banner192

Fransa ordusu kadar subayımız var

Harp Akademileri ile Hava Harp Okulu’nda Avrupa ve Osmanlı Askeri Tarihi dersleri veren İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Gültekin Yıldız, "Tarihte, zirai göçer topluluklar hariç, bütün milletin silah altına alındığı bir

Fransa ordusu kadar subayımız var

Harp Akademileri ile Hava Harp Okulu’nda Avrupa ve Osmanlı Askeri Tarihi dersleri veren İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Gültekin Yıldız, "Tarihte, zirai göçer topluluklar hariç, bütün milletin silah altına alındığı bir yer yok" dedi.

Osmanlı’da 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve vatandaş askerliği sistemine geçilmesi sürecini anlatan "Neferin Adı Yok" kitabını da yazan Yıldız, tarihçilerin genel olarak "Vaka-i Hayriye" diye nitelediği Yeniçeri Ocağı’nın 1826 yılında kaldırılmasının reform değil, darbe ve sosyal bir tasfiye olduğunu ifade etti.

Yeniçerilerin o dönemde sadece bir askeri kuvvet niteliğinde değil, aynı zamanda bazı sosyal işlevlerinin de olduğunu hatırlatan Yıldız, "Mesela bir yönüyle İstanbul’a gelen bütün işsizleri şemsiyesi altına alan bir sendika gibi çalışıyordu. Ancak aynı zamanda İstanbul’da ve imparatorluğun başka bölgelerinde pek çok sektörü kontrol eden bir işveren sendikası rolü de vardı. Bütün devalüasyonlara, enflasyonist politikalara karşı çıkıyordu. Esnaflık yaptıkları için vergilere de itiraz ediyorlardı. Bazı İngiliz yazarlar, o dönemde Yeniçeriler için "civil society (sivil toplum)" benzetmesini yapmıştır. Yeniçeriler toplumun alt kesimindekilerin haklarını koruyan sendikal bir mücadele veriyordu bir anlamda" dedi.

Yeniçerilerin bir muhalefet odağı olarak ortadan kalkmasının ardından 1838 yılında İngiliz-Osmanlı ticaret anlaşmasının çok daha kolay uygulandığını, Sultan II. Mahmut’un çok ağır birkaç devalüasyonu daha kolay hayata geçirdiğini söyleyen Yıldız, "Mesela bugün OYAK, Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri ve ancak büyük sermayeyle ilişkili görülebilir. Yeniçeriler ise bir işveren sendikası veya menfaat grubu olduğu kadar, yoksul ve işsiz kesimin, emeğiyle geçinen kesimin de bir tür temsilcisi gibi davranıyordu. Askeri açıdan rolü bitmişti ama sosyal işlevi önemliydi" diye konuştu.

"İstanbul halkı askerlikten muaftı"

Fransa’da 1793 yılı itibariyle halka vatandaşlık hukuku verilmesi karşılığında zorunlu askerlik uygulamasının başladığını belirten Yıldız, Avrupa’daki monarşilerin bu gelişme karşısında öncelikle direnç gösterdiğini söyledi.

Yıldız, "Çünkü zorunlu askerliğin kardeş kurumu cumhuriyet, er geç ortaya çıkar. Bir ülkede zorunlu askerlik varsa, o ülkede otoriter veya demokratik olsun milli temsile dayalı bir cumhuriyet olur. Çünkü zorunlu askerlik karşılığında tebaaya mutlaka bir vatandaşlık hukuku verilmek zorundadır" dedi.

Prusya, Rusya ve Osmanlı’nın buna bir süre direndiğini ifade eden Yıldız, Osmanlı’nın II. Mahmut’un Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu ile kısmi zorunlu askerliğe geçtiğini, 1908’le başlayan sürece kadar bu sistemin pek çok kesim için muafiyet öngördüğünü söyledi.

Yıldız, "Saray çalışanları, bürokratik kadrolar, medrese talebeleri ve takibat mensupları, okur yazar nüfus, bu arada mesela bütün İstanbul halkı askerlikten muaftı. Gayrimüslimler bedel ödemek suretiyle muaftılar" dedi.

