Emekçiler Trabzon’da tek ses oldu! “Yaşasın 1 Mayıs”

Trabzon’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, geniş katılımla düzenlenen yürüyüş ve mitingle kutlandı.
Emekçiler Trabzon’da tek ses oldu! “Yaşasın 1 Mayıs”

Trabzon’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında düzenlenen yürüyüş ve miting, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Cumhuriyet Caddesi eski TEDAŞ önünde toplanan kalabalık, sloganlar eşliğinde Atatürk Alanı’na yürüdü. Alanı dolduran katılımcılar, birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti.

Mitinge , Tertip Komitesi, Türk-İş İl Temsilciliği, 1 Nolu Yol İş, Tes İş, Koop İş, Toley-İş, Belediye İş, Tek Gıda İş, Tes-Koop İş, Orman İş, Sağlık İş, Haber İş, Basisen Disk Emekli Sen, Add, Fındık Sen, Enerji Sen, Emekli Sen, Çiftçi Sen, CHP, DSP, TMMOB, TTB, Sol Parti, Sol Genç, TİP, TKP, Halkevleri, KTÜ Öğrenci Kolektifi, Ziraatçılar Derneği, Ormancılar Derneği, Birleşik Kamu İş, Eğitim İş, Yerel İş, Tarım Orman İş, TÜED (Türkiye Emekliler Derneği), İşçi Emeklileri Cemiyeti, Vira Trabzon, Türk Kadınlar Birliği, Kar-Kader (Karadeniz Kadınlar Derneği), Vatan Partisi, Femin Art, Çaykara Uzungöl Platformu, Araklı Karadere Vadisi Köyleri Derneği, Beşikdüzü Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, Turup, Velider, Şahmelik Köyü Derneği, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi, Tüm Emeklilerin Sendikası, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, katılım sağladı. 

Cumhuriyet Caddesi eski TEDAŞ önünde saat 13.30’da toplanan kalabalık, buradan Meydan’a yürüdü. Yürüyüşe bir çok vatandaş katıldı.

Türk-İş Trabzon İl Başkanı gokhan-gedikli 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamı nedeniyle ortak açıklama gerçekleştirdi.

Başkan Gedikli açıklamasında şu ifadelere yer verdi; Gökhan Gedikli: “Taşeron işçi çalıştırmaya, vergi ve gelir adaletsizliğine hayır!”

Trabzon'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı dolayısıyla Atatürk Alanında toplanan kalabalığa açıklamalarda bulunan Türk-İş Trabzon İl Başkanı Gökhan Gedikli: “Bugün, Emek ve Dayanışma günü 1 Mayıs, emeğin değerini hatırlatan; dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür. Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terinin karşılığını almak ve insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir. Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız. Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için bir aradayız. Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır. Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız.

Bugün buradayız çünkü geçinmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Her sabah yeni zamlarla uyanmakta,emeğimizin karşılığının eridiğini görmekteyiz. Hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır.Ücretler aynı hızda artmamakta, alım gücü sürekli düşmektedir.

Eskiden işsiz olan yoksul sayılmakta iken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele etmektedir. Bu tablo görmezden gelinemez.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir. Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yoksullaşmaktadır. Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görmektedir. Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir.

Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir. Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilirdir.

Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir. Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır.

Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir. Bu tablo kabul edilemez. Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Sendikal faaliyetler bazı işyerlerinde engellenmekte, hak aramak zorlaştırılmaktadır. Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır. Çalışanların özgürce örgütlenebildiği, korkmadan hak arayabildiği bir çalışma hayatı güvence altına alınmalıdır.

Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir. İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır. Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır. Taşeron işçilerin sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Kadro dışında kalanlar, aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır. Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır. Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir.

Çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı değildir. Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Genç yaşta çalışma hayatına katılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır.Staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır.

Engelli bireylerin çalışma hayatına katılımı da önemli sorunlar barındırmaktadır.

Yasal zorunluluklara rağmen birçok işyerinde engelli istihdamı yeterince sağlanmamaktadır. Erişilebilirlik eksiklikleri ve önyargılar, engelli bireylerin çalışma hayatında kalıcı olmasını zorlaştırmaktadır. Engelli bireyler için eşit fırsatlar sağlanmalıdır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir.

Gençler açısından tablo daha da ağırlaşmaktadır. Genç işsizliği artmaya devam etmektedir. Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkûm kalmaktadır. Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir. Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ güçlendirilmelidir.

Çocukların yeri okuldur ancak yoksulluk birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir.

Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir.

Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir. Ne yazık ki çocukların en güvende olması gereken yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır.

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır.

Çalışma hayatındaki riskler yalnızca ekonomik değildir. İş kazaları hala can almaktadır. Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir. Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir.

Bugünün emeklileri, geçmişin emekçileridir. Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir.

Emeklilik, yoksulluk değil; onurlu bir yaşam dönemi olmalıdır. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, yalnızca sınırları değil hayatları da derinden sarsmaktadır. Gazze’de süren yıkım ve İran çevresinde tırmanan çatışmalar; milyonlarca insanı yerinden etmekte, emeği yok sayan bir düzenin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Savaşın olduğu yerde üretim durmakta, insanlar işsiz kalmakta ve emek değersizleşmektedir. Göç etmek zorunda kalan milyonlar güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir. Bu durum yalnızca savaş bölgelerini değil, tüm dünyada emeğin değerini etkilemektedir. Çünkü savaş, emeğin düşmanıdır.

Barışın olmadığı yerde insanca bir yaşam kurulamaz. Bu nedenle emeği savunmak, aynı zamanda barışı savunmak anlamına gelmektedir.

Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz. Emeğin değeri korunmalıdır,

çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emek, dayanışma ve örgütlü mücadelemiz!” İfadelerini kullandı.

muhammet-ikinci

KESK Dönem sözcüsü Muhammet İkinci düzenlenen mitingde açıklama yaptı.

Muhammet İkinci açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

“Türkiye müstemleke ülkesi emekçi halkımız köle değil! Direneceğiz, mücadele edeceğiz, birleşecek ve hep birlikte kazanacağız!”

Bugün dünyanın ve ülkemizin dört bir yanında işçisi, emekçisi, yaşlısı, genci,  milyonlar kapitalist sistemin yarattığı zifiri karanlığı parçalamak için alanlarda.

Milyonlar,  çarklarını yoğun emek sömürüsü, işçi cinayetleri, savaş ve doğanın talanı, üzerinden döndüren emperyalist kapitalist barbarlığa isyan ediyor. Eşit, özgür, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya istiyor. 

Tablo açık; bir tarafta ezilenler bir tarafta ezenler, bir tarafta emekçiler, bir tarafta emekçilerin emeğinden geçinenler. Bir tarafta sömürücüler, diğer tarafta biz sömürülenler. Temel çelişki budur. O nedenle direnecek, birleşecek ve mutlaka kazanacağız!

Bu ülkede iş cinayetleri sıradanlaştı. MESEM’lerde çocuk işçiler yaşamını kaybediyor. 

İSİG raporuna göre son 13 yılda 852 çocuğumuzu iş cinayetlerinde kaybettik. 

Dahası bu ülkede okulda çocuklarımız ve eğitimciler öldü. 

Bir özeleştiri, istifa var mı? Yok! Açıklanan önlemler arasında çocuklara bir öğün sıcak yemek ve içilebilir temiz su var mı? Eğitimi eşit, parasız hale getirildi mi? Gelir dağılımındaki adaletsizliği giderecek sosyal, ekonomik politikalar için maliye bakanlığı sorumluluk aldı mı?  Toplumu kuşatan, şiddeti çözüm aracı haline getiren,  ötekileştirişi, dışlayıcı siyaset dili terk edildi mi?  Adalete ve hukuka olan güven zedelenmesini giderecek adımlar atıldı mı? Okulda şiddetin toplumda yaşanan şiddetin bir yansıması olduğu gerçeği ile yüzleşildi mi? 

Daha dün Türk İş tarafından rakamlar açıklandı. dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 112.000TL, açlık sınırı 34.000TL Ülkemiz zengin, halkımız yoksul. Bu düzeni değiştirmedikçe eşitlik ve adalet tesis edilemez. 

Ülkemizde gerçekleri yazmak tutuklanma sebebi olabiliyor.

İşçinin emeğini savunmak, yaşadığımız doğayı, topraklarımızı savunmak kabahat!

Laik Demokratik düzeni cumhuriyeti savunmak  pekala yargılanma konusu yapılabiliyor.

