banner192

Öksüz: Yargıtay'dan döner

Yeniden yargılamayla mahkemede şike suçlularının beraat ettirilmesi ve şike delillerinin yok edilmesi kararının çıkması özelikle bordo mavi camia tarafından tepkiyle karşılandı.   Trabzonspor karara itiraz ederken Taka gazetesi yazarı İhsan Öksüz konuyu k

Öksüz: Yargıtay'dan döner

Yeniden yargılamayla mahkemede şike suçlularının beraat ettirilmesi ve şike delillerinin yok edilmesi kararının çıkması özelikle bordo mavi camia tarafından tepkiyle karşılandı.
 
Trabzonspor karara itiraz ederken Taka gazetesi yazarı İhsan Öksüz konuyu kaleme alırken mahkemenin kararının Yargıtay'dan döneceğini yazdı.
 
İşte Öksüz'ün bugünkü yazısı;
 
Türk Futbolu dünyanın en iyileri arasında değil, millilerimiz Avrupa’nın bile sıra takımlarından biri konumunda… Avrupa Şampiyonası elemelerinde ilk 3 maçta tek puan alan milli takım son maçlarındaki performansı ile ancak grup üçüncülüğü şansını yakalayabildi. Bu fırsatı kullanıp kullanamayacağını siz bu satırları okurken öğrenmiş olacaksınız.
 
Demek ki milli takımımız ve diğer futbol ekiplerimiz bu meşin topu iyi oynayamıyor! Ama sahada… Saha dışında ve masada ise çok iyi beceriyor. Yani ülke olarak futbol “oyununu” saha dışında ve masada dünyanın en iyi beceren ülkelerinden biri, belki de tekiyiz!!!
 
Bunu ispat etmek için büyük çabaya gerek yok! Şu sulandırılan 3 Temmuz şike davasına bakın yeter! Ama at gözlüğü ile değil ve sadece bakmayın; bir de görün!!! Evet, gerçek manada görenler olmuştur ama, ne yazık ki burası Türkiye’dir ve burada her şey evrensel ölçülere değil, kendi normlarımıza göredir!!!
 
Hala “Şike var mı yok mu, yapıldı mı, yapılmadı mı?”yı tartışıyoruz! Bu ülkede hemen herkes şikenin yapıldığını biliyor. Ama dedik ya bilmek başka, kabul etmek başka… Üstelik bunun mahkemesi yapıldı, Yargıtay safhası geçildi, UEFA, UEFA Tahkim Kurulu şikeyi kabul etti. CAS onayladı. Son olarak İsviçre Federal Mahkemesi de tasdik etti ve şike tüm safhaları ile ülke futbolunun yüzüne çarpıldı!
 
Ama ülke futbolunu yönetenlerin böyle bir kaygısı yoktu! Çünkü siyaset de şikeyi kabul etmek istemiyordu! Pardon, Fenerbahçe’nin şikeden ceza almasını istemiyordu! Başta iktidar partisi, genel başkanları, sonra muhalefet; şikeden dolayı Fenerbahçe’ye zarar gelmesini istemiyordu!!! Çünkü oy kaygıları vardı. Haklıdan değil güçlüden yanaydılar. Meclisteki AKP, CHP ve MHP her konuda ayrı düşüyor ama şikede birleşiyorlardı! Siyasi görüşü ne olursa olsun bir tek HDP şike ve şikeciler konusunda tam bir tavır sergiliyordu.
 
Şike konusunda tüm mahkeme safhaları geçildikten çok sonra 17- 25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları oldu. İşte şike konusunda daha önceki mahkeme sürecinde hiçbir şeye itiraz etmeyen, “Şike yaptımsa Fenerbahçe için yaptım” diyenler iktidarın başı gibi bir “kumpas’tan” söz etmeye başladılar. Ve ne idüğü belirsiz bir “yeniden yargılanma” talebinde bulundular. Bunun ne anlama geldiğini o zaman anladık ve gerekli ikazlarımızı yaptık ama Trabzonspor adına olaya müdahale edecek kimse kalmamıştı. Çünkü sırf “ Ya o kupayı alacağım, ya da o kupa beni alacak” diyerek Trabzonspor başkanı seçilen İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu’nun artık “bir şike derdi” kalmamıştı!
 
Sonrasını iyi biliyorsunuz. 1 Kasım seçimleri öncesinde bu iş bitmeliydi! Belli ki birileri bu işin artık bitirilmesini istiyordu. Nitekim de “şimdilik” bitti!
 
Amma 40 yıldan beri bu işin içinde olan bir spor yazarı olarak şunu söyleyebilirim ki; bu yeniden yargılanma talebi ve şikecilerin “beraatleri” Yargıtay’dan çok büyük ihtimalle döner! Bunu “Şike Davası”nda Trabzonspor’un hakkını en iyi savunanlardan Avukat Nusret Yılmaz’ın şu görüşleri üzerine yazıyorum:
 
“Yeniden yargılama sebepleri kısa adı CMK olan Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311’inci maddesinde tek tek sayılmıştır. Bu maddede belirtilen hallerin dışındaki bir sebeple yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez. 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılaması yapılan şike davasında bu sebeplerden hiçbiri mevcut değildir.
 
Hukukçular iyi bilir: Yargılama hukukunun temel ilkelerinden birisi de yeni kanunun “ Ölmüş bir işlemi diriltemeyeceği” gerçeğidir. Buna göre bir usul işlemi yapıldığı sırada, yürürlükte bulunan kurallara göre yapılan işlem geçerli olup, sonradan yürürlüğe giren kanun, lehe de olsa bu işlemin gereksizliği ve yeniden yapılması sonucunu doğurmaz.
 
Bu davada, önceki yargılamayı yapan 16’ncı ACM de kanunla kurulmuş, yargılama usulleri kanunla belirlenmiş ve yaptıkları yargılamalar geçerli olan mahkemedir. Yürürlükteki kanuna uygun olarak elde edilen deliller, yapılan değişiklikle hukuka aykırı hale delil haline gelmezler”
 
Bundan şunu anlıyoruz: Şike davasına esas olan tapeler, teknik takipler, görüntü almalar tamamen yasal ve hakim izni ile yapılmışlardır. Bunun için yapılan mahkeme sonuçlanmış ve Yargıtay da onaylamıştır. Bundan sonraki kanun değişikliğinin bu dava için hükmü yoktur! Çünkü karar her aşaması ile kesinleşmiştir! Bunu ben değil yasalar ve gerçek hukukçular söylüyor.
 
Şike davası ile ilgili çok samimi söylüyorum ki hiç kimsenin hapis yatmasına taraftar değilim! Bunu defalarca dile getirdim. Sportif suçun cezası da sportif olmalıdır. Amma yeniden yargılama ile fiili bir durum, hukuk kılıfına uydurulmuş görünüyor. Şike vardı ama, TFF kabul etmiyordu! Şimdi ise hukuk kılıfını da bu fiili duruma uyarlamış oldular! Ama beyhuda… Öncekinde olduğu gibi bu dava Yargıtay’dan geri döner! Ama 3 ay, ama 3 yıl sonra…
 
Burada Trabzonspor kulübü başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun ve yönetimin sessiz kalışı da bu yeniden yargılama davası kadar manidardır! Hacıosmanoğlu bunu nasıl izah eder bilemem ama Trabzonspor tarihine hiç de iyi izlenimlerle yazılmayacağı gerçektir.
 
“İskender” İmparatorluğu
 
O bizim “Artist ağabeyimiz”, ya da Tezveren Dede’mizdi! İlkokul mezunu olmasına rağmen birkaç fakülte bitirmiş gibiydi! Şenol Güneş “İlkokulu, orta okulu, liseyi, üniversiteyi bitirdim ama hayatı ondan öğrendim!” sözünü boşuna söylememişti. Artist ağabeyimizdi çünkü, bildiği halde bilmiyor gibi davranırdı. Bir gün yanına uğramazsak “ Nerdesin oğlum, bir aydır görünmüyorsun!” diye takılırdı. Tezveren Dede idi çünkü, mekanı her zaman dostları ile dolup taşardı. Bu lakapları ona ben takmadım ama, yüzüne karşı ben söyledim. Çok tartıştık ama hiç kavga etmedik. Onun nezdinde benim de özel bir yerim olduğunu biliyorum. Hem ağır başlı, hem de cüsseli ve kalıplıydı. Karşısındakine saygı ile birlikte bir ürküntü verdiği de gerçekti. Yani aslında Kenan İskender az konuşmasını ve ikna edici tavırlarını, güçlü kolları ile de destekliyordu!
 
