banner192

309 gün sonra savunma!

Şık: Yargılanan gazetecilik ve haber kaynağının gizlilik ilkesinin ortadan kaldırılması Şener: Biz cemaatten nefret etmedik. Sadece merak ettik sonra da kitap yazdıkÇağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen Odatv davasının 8

309 gün sonra savunma!

Şık: Yargılanan gazetecilik ve haber kaynağının gizlilik ilkesinin ortadan kaldırılması Şener: Biz cemaatten nefret etmedik. Sadece merak ettik sonra da kitap yazdık

Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen Odatv davasının 8. duruşmasında sanıklar 309 gün sonra savunmalarını yaptı.  Mahkeme heyeti  gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 12 sanığın tahliye taleplerini oy birliğiyle reddeti.

Davanın dünkü  duruşmasında ilk savunmayı tutuklu sanık Coşkun Musluk yaptı. Mesleki faaliyetlerinden dolayı suçlandığını öne süren Musluk, “Gazetecilik ve sosyal hayatımla ilgili telefon görüşmelerim iddianameye konulmuş. Bu görüşmelerim nedeniyle terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyorum” dedi.

Tutuklu sanık Sait Çakır ise, tutuklu sanıklardan Yalçın Küçük’ün kitaplarını yayınlayan yayınevinin editörü olduğunu belirterek, “Oda Tv’de yazı yazdığım sırada ‘Hocam’ diye hitap ettiğim Küçük, ‘Sadi’ müstehar (takma) adıyla yazı yazmamı söyledi. Hocalar sevdikleri öğrencilerine isim takarlar, bu çok normal Mustafa Kemal Atatürk’e de Kemal ismini hocası vermiştir” diye konuştu.

Çakır, Küçük’ün kendisine “Çakır soyadıyla yazar olmaz” dediğini belirtmesi üzerine, Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, salonda izleyici bölümünde oturan gazeteci-yazar Ruşen Çakır’ın bulunduğu bölüme bakarak, “Müstehar isim konusunu daha önce Yalçın Küçük de detaylı olarak anlatmıştı. Sanırım gazeteci Ruşen Çakır da şimdi burada ama...” deyince Ruşen Çakır ve salondakiler gülmeye başladı.

Tutuklu gazeteci Ahmet Şık ise, şöyle konuştu: “Gördüğünüz gibi kitapla gelmedim, patlar da başımıza bela olur. Gazetecileri susturmak halkı susturmaktır. Burada yargılanan gazeteciliktir ve haber kaynağının gizlilik ilkesinin ortadan kaldırılmasıdır. Neden burada olduğumu hala bilmiyorum. Tahliyemi de talep etmiyorum. Ben gazeteciyim. Gerçeğin peşinde bir gazeteciyim. Kimseden talimat alarak haber yazmadım. Haberler ve yorumlar delil olmuş. Odatv’de yayınlanan 84 alıntı yazı suç diye delil klasörüne konmuş. Böyle lakayıt bir inceleme olamaz. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi delil olarak iddianameye konmuş. Savcı için de söylemiştim ‘Dokunan yanar’ diye. O da yandı. Görevden alındı.

Yargılanan gazetecilik

Amaç gazetecilere gözdağı vererek tüm muhalif sesleri susturmak. Yapmanız gereken bu komployu açığa çıkarmaktır. Benim suçsuz olduğumu siz dahil herkes biliyor. (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü Almanya’daki Deniz Feneri e.V. bağlantılı soruşturmayı hatırlatarak) Ankara’da görülen bir hırsızlık ve dolandırıcılık soruşturması var. O soruşturmada sanıklar 3 ay tutuklu kaldıktan sonra ‘Uzun tutukluluk cezaya dönüşmesin’ gerekçesiyle tahliye edildiler. Ne güzel, mahkemeyi tebrik ediyorum. Darısı düşünce ve ifade özgürlüğünden yargılananların başına. ‘İmamın Ordusu’ kitabıyla ilgili örgütsel doküman olduğu iddiasında bulunulan polis inceleme tutanağı örgütsel dokümandır. O örgütü bulmak isteyen bir cesaretli savcı varsa eğer, bizzat kitabım İmamın Ordusu yol gösterici olacaktır. Yaşanan tüm bu sürecin polisin kurduğu bir pusu, kimi devlet görevlilerinin rol aldığı bir komplo olduğu apaçık ortada. Delil diye ortaya konulanların sahteliği de son derece açık. Aslında durum bu kadar açıkken neden cezaevinde olduğuma da şaşırmamak gerekiyor. Bu dava sadece gazetecilerin yargılanması değildir, bizzat gazeteciliğin yargılanmasıdır. Çiğnenen sadece bir gazetecinin ifade özgürlüğü değil, bir toplumun bilgiye ulaşma özgürlüğüdür. Kitabımda, gerçeğe aykırı ya da karalamaya yönelik tek satır yoktur. Şiddete çağrı terör örgütü propagandası ya da suçluyu övme manasına gelecek tek bir cümle de yoktur. Nitekim iddianamede de bu yönde hiçbir iddia bulunmamaktadır. İddianamenin suçlamalarını ve iddialarını reddediyorum.

‘Tarih hak ettiği yere koyacak’

Adaletten hukuktan yoksun, sahte ve düzmece belgelerle yürüyen bu dava sahtedir. Adına Ergenekon denilerek soruşturulduğu iddia edilen derin devlet yöntemleri hala tedavülde. Sadece sahipleri değişti o kadar. Ama bilmelisiniz ki ben ve benim gibi düşünenler, yani sahibinin değil aklının ve vicdanının sesine kulak verenler, tıpkı öncekine olduğu gibi aynı yöntemleri kullanan bu yeni Ergenekon’a da karşı olmaya devam edecek. Bu yüzden herkesin bildiğini bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Tarihte hesabı sorulmamış hiçbir suç kalmamıştır. Bu kez de kalmayacak. Tarih, her şeyi ve herkesi hak ettiği yere koyacak. Kimimizi yazdıkları ve söyledikleriyle, kimimizi de verdikleri kararlarıyla.”

‘Böyle dosya görmedim’

Tutuklu sanık eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da, “Meslek hayatımın 25 yılı terör istihbaratta geçti, böyle dosya görmedim” dedi. “Haliçte Yaşayan Simonlar” kitabını 2000 yılında yazmaya başladığını, ara verdiğini, 2009’da tekrar başladığını ve 2010’da bitirdiğini ifade eden Avcı, şöyle devam etti:

“İçinde olmasam inanmam, mutlaka bir şeyler yapmıştır bunlar derdim. Ama ben böyle saçmalık, uydurma iş görmedim. Bu kadar hayati bir olayda olay yeri incelemesi yapıyorsunuz ama asgari şartları yerine getirmiyorsunuz. Bu deliller geçersizdir. Delil ancak hukuki toplanmışsa delil olabilir. Bilgisayar delillerini toplayan bizim arkadaşlar asgari şartları yerine getirmemişler. 1 saniyede 61 dosya transfer edemezsiniz. Bunu ancak bir virüs yapabilir.”

En son savunma yapan tutuklu gazeteci Nedim Şener ise şöyle konuştu: “Şükür bu güne gelebildik. Hapse girdiğim ilk gün, hapse düşen son insan olmak için çok dua etmiştim. Ancak öyle olmadı. Biz cemaatten nefret etmedik. Sadece merak ettik sonrada kitap yazdık. Hayatımda bana verilebilecek en büyük ceza utanmak olabilir. (Gazeteci Sedat Simavi’nin ‘Kalemini kır ama satma’ sözünü hatırlatmasının ardından gözyaşlarına hakim olamadı. Başkan Ekinci’nin, ‘İsterseniz kısa bir ara verelim’ demesi üzerine ara verildi)

Keşke dijitallerden bahsetseydim böyle duygulanmazdım. Haklılığın verdiği güçle savunma yapıyorum. Karşınızda adaletin gücünü görmek istiyorum. Terör örgütüne üyelik suçundan yargılamanın çok ağır bedelleri var. Kızım, ‘Babam terör örgütünden yargılanıyormuş. Babam gerçekten terörist ise onu desteklemem çünkü terörsitler insan öldürüyor’ dedi. Kesinlikle Ergenekoncu değilim. Bu herkes tarafından biliniyor, Dink cinayetinin aydınlatılması için çaba gösterdim.

Tahliye talebine red

Savunmaların tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti duruşmaya ara vererek,  sanıkların tahliye talebini değerlendirdi. Aranın ardından Başkan Mehmet Ekinci tahliye taleplerinin oy birliğiyle reddedildiğini açıkladı.

Mahkeme heyeti, sanık avukatlarının “görevsizlik” kararı verilmesi talebini de reddetti.

‘Tiyatroya hoş geldiniz’

Odatv duruşmasını aralarında Uğur Dündar, Aslı Aydıntaşbaş, Ayşenur Arslan ve Ruşen Çakır’ın da bulunduğu çok sayıda gazeteci ile CHP milletvekili İlhan Cihaner ve avukat Eşber Yağmurdereli de izledi. Duruşma başlamadan önce Uğur Dündar ile kısa süre sohbet etme imkânı bulan Nedim Şener’in, “Hoş geldiniz tiyatroya” şeklinde seslendiği duyuldu. Duruşmaya verilen arada da Dündar ile Şener sohbet etti. Dündar’ın, “Nedim Şener bundan sonra sabah şekeri olarak program yapar” sözleri gülüşmelere neden oldu.

‘Polisin kestiği parmak acıyor’

Nedim Şener, “20 yılda ulaşabildiğim tüm gerçekleri binden fazla haber ve 10 kitapta yazdım. Tüm yazdıklarımı yargılandığım 100’e yakın mahkemede savundum ama ilk kez yazmadığım şeyler nedeniyle tutukluyum. Benim, gazeteci olduğum bir olgudur, terörist ya da teröre yardım yataklık ettiğim bir yakıştırmadır. Ve bu yakıştırma tamamen polis kaynaklıdır. Bizde bir söz var; ‘Şeriatın kestiği parmak acımaz.’ diye, günümüzde ‘Adaletin kestiği parmak acımaz’ diye söyleniyor. Evet, adaletin kestiği parmak acımaz ama polisin kestiği parmak acıyor. Gerçeği yazma, bedeli ne olursa olsun gerçeği olduğu gibi yazmanın bedeli de maalesef artık hukuk eliyle ödetiliyor. Devletin imkan ve yetkilerini hukuk

sistemini araç olarak kullanan karanlık güçler Türkiye’nin düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki kara lekesi olan Hırant Dink cinayetinin aydınlanmasını engellemek için ne kadar pervasız olabileceklerini göstermişlerdir. Bu oyunu bozmak da yine bağımsız yargıçlara düşmektedir. Huzurunuzda Ergenekon örgütüne yardım iddiasıyla yargılanıyorum ancak Ergenekon ile Dink cinayeti arasındaki bağlantıyı ortaya koyan şemaları yayınladığım için de Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘Ergenekon soruşturmasında gizliliği ihlal’ iddiasıyla yargılanıyorum. Yani ben yardım ve yataklık yaptığım bir örgütü deşifre eden ve bu örgütün Dink cinayeti arasındaki bağlantıyı gösteren şemaları yayınlayan bir kişiyim” diye konuştu..


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.