değişebilir. Şartlar farklılaşabilir, yeni değerlendirmeler yapılabilir. Hiç kimse aynı düşüncede kalmak zorunda değildir. Ancak değişen bir görüş varsa bunun gerekçesi de topluma açık ve dürüst bir şekilde anlatılmalıdır. Dün söylenmemiş gibi davranmak ya da "Ben öyle demedim" demek, güveni daha da aşındırıyor.

Özellikle gençler bu konuda çok daha dikkatli. Eskisi gibi sadece miting meydanlarını dinlemiyorlar. Geçmiş konuşmaları izliyor, sosyal medya paylaşımlarını inceliyor, yıllar önce verilen vaatlerle bugünkü tabloyu karşılaştırıyorlar. Hafızası güçlü bir kuşak geliyor. Dolayısıyla siyasetçinin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki uyumsuzluğu fark etmemeleri artık mümkün değil.

Sert konuşup sonra tam tersini yapmak da ayrı bir problem. Eğer bugün farklı bir noktada durabileceğinizi biliyorsanız, dün insanları kıracak kadar keskin cümleler kurmayın. Siyasette kararlılık kadar ölçülü olmak da önemlidir. Her kapıyı sonuna kadar kapatıp sonra o kapıyı yeniden çalmaya mecbur kalmak, en çok söyleyen kişiye zarar veriyor.

Bugün Türkiye'de siyasetin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değil, yeniden güven inşa edebilmektir. İktidarıyla da muhalefetiyle de herkesin üzerinde düşünmesi gereken konu budur. Çünkü güven kaybolduğunda sadece siyasetçi değil, demokrasi de yıpranır.

Unutulmamalıdır ki insanlar kusursuz siyasetçi aramıyor. Ama tutarlı bir duruş bekliyor. Her şartta aynı fikirde kalmasını değil, değişiyorsa neden değiştiğini dürüstçe anlatmasını istiyor. Sözünün arkasında duran siyasetçi her zaman eleştirilebilir; fakat sözüne güvenilmeyen bir siyasetçinin topluma umut olması ise oldukça zordur.

anahtar-deligi-27-06

***

TAKSİCİ ESNAFI ÇIKIŞ YOLU ARIYOR

Son günlerde en fazla dert yanan meslek gruplarından biri taksici esnafı. Özellikle ilçelerde çalışan şoförlerle konuştuğunuzda aynı cümleyi duyuyorsunuz: "Bu yükün altından nasıl kalkacağız?"

Elbette kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmeli. Vergi sisteminin adil işlemesi de devletin en doğal hakkı. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak getirilen her düzenlemenin, sahadaki gerçeklerle de örtüşmesi gerekiyor. İşte taksicilerin itirazı tam da bu noktada başlıyor.

1 Eylül 2026 tarihine kadar tüm ticari taksilerin "Taksi Mali Cihazı" sistemine geçmesi zorunlu hale getirildi. Taksimetreyle entegre çalışacak bu cihaz sayesinde tüm işlemler anlık olarak kayıt altına alınacak, fiş düzenlenecek ve ödemeler elektronik ortamda izlenecek. Kağıt üzerinde bakıldığında sistem modern görünüyor. Fakat direksiyon başındaki esnaf aynı rahatlığı hissetmiyor.

Çünkü mesele sadece yeni bir cihaz satın almak değil. Bunun maliyeti var, bakım gideri var, muhasebe yükü var. Bir de üzerine kamera sistemi, büyük defter uygulaması ve artan bürokratik işlemler eklenince işin içinden çıkmak daha da zorlaşıyor.

Asıl sıkıntıyı ise ücretli çalışan şoförler dile getiriyor. Kendi adına çalışan birçok taksici zaten SSK primini cebinden ödüyor. Şimdi buna KDV, gelir vergisi, geçici vergi ve diğer mali yükümlülükler de eklenecek. Gün sonunda elde edilen kazancın önemli bir bölümü vergi ve giderlere ayrıldığında, geriye kalanla geçinmenin kolay olmadığını söylüyorlar.

Üstelik ilçelerdeki tablo, büyükşehirlerden çok farklı. İstanbul'da ya da Ankara'da gün boyu çalışan bir taksiyle, küçük bir ilçede müşteri bekleyen taksiyi aynı ekonomik şartlarda değerlendirmek mümkün mü? Yolcu sayısı farklı, gelir farklı, çalışma koşulları farklı. Buna rağmen yükümlülüklerin aynı olması, doğal olarak tepkiye neden oluyor.