Eski başkanlardan sevgili Ahmet Celal Ataman, Kenan İskender’i şöyle anlatmıştı: “Beraber yönetim kurulundayız. Önemli bir futbolcu ile transfer görüşmemiz var. Ben dahil birçok kişi görüştük ama futbolcu bir türlü bizimle anlaşmıyor. Kenan “Bir de ben görüşeyim” dedi. Ve futbolcu ile görüşme odasına girdi. Kısa bir süre sonra görüşme sona erdi. Futbolcu ile anlaştı ve üstelik bizim verdiğimiz ücretin da daha azını vererek bunu yaptı. Kenan’ın hitabeti çok iyi değildi, çok iyi konuştuğu da söylenemezdi ama, onun ikna kabiliyeti hiçbirimizde yoktu. Bunu nasıl yapıyordu hiç anlamış değilim.”
 
Kenan İskender, Akçaabat Sebatspor’un eski başkanı rahmetli Kazım Kolot’u çok severdi. Akçaabat Sebatspor’un 1990’lı yılların sonlarında 2.ligde düşmeme mücadelesi verdiği dönemde Kenan İskender, beni, eski arkadaşı Cemalettin Akçay’ı ve büyük oğlu Murat’ı yanına alarak Fatih Stadı’ndaki Akçaabat Sebatspor – Ünyespor maçına gittik. Maçın sonlarına doğru Ünyespor önde oynuyor ve tribünler kaynıyor! Sahaya taş atmaya başlayan bazı fanatikler var. Sebatspor kulüp başkanı Kazım Kolot da bir ara duran maçta sahaya kadar girip tribünlerin önüne geliyor “ Yapmayın, etmeyin. Taş atmayın. Sahamız kapanacak. Birkaç maçımız daha var. En azından bu maçta sahamız kapanmasın” diye yalvarıyor ama aldıran yok. Bunlardan biri de yanımızda ve sürekli Kolot’a küfrediyor. Kenan Ağabey adamı silkeleyip “Küfretme, taş da atma…!” diye dürttü. Adam, Kenan Ağabey’e şöyle bir baktı ve “Sen de kimsin be?” diyerek tekrar sahaya taş atmaya ve küfre başladı. Kenan Ağabey “Ulan sana demiyor muyum?” diyerek adamı bir tuttu ve öyle bir tokat attı ki küfürbaz adam önündeki kalabalığın üzerinden en az 4 -5 metre savruldu. Milletin şaşkın bakışları arasında carçabuk tribünden ayrıldık.
 
Kenan İskender’le ilgili çok güzel yazılar yazıldı, güzel sözler söylendi. Emin olun bunların tamamı gerçektir. Eli açıktı, gizli bir yardımseverdi. Adnan Sungur’a işsiz kaldığında kasasını açıp “İstediğin kadar alabilirsin! derken samimi idi. Bunu gösteriş için değil, gerçekten yardımsever ve kadirşinas olduğu için yapardı. Bunların çoklarına bizzat şahit oldum.
 
Yemeyi ve yedirmeyi çok severdi. Yeter ki ne kadar yediği anlaşılmasın! En büyük özelliklerinden biri de giyim, kuşamı idi. Trabzon’un en şık giyinen insanlarından biri idi. Yaklaşık 40 yıldır tanıdığım Kenan Ağabeyi bir kere olsun kirli sakallı görmedim!
 
Sevildiği kadar sevmeyeni de vardı. İnsanlara ters gelen bazı halleri yok değildi ama, bana göre ilkokul mezunu bir insanın sıfırdan başlayıp Ahmet Suat Özyazıcı’nın deyimi ile koskoca bir “İskender İmparatorluğu” kurmasını birçokları kıskanıyordu galiba… Trabzonspor’da çok önemli görevler yapmasına rağmen kendi reklamını yapmaya hiç tenezzül etmedi. Trabzonspor’un onun dönemindeki başarılarını belgeleyen çok az fotoğrafta yer almıştır. 40 yıldır basın camiasındayım; ağzı bu kadar sıkı başka bir yönetici tanımadım.
 
