Trabzon’un tarihinden söz etmeyi seviyoruz. Eski sokaklarımızı, tarihi konaklarımızı, taş duvarlı evlerimizi anlatıyoruz. Peki ya bu yapılara ne oluyor? Kaç tanesi ayakta kalabilmek için mücadele veriyor, kaç tanesi her geçen gün biraz daha yıpranıyor?
Şehrin farklı noktalarında geçmişin izlerini taşıyan evler var. Kimi bakımsızlıktan dökülüyor, kimi boş kaldığı için kaderine terk ediliyor. Bir zamanlar ailelerin yaşadığı, nice hatıranın biriktiği bu yapılar, bugün kurtarılmayı bekliyor.
İşin bir de mülk sahipleri tarafı var. Tarihi bir evin sahibi olmak, her zaman avantaj değil. Çatıyı onarmak, duvarları sağlamlaştırmak, yapının aslına uygun restorasyonunu yaptırmak ciddi masraf gerektiriyor. İşlem öyle sıradan bir tadilat gibi de yürümüyor. İzinler, projeler ve koruma kuralları devreye giriyor. Maddi gücü yetmeyen mülk sahibi ne yapacak? Evi kendi hâline mi bırakacak?
Tarihi yapıları koruyalım demek kolay, onları ayakta tutmak ise emek ve kaynak istiyor.
Belediyelere, ilgili kamu kurumlarına ve koruma kurullarına burada önemli görevler düşüyor. Mülk sahiplerine sağlanan destekler artırılmalı, restorasyon süreçleri kolaylaştırılmalı, bakımsız kalan yapılar tek tek tespit edilmeli. Gerektiğinde ortak projeler geliştirilmeli. Elbette bütün sorumluluğu kamuya yüklemek de doğru değil. Mülk sahipleriyle birlikte çözüm aranmalı.
Trabzon’un tarihi evleri sadece birer bina değil. Geçmişten bugüne uzanan birer hatıra, şehrin kimliğinin parçası. Onları kaybettikten sonra fotoğraflarına bakıp hayıflanmanın kimseye faydası olmayacak.