Bir başka belirsizlik de plaka sahipleriyle şoförler arasındaki mali sorumluluk. Bugüne kadar düşük vergiler nedeniyle birçok ödemeyi plaka sahibi üstleniyordu. Yeni sistemde ise bu yükün nasıl paylaşılacağı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor. Bu belirsizlik hem işverenleri hem de direksiyon başındaki şoförleri tedirgin ediyor.

Duyduğumuz kadarıyla bazı taksiciler şimdiden mesleği bırakmayı düşünüyor. Kimisi plakasını satmanın hesabını yapıyor, kimisi ise farklı sektörlerde çalışmanın yollarını arıyor. Yıllardır direksiyon sallayan insanların mesleklerini bırakmayı konuşur hale gelmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir tablo.

Devletin vergi toplaması elbette gereklidir. Kayıt dışılığın önlenmesi de doğru bir adımdır. Ancak vergi adaleti sadece tahsilatla sağlanmaz. Ödeme gücünü, bölgesel farklılıkları ve mesleğin gerçeklerini de hesaba katmak gerekir. Aksi halde iyi niyetle hazırlanan düzenlemeler, sahada beklenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Henüz uygulamaya geçiş için zaman var. Bu süreç iyi değerlendirilmeli. Taksici odalarının, maliye yetkililerinin ve ilgili bakanlıkların ortak bir masada buluşup sahadan gelen talepleri yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Çünkü amaç esnafı cezalandırmak değil, sistemi sürdürülebilir hale getirmek olmalı.

Direksiyon başındaki insanın tek beklentisi var: Çalışsın, kazansın ve emeğinin karşılığını alabilsin. Bunun için de kurallar kadar, o kuralların uygulanabilir olması gerekiyor.

anahtar-deligi-27-06

***

SICAKLAR YAKIYOR, BİR KAP SU HAYAT KURTARIYOR

Yaz mevsiminin etkisini iyiden iyiye hissettirmesiyle birlikte hava sıcaklıkları da bunaltıcı seviyelere ulaştı. Özellikle Trabzon'da yüksek nem oranı, sıcaklığın etkisini daha da artırıyor. İnsanların dışarıda yürümekte bile zorlandığı günler yaşanırken, güneş ışınlarının özellikle öğle saatlerinde dik açıyla yeryüzüne ulaşması ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.

Uzmanlar; kalp hastaları, yaşlılar, kronik rahatsızlığı bulunanlar ve çocukların günün en sıcak saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkmaması gerektiğini sürekli hatırlatıyor. Çünkü sıcak çarpması, sıvı kaybı ve tansiyon problemleri bu dönemde daha sık görülüyor. Önümüzdeki günlerde sıcaklıkların daha da artacağı konuşuluyor. Yani şimdiden tedbir almakta fayda var.

Ancak sıcak havadan yalnızca insanlar etkilenmiyor. Sokaklarda yaşam mücadelesi veren canlarımız da en az bizim kadar zor günler geçiriyor. Özellikle şehir merkezindeki kediler için en büyük sorunlardan biri temiz suya ulaşabilmek. Yaz sıcağında su bulmak her geçen gün daha da güçleşiyor.

Defalarca dile getirdik. Belediyelerin parklara, sokak aralarına ve uygun noktalara su istasyonları ya da su pınarları oluşturması gerektiğini söyledik. Ne yazık ki bu konuda beklenen adımların yeterince atıldığını söylemek zor. Oysa yapılacak küçük bir çalışma, yüzlerce canlının hayatını kurtarabilir.

Peki biz ne yapabiliriz? Aslında cevabı çok basit.

Evimizin önüne, iş yerimizin girişine ya da mahallemizde uygun bir köşeye bir kap su bırakabiliriz. Bunun için özel bir malzemeye de ihtiyaç yok. Kullanmadığımız 5 litrelik bir su bidonunu ortadan kesip içine temiz su koymak bile yeterli. Önemli olan o suyu her gün tazeleyebilmek.

Belki bize birkaç dakikaya mal olacak bu küçük davranış, susuzluktan bitkin düşen bir canlının yeniden hayata tutunmasını sağlayacaktır.

Unutmayalım; merhamet büyük işler yapmak değil, bazen küçük bir kap su bırakabilmektir. Yaz sıcaklarında kapımızın önüne bırakacağımız bir kap su, sadece bir hayvanın değil, vicdanımızın da susuz kalmamasını sağlayacaktır.