Tam 14 yıl acılar içinde yaşayıp da isyan etmeyen inanılmaz bir sabrı vardı. Hangimiz böylesine acılara değil 14 yıl, 14 gün, hatta 14 saat dayanabilirdik? Cenazesine neredeyse tüm Trabzon adeta aktı. Sevgili Nizamettin Algan’ın Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’ndeki törende yaptığı konuşmada herkesi duygulandırdı. İstanbul’dan, Ankara’dan başka kentlerden çok seveni geldi ve onu uğurladı. Trabzonlu olanların katılmalarına son derece doğaldı. Sadece benim görebildiklerim arasında Salih Erdem, Ahmet Celal Ataman, Faruk Özak, Özkan Sümer, Atay Aktuğ, Erdal Atalay, Ahmet Suat Özyazıcı, Şenol Güneş, Hüseyin Tok, Necati Özçağlayan, Turgay Semercioğlu, Şota Arvaledze, Giray Bulak, Sadi Tekelioğlu, Hami Mandıralı, Lemi Çelik, Hamdi Zıvalıoğlu, Hamdi Aslan gibi birçok isim vardı. Görmediğim ve unuttuğum daha birçok kişi… Ünal Karaman, Tolunay Kafkas ve Osman Özköylü gibi Trabzonlu olmayan ama Trabzonspor forması giyen eski futbolcuların cenaze için Trabzon’a gelmeleri çok büyük incelikti doğrusu…
 
Kenan Ağabey bu dünyada iz bırakan insanlardan biriydi. İnsan için en önemli vasıflardan biri de “iz bırakmak” değil mi? Kenan Ağabey’i anlatmakla bitirmemeyiz.
 
Her şeye rağmen yine de onu “ Bu Dünyadan KENAN İSKENDER Geçti” adlı biyogrofik eserde uzun uzun anlatmaya çalıştım. Tüm hikayesini, çocukluğunu, gençliğini, Behice Hanım’la izdivacını, “kendisini geç tanıyan” çocuklarını, ortağı ve gerçekten can dostu Mustafa Kayıkçı’yı, dostlarını ve elbette bitmek tükenmek bilmeyen yemek hikayelerini… Mekanı cennet olsun…
 
Asil Bir Ölüm!
 
Bu hafta Kenan İskender ve “yeniden yargılama” konuları dışında yazmayacaktım. Ancak, Levent Kırca’nın da ölümü üzerine yazmamak haksızlık olur diye düşündüm. Çünkü bana göre çok büyük bir sanatçı olan Levent Kırca, son derece asil bir şekilde hayata veda etti. Ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen Kırca, Hürriyet’ten Ayşe Arman’a 13 Eylül 2015 yani bir ay önce verdiği röportajda “ İsyan etmiyorum. “Neden ben?” demek bu vatan için şehit olan gençlere haksızlık olur. Ölüm bir haktır. Onu hak etmeye çalışıyorum. Doğumu yaşıyoruz. Ölümü de hakkıyla yaşamamız lazım. Ağlayıp, sızlayıp onu rezil etmemek gerek. Adam gibi ölmeyi de bilmek gerek” demişti. Hangi insan ölümü böylesine vakur karşılayabilir? Kırca, saygıyı bir kere daha hak ediyor. Hele kendisine verilen ödülü almaya gidemeyen ancak bir mektup yazarak duygularını “ …Daha iyi bir dünyada görüşmek üzere, Atatürk’le kalın, Cumhuriyet’le kalın, hoşça kalın!” öz cümlesi ile ifade eden ve herkesle vedalaşan, böylesine asil bir şekilde hayata gözlerini yuman Levent Kırca’ya Allah’tan rahmetler diliyorum.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ali duran - 1 yıl önce
Hiç bir şeyde olmaz boşuna umutlanmayın
Avatar
Hayri - 1 yıl önce
Bu millet anlamaz ancak Kırca'ya arkasından küfür ederler çünkü o beyefendilerini çok eleştirmişti!!
Avatar
Orhan - 1 yıl önce
Hanki yarkitaydan donecekmis bu yargitay bildigimiz turk yargitayi.unutun onlarda insan ve emir kulu .onlatda talimati almistir
Avatar
REMZİ ERBAŞ - 1 yıl önce
BU YAZINDAKİ İŞLEDİĞİN KONULAR VE KİŞİLER HAKKINDAKİ SAMİMİYETİNDEN DOLAYI KUTLUYORUM SİZİ. DİLERİM HEP BÖYLE DEVAM EDERSİN...