Sözümüz olsun!

Gerçekleri söylemeye ve yazmaya, emeğimizin hakkını aramaya,  doğayı rant - talan alanı gören anlayışa karşı topraklarımıza sahip çıkmaya, anayasada ifadesini bulan laik, demokratik düzeni, cumhuriyeti her koşulda savunmaya devam edeceğiz. 

Toprağın sömürülmesi emeğin sömürülmesidir. Neredeyse Artvin’den Ordu’ya kadar bütün bölgemizi ruhsatlandırarak maden arama sahası ilan ettiler. Köylerde itiraz eden muhtarlara baskı yapıldığı bilgisi geliyor. Bilinsin ki muhtarlarımız asla yalnız değildir. Toprağımızı savunmak memleketi savunmak, emeğimizi savunmak, çocuklarımızın geleceğini savunmaktır.

Bu ruhsatlar kimin için? Şirketler için, sömürge madenciliği için? Arkalarında sınır tanımayan sermaye var, emperyalistler var.  Kim bu emperyalistlerin ağababası; ABD!   Tüm zenginlikleri, doğal kaynakları, petrolü, doğalgazı, ticaret yollarını kendirline istiyorlar. BOP’nin, çıkardıkları savaşların, rejim değişikliklerinin, işgallerin, giriştikleri soykırımların nedeni budur. Kendilerini dünyanın efendisi sanıyorlar. Kendisini sömürge valisi zanneden ABD büyükelçisi, Trump’ın Ortadoğu özel temsici Tom Barrak hadsizce ülkemize  hayırsever monarşi(sultanlık)  tavsiye ediyor.  Trabzon meydanından bu hadsize ve ona seyirci kalıp bel bağlayanlara sesleniyoruz. Biz 100 yıl önce bağımsızlık savaşı ile monarşiyi, saltanat defterini bir daha açılmamak üzere kapattık.  Şunu iyi bilin burası müstemleke ülkesi, biz de köle değiliz! 

Kavgamız büyük ve çetin! Sömürücüler alın terimizi çalıyor, soframızdaki ekmeğimizi eksiltiyor, geleceğimizi karartıyor, ormanlarımıza, dağlarımıza çöküyorlar. İzin verecek miyiz ? 

Peki ama ne yapacağız, nasıl yapacağız? Seyirci olmaktan çıkacak, ellerimizin armut toplamadığını göstereceğiz.

Direnecek, mücadele edecek, birleşeceğiz. Ve mutlaka biz kazanacağız.  Bu düzen değişecek.  Başka yolu yok.”

trabzon-sube-baskani-tamer-ozlu

Birleşik Kamu-İş İl Başkanı ve Eğitim-İş Trabzon Şube Başkanı Tamer Özlü konuşmasında şu ifadelere yer verdi;

“1 Mayıs, emeğin, alın terinin ve onurlu yaşam mücadelesinin adıdır. İşçinin, emekçinin, öğretmenin, kamu çalışanının eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerinin yükselttiği bu anlamlı günde bir kez daha alanlardayız. Derinleşen ekonomik kriz, artan hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma koşulları ve emeğin değersizleştirilmesi karşısında insanca yaşam, güvenceli iş, adil ücret ve demokratik bir ülke talebimizi kararlılıkla dile getiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki hak verilmez, alınır. Kararlı duruşlarıyla günlerce zorlu bir mücadele vererek kazanan Doruk maden işçilerine selam olsun, selam olsun, selam olsun. Derisine, ormanına, toprağına, zeytinine sahip çıkmak için direnen köylülere selam olsun. Hukukun üstünlüğünün rafa kaldırıldığı şu günlerde üstünlerin hukukuna zindanlardan direnenlere, halkın haber alma özgürlüğü için emek veren gazetecilere selam olsun, selam olsun, selam olsun. Gülistan Dokular için, Rojin Kaba işler için, adalet mücadelesi veren annelere, ablalara, babalara ve onlara destek verenlere selam olsun, selam olsun, selam olsun. İnsanca ve akça bir düzen için mücadele edenlere bin selam olsun. Çünkü kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz. Ve biliyoruz ki nefes aldığımız sürece umutsuzluğa yer yok. Güzel günlere selam olsun, selam olsun, selam olsun.”

HABERE YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum