Hani anaların gözyaşı dinecekti

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin ardından kürsüye CHP lideri Deniz Baykal çıktı. İşte Baykal'ın konuşması: TBMM'DE ULUSLAŞMA MÜCALENİN TERSİ GÜNDEME Tarihi bir oturum gerçekleştiriyoruz. 3 aydır Türkiye'de bir açılım tartışması dayatılmıştır Türkiye'ye. Bu s

Hani anaların gözyaşı dinecekti

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin ardından kürsüye CHP lideri Deniz Baykal çıktı. İşte Baykal'ın konuşması:

TBMM'DE ULUSLAŞMA MÜCALENİN TERSİ GÜNDEME

Tarihi bir oturum gerçekleştiriyoruz. 3 aydır Türkiye'de bir açılım tartışması dayatılmıştır Türkiye'ye. Bu süreci, açılım taleplerini ve bugün İçişleri Bakanı'nın konuşmasında sonra resmileştirildiği kararı alınarak bu değerlendirmeyi yapıyorum.

İlk kez TBMM uluslaşma mücadelesini tersine çevirmeye yönelik açılımları gündeme taşıdı. Milli devlet kimliğini tahrip etmeye yönelik açılımlar hükümet eliyle, iktidar aracılığıyla TBMM gündemine taşımıştır. O yüzden tarihi oturumdur. Polis akademisi buluşmasından sonra birçok toplantı gerçekleştirildi.

Türkiye tarihi bir adım atacak duygusu içine yerleştirildi. Hedef olarak "anaların gözyaşlarını" dindirmek için denildi. Toplumda bu duygu yaratıldı. Kiminle gerçekleştireceksiniz, nasıl gerçekleştireceksiniz? Başbakan tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğumuzu söyledi. Bu fırsat kaçarsa bazı dış güçlerin bize dayatma yapacağını söyledi.

Ne yapılacağı, nasıl yapılacağı hiçbir şekilde açıklanmadı. Ne yapacaklarını kimse bilmiyor. Bu süreç gizli bir süreç olarak götürüldü. Ucu açık bir süreç olarak götürüldü. Bu ne demek? Her şey olabilir demek. Bu süreçte İçişleri Bakanı Anayasa değişikliği olmayacak denildi. Sonra Başbakan çıktı hayır değişme var dedi.

SINIRDAN GELENLER PİŞMANLIK DUYMADI

Başbakan dedi ki: Hazmettire hazmettire bunları size taşıyacağım. Başbakan kendisi hazmetmiş. Bu süreci iktidar tek başına kendisi mi söylüyordu. Kimseyle dayanışması yok muydu? Kimlerle anlaştı. "Anaların gözyaşlarını durdurmak" için onunla kim birlikte çalışacak bu hala netlik kazanmadı. Samimi olmayan aldatmaya yönelik bir süreç götürüldü.

19 Ekim'de geldiler sınırdan içeri girdiler. Birdenbire gördük ki buraya gelenler terör mücadelesini bırakarak, pişmanlık duyarak gelme anlayışı içinde değiller. Gelenler ellerinde mektuplar gelmişlerdir ve elçi olarak geldiklerini söylemişlerdir. Öcalan adına geliyoruz demişlerdir. PKK'nın bir üyesi olduklarını iftiharla ifade etmişlerdir.

Bu durumda ilginç bir manzara çıktı. Devletin bütün önde gelenleri onları karşılamak için Silopi'dedirler. Onları hemen serbest bırakmak için oluşturulmuş bir ekip orada hazır bulunmuştur. Gelenleri derhal yargılayıp tahliye etmek üzere oluşturulmuş bir yargı kadrosu ayaklarına taşınmıştır

HUKUKSUZLUK YAPTILAR

İfade alınırken, teşhis yapılırken hepsi çalışmışlardır ve bunun sonunda TCK'ya göre suçsuz bulunarak ülkeye girmeleri sağlanmıştır.

Sonrasında Başbakan şu açıklamayı yapıyor: "Türkiye'de umut verici şeyler oluyor, iyi şeyler oluyor. Umutlanmamak mümkün mü" diyor. Sonra halkın tepkisi görülünce, halk çıkan görüntülere tepki gösterince bu sefer DTP'yi suçlamaya başlamıştır.

Türkiye'nin sınırına dayanan bir guruba bizim ceza kanunumuz nasıl suçsuzsun diyebilir. Orada kurulmuş bir çadır yargılaması ile böyle bir hüküm verilebilir. Burada hukuksuzluk yaptılar. Nasıl oluyor da gelenler olacakları bilerek geliyorlar. Nasıl oluyor. Türkiye'nin hukuk sistemi katledildi.

TERÖRİSTLER ELBETTE SEVİNECEKLER

Bir tarafta iktidar. Bir tarafta İmralı. İktidar İmralı'yla irtibat halinde. Resmen telefonda konuşuluyor değil ama mutabakat sağlanıyor. Ortada müşterek bir çalışma var. İktidar ve İmralı işbirliği içinde.

Hükümet ve İmralı'da işbirliği var. Bunu kimse inkar edemez. PKK silahtan vazgeçtiği için mi ne için böyle bir temas sağlanmış. Böyle bir şey olabilir mi? Bu insanlara tutuklanmayacakları sözü verilmiştir, bunu siyasetçiler vermiştir. Hukuk katledilmiştir. Bu manzara ortadaki çalışmanın ayaklarının birinden iktidar, diğerinin İmralı olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.