Lütfen bu konuda duyarlı olalım. Çünkü bir kap su, gerçekten hayat kurtarır.

anahtar-deligi-27-06

***

MEMLEKETİN EN GÜZEL ZAMANI

Dün okul bahçelerinde karne sevinci vardı. Çocuklar uzun bir tatilin heyecanını yaşarken, üniversitelerde mezuniyetini tamamlayan gençler de valizlerini toplayıp memleketlerinin yolunu tuttu. Elbette herkes için tatil başlamadı. Bütünleme sınavlarına kalan öğrenciler, birkaç haftalık zorlu maratonu daha geride bırakmaya çalışacak.

Karadeniz'de ise yazın gelişi yalnızca mevsim değişikliği anlamına gelmez. Hayatın ritmi değişir, şehir başka bir kimliğe bürünür. Kış boyunca sakin kalan sokaklar hareketlenir, kapalı duran evlerin pencereleri açılır, köy yollarında yeniden araç trafiği başlar. Bir anda canlanır her taraf.

Türkiye'nin birçok kentinde termometreler rekor seviyelere ulaşırken insanlar serin bir nefes alabilecekleri yerlerin arayışına giriyor. İşte o noktada Trabzon öne çıkıyor. Doğasıyla, yeşiliyle ve yüksek kesimlerde sunduğu serin havasıyla cazibesini her yaz yeniden hissettiriyor.

Doğrudur, şehir merkezinde nem zaman zaman bunaltabiliyor. Fakat biraz yükseklere çıkın, manzara da hava da değişiveriyor. Köylerde, yaylalarda, ormanların arasında esen rüzgâr insana adeta yeniden enerji veriyor. Bu yüzden birçok aile yazı beton binaların arasında değil, doğanın içinde geçirmeyi tercih ediyor.

Şimdiden başladı hazırlıklar. Kış boyunca boş kalan evler temizleniyor, eksikler tamamlanıyor, bahçelerde hummalı bir çalışma yürütülüyor. Yaklaşan fındık sezonunun telaşı da kendini hissettiriyor. Ot biçiliyor, bahçeler düzenleniyor, üretici hasat öncesi son hazırlıklarını yapıyor. Yaz, Karadeniz insanı için dinlenme kadar çalışma mevsimidir de.

Bir başka güzelliği daha var bu günlerin. Yıl boyunca İstanbul'da, Kocaeli'nde, Bursa'da, İzmir'de yaşayan Trabzonlular, yıllık izinlerini memleketlerinde geçirmek için yollara düşüyor. Aylar sonra açılan evler yeniden ışık görüyor. Sessiz kalan mahalleler çocuk sesleriyle doluyor. Eski dostluklar kaldığı yerden devam ediyor.

Sadece Türkiye'nin farklı şehirlerinden gelenler değil, Avrupa'da yaşayan gurbetçiler de bu tabloya ayrı bir renk katıyor. Almanya'dan, Hollanda'dan, Avusturya'dan gelen hemşehriler, hasret gidermek için soluğu köylerinde alıyor. Bir yılın özlemi birkaç haftaya sığdırılmaya çalışılıyor.

Öte yandan turizm sezonunun başlamasıyla birlikte Körfez ülkelerinden gelen ziyaretçilerin sayısı da hızla artıyor. Oteller doluyor, restoranlar hareketleniyor, esnafın yüzü gülüyor. Şehrin ekonomisine önemli katkı sağlayan bu canlılık, Trabzon'un yaz aylarında neden farklı bir atmosfere büründüğünü de gösteriyor.

İnsana huzur veren bir tarafı vardır Trabzon yazının. Sabah kuş sesleriyle uyanırsınız, akşam serin bir rüzgâr eşlik eder sohbetlerinize. Gürültüden uzak, doğanın içinde geçen birkaç gün bile bütün yılın yorgunluğunu unutturur.

İşte bu yüzden yaz mevsimi, Trabzon için yalnızca bir tatil dönemi değildir. Memleket hasretinin sona erdiği, ailelerin yeniden bir araya geldiği, köylerin hayat bulduğu, bereketin ve hareketin yeniden başladığı zamandır. En güzel haliyle yaşanır Karadeniz... En çok da yazın.

anahtar-deligi-27-06

HABERE YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.