"Ordu milletin kaynağı Almanya"

Türklerin "ordu millet" olmadığını, bu tabirin kaynağının Prusya ordusu olduğunu belirten Gültekin Yıldız, şunları anlattı:

"1870’de Prusya Fransa’yı yenince, Prusya ordu sistemi bütün Avrupa’da taklit edilen paradigma haline geldi. Prusya, yani Almanya’nın nüfusu az, rekabet edebilmenin asker ihtiyacı fazlaydı. O dönemde Osmanlı’ya da gelen ve bugünkü Harp Akademileri sisteminin kurucusu sayılan Colmar Freiherr von der Goltz (Paşa) bu durumu ’Silah altında millet" tabiriyle niteledi. Ordu millet anlayışının kaynağı burasıdır. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte bütün milleti silah altına almaya dayalı savaş yaygınlaştı. Bu kavram tarihte geri götürülüyor şimdi. Ancak tarihte zirai göçer topluluklar hariç, bütün milletin silah altına alındığı bir yer yok."

Türk ordusunun yapısı

Avrupa ordularında subay sınıfının büyük ölçüde aristokratlardan oluştuğunu ifade eden Yıldız, "20. yüzyıla gelindiğinde bile mesela İngiliz ordusunda yüzde 30-40 oranında aristokrat kökenli subay vardı. Osmanlı ordusunda ise II. Mahmut başlangıçta saray, enderun kökenli kişileri zabit yapmış olsa da hiçbir zaman asilzadelerden oluşan bir subay sınıfı olmadı" dedi.

Cumhuriyet döneminde de subaylık mesleğinin toplumun sosyo-ekonomik bakımdan alt kesimlerinden gelen insanlarla dolduğunu ifade eden Gültekin Yıldız, pek şeffaf olmadığı için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapısı hakkında veri eksikliği nedeniyle kesin tespitler yapmanın zor olduğunu, ancak yine de devlete entegre olmak, bir kariyer, bir yükselme şansı bulmak isteyenlerin subaylık mesleğini tercih ettiğinin söylenebileceğini kaydetti.

Toplumun sosyo-ekonomik olarak üst katmanlarından daha iyi eğitim görmüş, daha varlıklı kesimlerinin çocuklarının da subaylık mesleğinde yer alması gerektiğini savunan Yıldız, "Sosyo-ekonomik bakımdan en alttakilerin ordu sayesinde statü kazanması ve görev aldıkları kurumun menfaatine zaman zaman ülkenin geneli için faydalı olandan daha fazla sadık hale gelmesi, darbecilik ve saire gibi problemlerimizin de asıl sebeplerindendir" dedi.

Yıldız "Eğer bütün varlığı o kariyerle bağlantılı, mukayyet olmayanlar da subay sınıfına girerse, temsil kabiliyeti daha geniş bir komuta heyeti oluşur. Fakat burjuvazinin çocuklarının da subaylık mesleğine girmesi için orduda hem eğitim kalitesinin yükseltilmesi, hem de yaratıcılık ve inisiyatif için daha geniş alan açılması lazım" şeklinde konuştu.

Yıldız, "Subay heyetinin hiç değilse yüzde 10’unun siyasetçi, yüksek bürokrat, akademisyen, general, iş adamı ve sair üst ve orta sınıf mensupları çocuklarından meydana gelmesi sağlanabilir. Özellikle deniz ve hava kuvvetlerinde. Ordu, burada siyasi iradenin çizeceği çerçeve içinde personel yapısını değiştirebilir" dedi.

"TSK, fiilen profesyonel ordu durumunda"

Türk ordusunda bugün jandarma da dahil edildiğinde bir milyon asker bulunduğunu, bunun 220 bininin subay-astsubay olduğunu belirten Yıldız, "Subay ve astsubay sayımız, Fransa’nın bütün ordu mevcudu kadar. Bu anlamda Türk ordusu fiilen profesyonel ordu durumunda" diye konuştu.

Gültekin Yıldız, "zorunlu askerliğin", bu sisteme bizimle beraber geçen bütün büyük Avrupa devletlerinde ya resmen ya da fiilen kaldırıldığını belirterek, "Aslında silahlı kuvvetler komuta kadrosu, zorunlu askerlikten gelen geçici erat takımıyla uğraşmak yerine, uzman ve daimi astlarla çalışmak istiyor. Zorunlu askerliğin 1973 yılında kaldırıldığı ABD’de ’profesyonel’ yerine, ’gönüllü ordusu’ tabiri tercih ediliyor. TSK’da da birlik sayıları azaltılmak şartıyla, zorunlu askerlikten gönüllüğe geçişin askeri kuvvet ve kabiliyetlerde bir zaaf yaratacağını düşünmüyorum " dedi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.