25 yıl mücadele etmiş ve buraya elini kolunu sallayarak geliyorlar. Elbette sevinecekler, mutlu olacaklar. Ne yapsınlar. Bu sevinci sen verdin. Onlar sen yaşattın tabii ki sevinecekler.

YOL HARİTASINDA NE VAR? ŞARTLAR NE?

Dünyada ilk kez bir hükümet, kendisine silah doğrultan ve bırakmayacağını söyleyen bir grupla dayanışma halindedir. Terörle mücadele edilir. Barışı gerçekten istiyorsanız, çıkarsınız PKK silahı bırakacak dersiniz. Muhatap İmralı demezsin.

PKK'nın hedefi Türk milletinin içinden yeni bir millet çıkarmaktır. İmralı'dan gelecek yol haritası beklendi. Harita geldi, biz görmedik. Kamuoyu görmedi. Ne var ne orada. Bu uğurda evlatlarını vermiş ailelerin, milletin bunu bilmeye hakkı yok mu? Korkuyor musunuz, Türk milleti kolay kanmaz mı diyorsunuz. Çıkın söyleyin ne isteniyor, şarlar ne.

HANİ ANALARIN GÖZYAŞLARI DİNECEKTİ

Bu manzara artık milletimiz tarafından tespit edilmiştir ve tepki vermiştir. Hükümette bir bayrak alerjisi ortaya çıkmıştır. Meclisin kapısına gelen şehit ailelerine bayrakları bırakmaları söylendi. Hani anaların gözyaşları dinecekti.

Türkiye'de terörün arkasında neler yattığını, nelerden kaynaklandığını çok iyi bilmeliyiz. 2002 yılındaki şehit sayısı sadece 6'dıydı. Şimdiyse bunun 4 katı.

Terörle mücadelenin karalılıkla sürdürülmesi elbette temeldir. Ama olay sadece bundan ibaret değildir. Ama mücadelede zafiyet gösterenlerin başarıya götürmesi çok güçtür.

EĞİTİME ETNİK DİLİ KARIŞTIRMAYIN

Türkiye'de terörün arkasında ne olduğu çok iyi değerlendirilmeli. Terörle mücadele elbette devam edecektir. Türkiye olarak bu konuyu aşabilmek için, terörle mücadele edebilmemiz için terörle hiçbir şekilde müzakere etmemeliyiz. Terörle müzakere ile hiçbir yere varılmaz. Teröre yaranarak sorun çözülemez. Bu tüm dünyada böyle.

20 yıl önce bir insanın "kürdüm" demesi mümkün değildi. Bunlar tarihi gerçekler. 1991'de TBMM'de ilk kez benim imzamla Kürtçe konuşmanın önündeki engelin kalkması için teklif verildi. Kısıtlamaları 20 yıl önce meclise ilk biz gönderdik.

 Ama eğitime etnik dili karıştırmayın dedik. Biz bunu yaptığımız için DGM'ye verildik. Bir etnik kesine dilini kullanma yetkisini nasıl vermezsin dedik, 20 yıl önce dedik bunu.

 Türkiye'de bir Çerkez, Laz hangi hakka sahipse Kürt'te olmalıdır. Bunu dedik. Bu zihniyetin bütün ülkemizle sağlanması lazımdır. Ama bunlar ne dedi. Bazıları "etnik kimliğe özgürlük yetmez, bunu millete dönüştüreceğiz, bizi ayrı bir devlet olarak kabul edeceksiniz. Bizi farklı statüde göreceksiniz. Bu yanlıştır. Hepimiz için yanlıştır. Bu bölgenin huzur barışı için yanlıştır.

BİZ BİR DEVLETİZ, ADIMIZ TÜRK

Herkes elbette kendi kimliğine sahip olacak. Ama biz bir devletiz. Adımız Türk. Bize bu ismi dünya verdi. Bize Türk diyorlar. Bize Ermenileri kestiniz diyorlar. Peki bize Ermenileri Türkler mi kesti, etnik Türkler mi kesti diyorlar. Hayır. Hepimiz Türk'üz. Bu yanlışın Kürt-Türk ayrımı yapılmadan yapıldığını söylemek istiyorum.

Herkesin etnik kimliğine herkes saygı duymak zorundadır. Biz Türk'üz, dünya bunu Arabı, Lazı, Kürdü diye ayırmıyor.

Bu hükümetin getirdiği projelerin için mayınlar yerleştirilmiştir. Halk bunları görmüştür. Ek dersler falan arada kaynatacaklar. Bu bölgede yapılması gereken şey herkesin kimliğine saygı göstermektedir. Haklarını güvenceye almaktır. Türkiye'de "Ben kürdüm" diyebilmek o insanın şanıdır, onurudur buna şüphe yoktur. Bun da bir problem yok. Ama bu demek değildir ki biz ayrıyız, ayrışalım, analar ağlamasın. Yok böyle bir şey.  

Yapılması gereken şey bakış açımızın değişmesidir. Hükümet PKK ile işbirliği içinde. Çıkmaz yoldur. Hiçbir yere gitmez. Açılım yapacaksan gerçekten Kürt açılımı yapacaksın. O insanların haklarına sahip çıkacaksın.

HABERE YORUM KAT
Haberlere yorum yapanlar genel kuralları kabul etmiş sayılırlar. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler