Trabzon Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ebru Demircioğlu ile Türk kadınının tarihsel rolü konuşuldu

Trabzon Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Demircioğlu, Türk kadınının yalnızca aile içinde değil, medeniyetin şekillenmesinde de önemli rol üstlendiğini söyledi.
Trabzon Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ebru Demircioğlu ile Türk kadınının tarihsel rolü konuşuldu

Trabzon Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Demircioğlu, Türk kadınının tarih boyunca toplum ve devlet hayatındaki yerini anlattı. Demircioğlu, Türk kadınının yalnızca aile içinde değil, medeniyetin şekillenmesinde de önemli rol üstlendiğini söyledi.

Trabzon Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Demircioğlu ile Türk kadınının tarihsel rolü üzerine bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün anlamı, Türk tarihinde kadınların konumu ve Cumhuriyet döneminde kadınların elde ettiği haklar ele alındı.

İşte o söyleşi;

– 8 Mart denildiğinde çoğu insan için bu sadece bir kutlama günü. Siz bu günü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında 8 Mart yalnızca bir takvim günü değildir. Bazen bir gün, bir toplumun vicdanını hatırlatır. 8 Mart da böyle bir gündür. Bugün dünyanın dört bir yanında Uluslararası Kadınlar Günü olarak anılıyor. Fakat bu tarih yalnızca bir kutlama değil; kadın emeğinin, cesaretinin, eşitlik mücadelesinin ve insanlığın ortak vicdanının sembolüdür.

Kadın emeğinin görünür hâle gelmesinde önemli dönüm noktalarından biri 1911 yılında New York’taki Triangle Gömlek Fabirkası yangınıdır. Bu trajedide 146 kadın işçi hayatını kaybetmiş ve dünya kamuoyu kadın emeğinin değerini çok daha güçlü şekilde fark etmiştir. Daha önce, 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen uluslararası bir kadın konferansı sırasında Clara Zetkin kadınların hak mücadelesini simgeleyecek uluslararası bir gün önerdi. Yıllar sonra Birleşmiş Milletler 8 Mart’ı resmî olarak tanıdı.

Fakat şunu özellikle söylemek gerekir: Türk kadınının gücü yalnızca modern çağın bir hikâyesi değildir. Türk kadınının toplumsal varlığı, tarih boyunca bir medeniyetin temel direklerinden biri olmuştur.

– Türk tarihine baktığımızda kadınların konumu hakkında neler söyleyebiliriz?

Türk tarihine baktığımızda kadınların yalnızca aile içinde değil, toplum ve devlet hayatında da güçlü bir yere sahip olduğunu görürüz. Orta Asya Türk devletlerinde “Hatun” unvanını taşıyan kadınlar kurultaylara katılır, diplomatik görüşmelerde bulunur ve devlet yönetiminde söz sahibi olurdu. Bugün modern siyaset literatüründe kullanılan political participation (siyasi katılım) kavramı Türk kültüründe asırlar önce hayat bulmuştur. Türk kadını tarihin en başından beri hayatın merkezindeydi.

Bu durum aslında Türk kültürünün kadına verdiği değerin en açık göstergesidir. Türk kadını yalnızca bir birey değil; bir toplumun vicdanını, ahlakını ve geleceğini taşıyan bir güçtür. Özellikle annelik rolüyle sadece çocuk yetiştirmez, aynı zamanda bir milletin karakterini inşa eder

Çünkü bir anne, yalnızca bir evlat büyütmez; bir toplumun yarınını yetiştirir.

– Selçuklu döneminde kadınların toplumsal rolü nasıldı?

Selçuklu döneminde kadınların toplum hayatındaki etkisi oldukça belirgindir. Terken Hatun devlet işlerinde önemli rol oynamış, Gevher Nesibe Sultan ise Kayseri’de kurduğu darüşşifa ile hem sağlık hizmeti sunmuş hem de hekimlerin yetişmesine katkı sağlamıştır.

Mahperi (Hunat) Hatun ve Mama Hatun gibi önemli isimler yaptırdıkları külliyeler, kervansaraylar ve sosyal yapılarla şehirlerin gelişimine öncülük etmiştir.

Bu eserler yalnızca mimari yapılar değildir; aynı zamanda bir medeniyetin merhamet anlayışını temsil eder. Selçuklu kadını sadece ailesini değil, şehirleri ve nesilleri de inşa eden bir güç olmuştur.

Türk kadınının tarih sahnesindeki bu varlığı bize şunu gösterir: Türk kadını, bir toplumun yalnızca yarısı değil; o toplumun ruhudur. Türk kadını yalnızca tarih yazmamıştır. Şehirler kurmuştur.

