Galibiyetin Asıl Kazancı: Kredi ve Zaman
Trabzonspor’un Galatasaray karşısındaki 4-0’lık net galibiyeti sonrasında tabelaya bakıp zafer sarhoşluğuna kapılmak; geçmişte yaşadığımız Gençlerbirliği maçı sevinci sonrası gelen Konyaspor hezimeti gibi acı tecrübeleri tekrar doğurur.
Galibiyetin ardından kamuoyunda hemen kolaycı teşhisler konuşulmaya başlandı. Birçok kişi skoru sırf Onuachu’nun kulübeye çekilip Franculino’nun ilk 11’de başlatılmasına bağladı. Kuşkusuz doğru bir kadro dokunuşuydu; ama 4-0’lık bir zaferi tek bir oyuncu tercihine indirgemek, sahadaki kolektif emeği ve diğer tüm faktörleri yok saymak olur.
Bir galibiyetle Reis’i değerlendirmek ne kadar yanlışsa, hedefe koymak da o kadar yanlıştır. Emin olun, bugün tek bir galibiyetle Reis’i yere göğe sığdıramayanlar, ilk başarısızlıkta Fatih Tekke tezahüratlarına başlayacak olanların ta kendisidir.
Bir haftalık antrenmanla hiçbir teknik adam takıma sihirli bir değnek dokunduramaz. Dolayısıyla bu 4 gollü galibiyette Thomas Reis ve ekibinin payı henüz emekleme aşamasındadır. Sahadaki hırs, oyuncuların hoca değişimine gösterdiği doğal reaksiyon ve Papara Park’ın yarattığı o muazzam enerji bu skoru getirdi.
Peki, bu galibiyet değersiz mi? Aksine, altın değerinde! Bu 4-0’lık skorun Trabzonspor’a ve Thomas Reis’e kazandırdığı en büyük şey tabeladaki rakamlar değil; zaman, huzur ve paha biçilmez bir kredidir.
Eğer bu maçta yaşanacak bir puan kaybı olsaydı, camiadaki sabırsızlık kazanı yeniden kaynayacak, Reis ve kurmayları daha "bismillah" demeden baskı altında ezilecekti. Şimdi ise sakin, baskıdan uzak ve kendi doğrularını takıma aktarabileceği steril bir çalışma ortamı var.
Futbolda kredi kazanmak zordur ama harcamak çok kolaydır. Thomas Reis için asıl teknik adamlık sınavı tam da bu noktada başlıyor. Sahip olduğu bu krediyi "nasıl olsa 4 attık" rehavetiyle tüketmek mi, yoksa bu huzur ortamını takımın eksiklerini acımasızca tedavi etmek için kullanmak mı?
Reis, bu galibiyetin arkasına saklanan saha içi arızalarını çok iyi analiz etmek ve hiçbir sorunu göz ardı etmemek zorunda. Tüm bunlar; cebinde kredisi olan, arkasında güçlü bir ekip barındıran bir hocanın çok daha rahat neşter vurabileceği alanlardır.
Burada Thomas Reis’in duruşuna ve kulübeden takıma yaydığı enerjiye özel bir parantez açmak gerekiyor. Sahada elindeki fırsatın kıymetini çok iyi bilen, hırslı bir teknik adam izledik.
Biz bu ligde Avrupa’dan gelen pek çok hocanın kibirli tavırlarını çok gördük. Türk futbolunu küçük gören, burayı bir emeklilik ikramiyesi veya lütuf olarak kabul eden, ego abidesi, üstten bakan profiller bu topraklara hiç uymadı. Reis’te ise bu ucuz havalardan eser yok!
Aksine, sahadaki her jestinde ve duruşunda şu samimi mesaj okunuyor: "Trabzonspor gibi dev bir kulübün başında olmak benim için büyük bir şanstır. Bu şansı heba etmeyecek, bu kulübe ve bu şehre layık olmak için gecemi gündüzüme katacağım."
Trabzon insanı taktiksel hataları bir noktaya kadar affeder ama üstten bakanı, formasının ve kulübenin ağırlığını hissetmeyeni asla affetmez. Reis, tam da bu kentin ruhuna dokunan o mütevazı ama bir o kadar da yırtıcı hırsı kulübeye koydu.
Özetle; 4-0’lık galibiyet sorunların bittiği anlamına gelmez; aksine sorunları tamir etmek için elde edilmiş harika bir mola anıdır. Thomas Reis, eline geçen bu büyük krediyi ve zamanı, ekibiyle birlikte takımın fizik, taktik gelişimini sağlamak ve organizasyonel aklı oturtmak için kullanırsa işte o zaman kalıcı başarı gelir.