Trabzon'da belediyelerde en büyük sorunu liyakat mı, referans mı?
Trabzon'daki belediyelerde yaşanan sorunları zaman zaman gündeme taşıyoruz. Çünkü görmezden gelinecek gibi değil yaşananlar. Konuşulmayanı konuşmak, üzeri örtülmeye çalışılanı yazmak gerekiyor bazen.
En büyük sorunlardan biri personel düzeni. Daha doğrusu düzensizliği. Liyakat mı? Ne yazık ki çoğu zaman listenin en sonunda. Onun yerine eş, dost, akraba, partili, referanslı olmak yetiyor birçok kapının açılmasına. İşe alınırken de bu kriterler öne çıkıyor, görevde kalırken de.
Aynı aileden birkaç kişinin belediyede çalıştığına rastlamak artık kimseyi şaşırtmıyor. Hangi birimde olduklarının da pek önemi kalmıyor. Önemli olan belediyede bir yer edinmek. Sonrası zaten kendiliğinden geliyor.
Bir de dokunulmazlar var. Yerleri değiştirilecek olur, telefonlar peş peşe çalışmaya başlar. Referans oldukları siyasetçiler devreye girer hemen. Bir bakarsınız, değişmesi gereken yine değişmemiş. Sistemi yöneten yönetmelikler değil, hatırlar olmuş.
Koridorlarda hizmetten çok dedikodu dolaşıyor. "Kim nereye atandı?", "Hangi müdür gidiyor?", "Kimin koltuğu boşalacak?" İş üretmekten çok koltuk hesabı yapılıyor. Kuruma katkı sunmak yerine birbirinin ayağını kaydırmanın yolları aranıyor.
Daha vahimi ise mesai anlayışı. Sabah gelip kartını basan, ardından ortadan kaybolan personellerden söz ediliyor. Belediye binasında ararsınız, bulamazsınız. Kafede vardır, parkta vardır, alışveriş merkezindedir belki. Akşam olunca yeniden gelir, kartını basar. Ay sonunda da maaşını eksiksiz alır. O maaşın vatandaşın vergileriyle ödendiğini ise nedense kimse hatırlamaz.
Bir de utanmadan "Neden mesai ücreti alamıyorum?" diye hesap soranlar var. Gün boyu kurumda görünmeyen, yaptığı işle değil yaptığı dedikoduyla öne çıkan kişiler bunlar. On beş dakika fazla kalınca mağdur ilan ediyor kendini. Günün geri kalan saatlerini ise kimse sorgulamıyor.
Elbette herkes böyle değil. Belediyelerin yükünü sırtlayan, alın teri döken insanlar da var. Kavurucu sıcağın altında asfalt dökenler var. Kanalizasyon tamir edenler, su hattı onaranlar, sahada saatlerce çalışanlar var. Belediyeyi ayakta tutan da onlar zaten. Ama aynı maaşı, aynı hakları; gününü boş geçirenlerle paylaşmak zorunda bırakılıyorlar.
İşin en düşündürücü yanı ise yöneticilerin içine düştüğü tablo. Sistem kurmaya çalışıyorlar belki. Kurallar koyuyorlar. Ama işlemiyor. Çünkü bazı personellerin arkasındaki siyasi güç, kurum disiplininden daha etkili hale gelmiş durumda. Amir, personeline söz geçiremiyor. Geçirmek istese bile çoğu zaman cesaret edemiyor.
Öyle isimler var ki ne bilgi var ne tecrübe ne de kuruma kattıkları bir değer. Buna rağmen amirine parmak sallayacak cesareti kendinde bulabiliyor. Çünkü biliyor; sırtını dayadığı yer sağlam. Böyle olunca makamın değil, referansın sözü geçiyor.
SONUÇ MU?
Çalışan çalıştığıyla kalıyor. Çalışmayan ise makam hesaplarıyla gün geçiriyor. Kurum içinde gruplar oluşuyor, kamplaşmalar büyüyor, huzur kalmıyor. İş konuşulacağına insanlar konuşuluyor. Hizmet üretileceğine dedikodu üretiliyor.
Belediyeler siyasetçilerin yakın çevresini istihdam etme makamı değildir. Vatandaşa hizmet etme yeridir. O koltuklar da kimsenin aile şirketi değildir.
En acısı da şu...
Bu düzenin bedelini yöneticiler değil, gerçekten çalışan personel ile hizmet bekleyen vatandaş ödüyor. Vergisini eksiksiz veren vatandaşın parasıyla maaş alanların, mesaiyi kafelerde tamamlaması kabul edilebilir değildir. Bunun adı çalışma düzeni değil, kamu hakkının istismarıdır.
Birileri artık rahatsız olmalı bu tablodan. Çünkü belediyeleri çürüten asfaltın bozulması değil; liyakatin yerini referansın, çalışmanın yerini kayırmacılığın almasıdır.