– Osmanlı döneminde kadınların topluma katkıları nasıl devam etti?

Osmanlı döneminde kadınların toplumsal etkisi özellikle vakıf kültürü üzerinden kendini göstermiştir. Hürrem Sultan, Kösem Sultan ve Mihrimah Sultan yaptırdıkları eserler ve hayır kurumlarıyla toplumun sosyal hayatına büyük katkı sağlamışlardır.

Bu vakıflar eğitimden sağlığa, yoksul yardımlarından şehir düzenine kadar birçok alanda toplumsal hayatı desteklemiştir. Osmanlı toplumunda kadınların kurduğu vakıflar bugün modern dünyada social responsibility (sosyal sorumluluk) olarak adlandırılan anlayışın erken örnekleri olarak kabul edilir.

Osmanlı kadını çoğu zaman tarih kitaplarında görünmez gibi görünse de aslında şehirlerin arkasındaki merhamet mimarlarından biridir. Çünkü Türk kadını yalnızca evin düzenini değil, toplumun vicdanını da koruyan bir güçtür.

– Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk kadınının rolü çok sık anlatılır. Bu dönemi nasıl yorumluyorsunuz?

Kurtuluş Savaşı yılları Türk kadınının fedakârlığının en çarpıcı şekilde ortaya çıktığı dönemlerden biridir.

Halide Edib Adıvar meydanlarda yaptığı konuşmalarla halkı direnişe çağırmış, Kara Fatma cephede mücadele etmiş, Şerife Bacı ise cepheye cephane taşırken hayatını kaybetmiştir. Bu kadınlar sadece bu isimlerden ibaret değiller yüzlerce isim sayılabilir.

Bu kadınlar sadece savaşın kahramanları değil, aynı zamanda bir milletin anneleri, öğretmenleri ve vicdanı olmuşlardır. Onlar bir milletin kaderini değiştiren cesaretin adıdır.

Türk kadını o yıllarda yalnızca bir mücadele vermemiştir; bir milletin bağımsızlık ruhunu büyütmüştür.

– Cumhuriyet dönemi kadınlar için nasıl bir dönüm noktası oldu?

Cumhuriyet, kadınların toplumsal haklarının güçlenmesi açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. 1930’da belediye seçimlerinde, 1933’te muhtarlık seçimlerinde ve 1934’te milletvekili seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

Üstelik bu haklar birçok Avrupa ülkesinden önce tanınmıştır. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınlara verdiği değerin en açık göstergelerinden biridir.

Cumhuriyet yalnızca bir yönetim değişimi değil; kadınların toplumun her alanında yer alabileceğini gösteren büyük bir dönüşümdür.

– Cumhuriyet’in yetiştirdiği kadınlar dünya çapında da başarılar elde etti. Bu isimler hakkında ne söylemek istersiniz?

Gerçekten de Cumhuriyet dönemi birçok ilham verici kadın yetiştirmiştir.

Sabiha Gökçen gökyüzünde bir öncü olmuş, Afet İnan bilim dünyasında önemli çalışmalar yapmış, Türkan Saylan sağlık ve eğitim alanında büyük hizmetler vermiştir. Halet Çambel bilimsel araştırmalarıyla uluslararası saygınlık kazanmış, Tansu Çiller ise Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olarak siyasi tarihe geçmiştir.

Bu isimler Türk kadınının yalnızca geçmişte değil, modern dünyada da ne kadar güçlü bir rol üstlenebileceğinin en güzel örnekleridir.

Türk kadını fırsat bulduğunda yalnızca kendi hayatını değil, bir toplumun ufkunu da değiştirebilir.

– Son olarak Türk kadınının toplumdaki yeri için ne söylemek istersiniz?

Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri aslında her şeyi özetler:

“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gereklerini elde etmesiyle yetinirse o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal
ve kusurun sonucudur.”

Ve yine onun çok anlamlı bir sözü vardır:

“Dünyada her şey kadının eseridir.”

Türk kadınının hikâyesi aslında bir medeniyetin hikâyesidir. Oğuz çadırlarından Selçuklu şehirlerine, Osmanlı vakıflarından Kurtuluş Savaşı cephelerine ve Cumhuriyetin modern kurumlarına kadar uzanan büyük bir yolculuktur bu.

Çünkü bir toplumun gerçek gücü ordularında değil, kadınlarının emeğinde, özgürlüğünde ve annelik şefkatinde saklıdır.

Ve Türk kadını, yüzyıllardır bu gücün en parlak adıdır.

Kaynak:Haber61

HABERE YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.