Doğruya Doğru, Yanlışa Yanlış Diyebilmek
Trabzonspor’umuz hafta sonu ilk maçına çıkıyor.
Yıllardır analizlerimizle, sahada gördüklerimizi ve futbol aklımızı dilimiz döndüğünce sizlere aktarmak için buluşuyoruz.
Ancak sosyal medyanın yaygınlaşması ve türeyen trol orduları yüzünden futbol konuşmak da yazmak da artık bambaşka, tuhaf bir hale geldi.
Futbolu çoğumuz neden bu kadar çok seviyoruz?
Sadece 90 dakika boyunca bir topun peşinde koşan 22 kişiyi izlemek için mi? Tabi ki hayır. Futbolu asıl büyülü kılan; bir dogma olmamasıdır. Aynı maçı, aynı duygularla izleyen iki insanın maç sonunda farklı fikirlere sahip olup medenice tartışabilmesidir. Biri oyunu sağ kanattan kurmamız gerektiğini söyler, diğeri orta sahadaki dirençsizlikten dem vurur. Biri teknik direktörün hamlesini alkışlar, diğeri zamanlamasına kızar. Futbolun güzelliği tam olarak bu "gri alanda", bu fikir çeşitliliğinde saklıdır. Zaten futbol bu yüzden güzel değil mi?
Ne yazık ki son yıllarda toplumun geneline yayılan tehlikeli kutuplaşma ve tabulaştırma virüsü futbola da tamamen sirayet etti. Fikir belirtmek adeta bir cesaret işine dönüştü. Çünkü bir şey söylediğiniz an, futbol aklınızla veya analizinizle değil; kimin tarafında olduğunuzla etiketleniyorsunuz.
Taraftarlık, bir fikir alışverişi olmaktan çıkıp "A Tarafı" veya "B Tarafı" olma savaşına dönüştü. Tarafı olduğunu kutsamak, karşı olduğunu ise yok saymak ana kural haline geldi. "Ya bendensin ya düşmanımsın" kolaycılığı, taraftarın nitelikli eleştiri yapma ve futbol konuşma hakkını elinden alıyor.
Bakın çevrenize; bugün bir grup taraftar için Fatih Tekke tartışmaya tamamen kapalı bir tabu.
Fatih Tekke bu toprakların yetiştirdiği en büyük efsanelerden biri. Aidiyeti, kalitesi, futbol birikimi ve bu kulübe olan sevgisi tartışılmaz. Ancak bir maçta size göre yaptığı taktiksel hatayı, yanlış oyuncu değişikliğini ya da kadro tercihini dile getirdiğiniz an, bir grup tarafından anında Trabzonspor’a ihanet etmekle suçlanıyorsunuz.
Oysa bir teknik adamın sevgisi ya da efsane oluşu, onun sahadaki tercihlerini eleştirilmez kılmaz. Fatih Tekke’yi eleştirmek Trabzonspor düşmanlığı değildir; aksine futbolun doğasına saygı duymaktır.
Madalyonun diğer tarafında ise Fatih Tekke’ye ne yaparsa yapsın hiçbir şeyi beğenmeyen bir grup var. Dünyayı önlerine serseler, Tekke’nin tek bir doğrusunu kabul etmiyorlar.
Yönetim Tarafında da Durum Farksız. Kulübün ekonomik yapısını düzeltmek için atılan doğru bir adımı, yapılan iyi bir işi takdir ettiğinizde anında yönetimci damgası yiyorsunuz. Aksine, transfer politikasındaki bir hatayı veya kadro planlamasındaki bir eksikliği dile getirdiğinizde ise bir anda kulüp düşmanı ilan ediliyorsunuz.
Eğer Fatih Tekke’den tarafsan, onun tek bir hatasını bile tartışamazsın. Eğer Ertuğrul Doğan’dan tarafsan, onun tek bir yanlışını bile kabul edemezsin. Tam tersi; eğer bu isimlerden birine karşıysan, dünyayı önlerine serseler yine tek bir doğrularını takdir edemezsin!
Oysa bizler birer robot ya da biat eden militanlar değiliz; bizler bu kulübü seven, kendi fikri olan futbolseverleriz.
Trabzonsporlular olarak bazen aynı fikirde oluruz, bazen farklı... Futbolu tutkulu ve güzel kılan zaten budur. Birini sevmek ya da desteklemek, onun her yaptığını bir dogma gibi kabul etmeyi gerektirmez.
Herkesin tek bir kişiye biat ettiği, hiçbir hatanın tartışılmasına izin verilmediği yerde futbol aklı ölür; yerini sloganlara bırakır.
Tabuların arasına sıkışmadan, kendi fikrimizin arkasında durarak, gri alanların ve futbolun tadını çıkarabileceğimiz bir sezon olması dileğiyle...