Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Makale 22 Eylül 2026 13:54 22 Eylül 2026 13:56

TÜRKÜNÜN ÖTESİNDEKİ COĞRAFYA: YEMEN

Yemen, Türkiye'nin stratejik ajandasında hayati önem taşıyan eski bir dosyadır. Hint Okyanus'tan Yemen-Babülmendep'e, oradan Kızıldeniz'e Süveyş'ten Akdeniz'e uzanan dünya ticaret ve lojistik hattı.

Yıllardır acılarla göz yaşlarıyla yoğrulup söylenen Yemen türküsü sadece Yemen'de kaybettiğimiz askerlerin ağıtı değildir. Koca bir çınarın merkezden binlerce kilometre uzağındaki Yemen'de var olma öyküsüdür.

16. yüzyılda Türkler Yemen'e girdiğinde bu coğrafyada Zeydi imamet geleneği, dinî otoriteler, kabileler ve yerel iktidar ilişkilerinin girift olduğu vardı. Osmanlı orada siyasi, politik, sosyo-kültürel düzen ile karşılaşmıştı. Yemen'de inanç ile kabile kültürü akrabalıktan öte siyasi gücün en önemli parçalarıydı.

İstanbul için Yemen belki bir vilayetti. Ancak Yemen kendi hafızasında yerel otoritenin kaynakları çeşitliydi. İmamet, kabilecilik, yerel eşraf, dinî itibar, mezhep... Bu coğrafya hepsini bir arada yaşıyordu. Bu yüzden Yemen'de askerî güç tek başına hiçbir zaman yeterli olmadı. Zira bu yüzden Türk gücü yalnızca silahlı gruplarla değil, toplumsal karmaşık bu yapıyla mücadele ediyordu.

19. yüzyıla gelinmişti. İngiltere 1839'da Aden'i ele geçirmişti. Yemen meselesi daha çetrefilli bir hal almıştı. Bu coğrafya Türkler için ayrı bir açmaza dönüşmüştü. Çünkü; Kızıldeniz'in güney kapısıydı. Babülmendep'ti. Süveyş'e uzanan deniz yoluydu. Güneyden kuzeye lojistik merkezlerdendi.

İşgal ile beraber Yemen'in kaderi artık uluslararası büyük güçlerin jeopolitik hesaplarının satranç masasındaki konusuydu. Bugüne bakıldığında değişen bir şey var mı? Değişen yalnızca aktörler. Yoksa coğrafya aynı coğrafya...

Babülmendep hâlâ Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki kritik geçit özelliğini devam ettirmiyor mu? Bugün bu yüzden Yemen'deki güvenlik sorunu Yemen sınırlarında kalmıyor; deniz ticaretini, taşımacılığı, enerji-gıda lojistiğini, bölge güvenliğini ve Süveyş bağlantısını derinden etkiliyor.

Yemen'i sadece "Sünni-Şii çatışması" üzerinden okumak da son derece eksik kalır. Bugün bölgede ortaya çıkan küresel kriz; mezhepsel yapılanma yanında kabilecilik etkisinin, devlet kapasitesinin her açıdan zayıflamasının, yerel otoriteler ve bölgesel rekabetlerin birbirine eklenmesiyle oluşmuştur.

Öte yandan Husiler konusu var. Husilerin tarihsel köklerini anlamak için Zeydi anlayışının geçmişi bilmek gerekir. Ancak bugünkü siyasi kavgayı yalnızca mezheplerle izah etmek Yemen'in gerçekliğini küçültür. Çünkü; Yemen'in bugünü, mazisi üzerine kuruludur.

Şu soruya cevap bulmak gerekir: Türkiye'den bakıldığında Yemen niçin önemlidir?

Ankara'nın Yemen'e bakışı o günün İstanbul'unun bakışından, yorumundan tamamen farklıdır. Görünen o ki; Ankara'nın resmî bakışı Yemen'in toprak bütünlüğünün, siyasi birliğinin ve istikrarının diplomatik diyalog yoluyla barış ekseninde çözülmesidir. Çünkü; Yemen haritasından daha büyük bir öneme sahip.

Babülmendep'ten Kızıldeniz'e, oradan Süveyş'e uzanan hat, Türkiye'nin Avrupa–Asya transit bağlantıları bakımından çok hayati önem taşır. Bu yüzden Kızıldeniz'deki istikrarsızlık artarsa deniz rotaları, taşıma maliyetleri ve bölgesel güvenlik doğrudan etkilenir. Bu nedenle Türkiye'nin Yemen siyasetini "tarihî kardeşlik" cümlesinin çok ötesinde kıymetli görmek gerekir. 

Ankara'nın stratejisinde: Türkiye'nin temel stratejik menfaati Yemen'i yönetmek, kontrol altında tutmak değildir. Yemen merkezli istikrarsızlığın Kızıldeniz, deniz ticareti, lojistik güvenlik, bölgesel siyasi ve askeri güvenlik üzerinde kalıcı bir tehdit oluşturmasını önlemektir.

Parçalanmış Yemen ne bölge devletlerinin ne küresel yapının ne de Türkiye'nin işine gelir. Parçalanmışlık daha zayıf devlet kapasitesi demektir. Zayıf devlet varlığı daha fazla yerel silahlı güç ve çatışma istikrarsızlığının daha da artması anlamına gelir.

Yemen'de velhasıl Babülmendep'te daha fazla güvenlik riski demek küresel ticarette daha fazla belirsizlik anlamına gelir.

Türkiye; siyaseten açıdan durumu "Yemen'de taraf olmak değil, Yemen'in yeniden devlet kapasitesini kazanmasını ve bölgenin istikrara kavuşmasını desteklemek" olarak okumalıdır. 

Net belli olan şudur: Türkiye'nin güvenliği artık yalnızca kara sınırlarında değil; deniz yollarında da başlıyor.

Bugünkü Yemen'in insani tablosu, stratejik oyunların gölgesinde gittikçe insani olmaktan çıkıyor. Yemenlilerin büyük bir kısmı insani yardım ve korumaya ihtiyaç duyuyor. Milyonlarca insan akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıyadır.

Dün Yemen'de Osmanlı askeri hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Bugün ise milyonlarca Yemenli hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Yaklaşık bir asır önce Yemen Türk tarihinin acı bir cephesiydi. Bugün ise Türkiye açısından tarih, diplomasi, deniz ticareti ve jeopolitiğin kesiştiği bir stratejik kavşak haline geldi.

İşte bu yüzden bugün Yemen Türküsünü artık yalnızca bir ağıt olarak dinlemek yetmez. Çünkü Yemen bize artık sadece "giden gelmiyor" demiyor. "Tarih değişir, devletler değişir, aktörler değişir; lakin stratejik coğrafyalar değişmez" diyor. Yemen işte bu düşüncenin en canlı örneği değil midir?

Yemen yüzyıllarca büyük Türk Çınar'ının sınırı, uç noktası idi. Bugün ise Ankara'nın stratejik bakışının, durumu okuyuşunun, bölgesel siyasetinin mihenk taşlarından biridir artık.

‘’ Yemen, Yemen’den büyüktür.’’

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!