Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Makale 20 Ekim 2026 10:21 20 Ekim 2026 10:24

ORTA DOĞU: İnanç Üzerinden Kimlik İnşası

İslam aleminin derin ayrışması, liderlik tartışması...

Zaman içinde siyaset, devlet ve kimlikleri biçimlendiren grif, çok katmanlı ve aşamalı bir mücadele, yüzyılların bir türlü sönümlenmeyen bir tarihsel mesele. Günümüz Sünni-Şii gerilimini, anlamak için sadece mezhepsel farklılıklara değil, geçmişin iktidar ve siyaset haritasına da bakmak gerekir.

Neden mi?

Hz. Muhammed’in vefatı sonra ortaya çıkan hilafet tartışması, bu meselenin başlangıcının ilk büyük kırılma noktasıydı. Çünkü; Hz. Ebubekir’in halife seçilmesi aşamasında, Hz. Ali’nin statüsü, Ehl-i Beyti’n önderliği konusu İslam dünyasının bugüne varan ayrışmış inanç ve siyasi geleneklerin zeminini hazırladı. 

Hz. Ali döneminde (656) Cemel Vakası, (657) Sıffin Savaşı ve özellikle Emevî devletinin Yezid iktidarında (680) Kerbela hadisesinde Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi, bugüne varan ayrışmanın hafızasını derinden şekillendirdi. Kerbela hadisesi, Şiilik için sadece geçmişte yaşanmış bir trajedi değil; adalet, fedakârlık ve zulme karşı duruşun sembolü oldu.

Bu tarihi olay, dünden bugüne ulaşan yalnızca kesintisiz bir mezhep savaşı olmadı Zaman içinde mücadelenin biçimi, zamanı değişti. Bazen siyasi iktidar mücadelesi, bazen dinî yorum farklılığı, bazen de hanedanların hakimiyet mücadelesinde belirleyici oldu.

10. yüzyılda Mısır’da Şii Fatımi Devleti’nin yükselişi, Bağdat merkezli Sünni Abbasî liderliğine alternatif bir siyasi ve dinî otorite oluşturdu. İlerleyen süreçte İran merkezli (1501) Şah İsmail’in kurduğu Safevi Devleti, On İki İmam Şiiliğini devletin resmî mezhebi yapması ile tarihi mücadelenin seyrini değiştirdi. Bundan sonra mezhep; inanç alanından, devlet kimliğini şekillendiren bir argüman olarak da öne çıkmıştı.

Sünni-Şii liderlik rekabetinin en kritik askerî dönüm noktası ise, (1514) Çaldıran Savaşı olmuştu. Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim ile Safevi sultanı Şah İsmail’i Çaldıran'da buluşturan bu savaş, mezhepsel ayrılığın jeopolitik mücadele ile nasıl iç içe geçtiğini gösterdi. Osmanlıların askeri teknolojisinin üstünlüğü savaşın sonucunu belirlemişti. Fakat Çaldıran Savaşı ile Anadolu, İran ve Irak üzerindeki nüfuz mücadelesi yeni bir aşamaya geçmişti.

İki Türk devletinin rekabeti Bağdat, Tebriz ve kutsal şehirler gibi alanlar artık sadece askerî hedefler olmasının ötesinde, iktidarların dinî meşruiyetlerinin sembol ve hedefleri oldu. 

Bölgedeki devletler hangi mezhebi benimsemişse onu yer yer toplumu birleştirici bir kimlik, yer yer rakibini sınırlandırma ve sıkıştırmanın yer yer devletlerin iç yapısına müdahale aracı olarak kullandı. Mezhep farkları, hanedanların çıkarları ve bölgesel hâkimiyet hesaplarının ana temasıyla birleşti.

Bu ayrışma sosyo-kültürel hafızada da kuşaktan kuşağa aktarıldı. Dört halife ve sahabe anlayışı Sünnilerde önemli bir yer tutarken, Ehl-i Beyt ve On İki İmam, imamet fikriyatı Şiilerde merkeze yerleşti. Muharrem ve Aşure törenleri, Kerbela’nın hatırasını canlı tutulmuş ve toplumsal kimliklerin oluşumunu derinden etkiledi. 

Bugünün Ortadoğu’suna geniş perspektiften bakıldığında bu rekabet ve mücadelenin tarihi izleri net şekilde görünür. İran-Irak savaşı ve sonrasında 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra bölgede değişen siyasi güç dengeleri, İran’ın bölgesel etkisinin artması, Irak ve Suriye’deki çatışmalar ve farklı silahlı yapıların yükselişi, mezhep kimliğini yeniden Ortadoğu siyasetinin merkezine taşıdı. Ancak bu gelişmeleri elbette yalnızca Sünni-Şii mücadelesi ile açıklamak eksik kalır. Devletlerin güvenlik kaygıları, iktidar mücadeleleri, dış müdahaleler, ekonomik sorunlar, enerji potansiyeli, kültürel hafızanın oluşturduğu düşmanlıklar ve sosyal eşitsizlikler de belirleyici olmuştur.

Şu bir gerçek ki; mezhep, tek başına savaşların sebebi değildir; lakin iktidar mücadelesinin ana dili hâline gelirse çatışmaları derinleştirmekle kalmaz genişletebilir. Kerbela ile başlayan acılar, yüzyıllar boyunca değişen sınırlar aynı gerçeği ortaya koyuyor: Toplumlara inançlarla kimlik kazandırabilir; fakat inançlar siyasi hesaplarla keskinleştirildiğinde toplumlar arasına aşılması güç duvarlar da örebilir.

Sünni-Şii tarihi sürecini anlamak için, inanç ile iktidarın nasıl birleştiğini, nasıl birbirine araç olduğunu görmek çok ince bir çizgide hassasiyet ile incelemek gerekir. Çünkü; Ortadoğu tarihinde belki mezheplerin adı değişmiyor ancak mücadelelerin aktörleri, hedefleri ve yöntemleri değişiyor. Ne yazık ki; çoğu kez bedelini de iktidarlar değil, iktidarları elinde tutmayan sıradan masum insanlar ödüyor.

“Mezhepler farklı yolları anlatabilir; fakat kardeşliği unutan bir inanç, aynı kıbleye yönelen kalpleri birbirine düşürerek dinin özüne yabancılaşır.” 

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!