Eylül ayının ortasındayız. Bölgede palamut, çinakop, kokulu üzüm ve bıldırcınların bol olduğu bir mevsim.

Yalnız anormal olan bir şey vardı bu akşam, Akyazı'nın düzlüğünde! Sıcaklık 35 derece, nem oranı ise boğucuydu.

Henüz yeni adı belli olmayan stadyum'un dışı hamamı, içi ise saunayı andırıyordu. Bir kesemiz eksikti, bir de rahmetli tellâklardan "Gurban Usta" o kadar yani!

Misafir Antep takımı hızlı başladı. Millet daha koltuğuna yerleşmeden, ağzım burnum diyene kadar! Markovic ve Maxim ile ilk 10 dakikada 2-0 öne geçti.

Acaba dedik; 27 maçtır, 600 günden beri sahasında mağlup olmayan bordo mavililer, bu seriye buraya kadar mı? diyecekti. Öyle olmadı ama ilk dakikalarda Bakasetas'ın direkten dönen şutu, öncü birliğin parolası gibiydi!

Hele de ilk 15 dakika içinde gelen Trezeguet golü evlere şenlik oldu.

                                   *

İlk devre bitmeden penaltıdan gelen Bakasetas golü de, şenlik evindeki kına gecesi gibiydi.

Yaklaşık 30 bin ev sahibi taraftarının, özellikle bu akşam rahatladıkları, nefes aldıkları an Bakasetas ve özellikle Marek Hamsik'in top ayağına geldiği andı.

Şu gözle görünen bir gerçek; takımın kilit anahtarı Slovak oyuncu Hamsik idi. Olmazsa olmuyor ya da zor oluyor. Sakatlıktan sonra henüz 90 dakikalık gücüne erişmiş değil. O da tamamlandı mı? Geç karşısına seyret, yak puronu, koy kahveni iç.

O olmayınca da, olmadığı yerlerde onu aratmayan da Yunan oyuncu Bakasetas oldu. Genelde top ayağında yapışık ve gizli kaldı.

Karşılaşmanın ikinci yarısında; oyunu tamamen rakip yarı alana yıkan ve oyunu istediği gibi domine eden bordo maviler, deyim yerindeyse bu 45 dakikada tek kale oynadı. Meşin yuvarlağa hakim olan taraftı. Üç gün önce Avrupa Kupası oynamış bu takımın, 90 dakikada ki haline saygı duymadan geçemeyeceğim. Hem de böyle bir göbektaşlı hamam havasında!

Son Kızılyıldız maçı sonrası, Gaziantep FK takımının, Sırp takımından daha güçlü bir ekip olduğunu söylemiş ve yazmıştım. Öyle de çıktı. Yalnız oyunun son üçte birlik bölümünde, üçer dakika arayla neredeyse tüm futbolcularının tek tek orasını burasını tutarak , çim zemine uzanması oyunu sık sık bilerek durdurması,  Trabzonspor'un temposunu düşürmeye çalışması, 2-2'lik skora yatması, Yeşilçam oyuncularını aratmadı. Kısacası Gaziantep takımına yakışmadı. Ben bunu teknik adamları Erol Bulut'a yakıştırdım. Onun fikri olduğuna eminim...

                                       *

Devamlı vakit çalmak için futbolu çirkinleştiren ortama, uzatma dakikalarında futbolun adaleti geldi. İlk devre yenilen bir golde hatası olan Marc Bartra'nın yükselip vurduğu kafa, önce yan direğin dibini öpüp sonra da filelerle kucaklaşınca, hamamın göbektaşında hamam tası ile oyun havası başladı.

Özellikle; Larsen ve Enis Bardhi'nin kötü bir performans sergilediği bu nemli akşam da; konuk ekipte cezalı ve sakat oyuncu yok iken, mekanın sahibinde Yusuf Yazıcı, Serkan, Hüseyin, Peres, Dorukhan ve Visca'sı sakatlığı devam edenlerdi. Anlayacağınız; bordo mavililer 15 günlük araya, 3 puanlık keyfi yaşayarak girdiler.

Hem hava, hem de rakibin zor şartlarıyla mücadele eden son şampiyon ayaklar; bu karşılaşma sonunda, cenazeyi hamamda yıkamış gibiydiler!