banner192

Ders zili yarın çalıyor

2015-2016 eğitim öğretim dönemi, kurban bayramı dolayısıyla uzayan yaz tatilinin ardından yarın başlayacak. Uzun yaz tatilinin ardından 17 milyon öğrenci için ders zili çalmak üzere.Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Pervin Sevda Bı

Ders zili yarın çalıyor

2015-2016 eğitim öğretim dönemi, kurban bayramı dolayısıyla uzayan yaz tatilinin ardından yarın başlayacak. Uzun yaz tatilinin ardından 17 milyon öğrenci için ders zili çalmak üzere.

Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Pervin Sevda Bıkmaz, okula başlama sendromu hakkında bilgi verdi. Okula başlama sendromunun, okul fobisi olarak adlandırıldığını ve halk arasında okul korkusu olarak bilindiğini ifade eden Bıkmaz, bu durumun okula gitmekten kaçınma ve okula gitme durumunda yoğun bir endişe yaşanması ile karakterize olduğunu belirtti.

Bıkmaz, "Anneden ayrı kalma, terk edilme, okulda olduğunda kendisinin ya da sevdiklerinin zarar göreceği endişeleriyle ortaya çıkan okul fobisinin, her çocukta rastlanmasa da, ortaya çıkması halinde çocuğun akademik ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyebileceğini" söyledi.

Bıkmaz, bu durumun, "Aşırı koruyucu-bağımlı ebeveyn ilişkisi, ebeveyn kaybı, boşanma, cezalandırılma korkusu, çatışmalı ev ortamı, sosyalleşme ve iletişim fırsatlarının çocuğa yeterince verilmemiş olması, ilkokula ya da liseye geçiş, beğenilmeme / eleştirilme ya da kötü not korkusu" gibi çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini anlattı.

Bıkmaz, bu durumla ilgili şu bilgileri verdi: "Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra; evden, anne-babadan ayrılması gerektiğinde ortaya çıkan ağlama, öfke veya panik nöbetleri, tek başına bir odada karanlıkta kalmaktan korkma, anneye aşırı düşkünlük, gece altını ıslatma, huzursuzca uyuma ve kâbuslar görme, hayvanlar, canavarlar, okul gibi şeylerden abartılı derecede korkma, okulda arkadaş edinememe, ilgisizlik, isteksizlik, alınganlık, sinirlilik şikayetleri eşlik edebilir."

Bıkmaz, "Eğer bu belirtiler dikkate alınmazsa ve çocuğun okula gitmesiyle ilgili olduğu anlaşılmazsa, sorunun çocuğun sosyal, akademik ve psikolojik gelişimi ve belki de zaten bozuk olan aile iletişimini daha da bozacak şekilde büyüdüğünü" anlattı. Özellikle ergenlik döneminde görülmesi durumunda bu durumun okulun bırakılmasıyla da sonuçlanabileceğini anlatan Bıkmaz, şunları söyledi: "Çocuklar "anlamıyor, dinlemiyor, başarısız, ilgisiz, yaramaz" gibi niteliklerle damgalanabilmekte, yaşam boyu başarısızlığa mahkum olabilmektedir. Bu nedenle sorun erkenden tespit edilmeli, zamanında müdahale edilmelidir."

Okulun çocuklar için otoriteyi temsil ettiğini, çocuk okulda maruz kalacağı kurallarla daha evvel aile içinde karşılaşmamışsa okula gittiğinde çatışmalı bir iletişim kurabileceği ve bağlanma sorunlarının su yüzüne çıkacağını dile getiren Sevda Bıkmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aslında okul fobisi dediğimiz şey ayrışma ve ayrılmayla ilgili bir durum. Anneyle sağlıklı bağlanmayı ve sonrasında onunla sağlıklı ayrışmayı beceremeyen çocuk okula başladığında bu sorunla karşılaşıyor. Diğer taraftan çocuğunun bağımsızlığını yeterince desteklemeyen ebeveynler de çocuktan ayrılmakla ilgili kaygı duyabiliyor. Annenin bu kaygısını çocuk da yoğun bir şekilde hissediyor. Çok otoriter bir baba tutumu, ya da tam tersine babanın silik ve etkisiz kalmasıyla çocuğun anneden ayrışarak sosyalleşmesini sağlayacak bir baba figürünün olmaması da yine bu duruma neden olabiliyor."

Okul fobisinin üstesinden gelme konusunda "Ebeveynler çocuğun okula gitmesiyle ilgili kararlı ve destekleyici bir tutum göstersinler. "Bebek misin sen, hiç yakışıyor mu, korkacak ne var" gibi söylemlerden uzak dursunlar. Hata yapan çocuğu okulla, müdürle, öğretmenle korkutmasınlar. Okul malzemelerini, defterlerini, kalemlerini çocuğun kendisinin seçmesine ve sahiplenmesine izin versinler. Okulla ilgili olumlu anılarını çocuklarıyla paylaşsınlar. Anne babaların hem çocuğun hem de kendilerinin yaşadığı endişeyle baş edebilmesi ve sakin durabilmesi gerekiyor" dedi.

Yrd. Doç. Dr. Bıkmaz, çocuğu okula alıştırmak için bazı örnekler verdi: "Çocuğun okulda kalma becerisini basamak basamak öğrenmesi ve kaygısının aşama aşama azaltılması hedeflenir. Sistematik duyarsızlaştırma dediğimiz bu basamaklardan ilkinde ebeveyn önce sınıfın içinde çocukla kalır, çocuk sınıfın içinde durabilmeyi öğrendiğinde artık çocuğu sınıfın içine kadar götürüp bırakabilir. Bir sonraki basamakta sınıf kapısına, buna alıştıktan sonra okulun iç kapısına kadar götürüp bırakır. Bir sonraki basamakta okulun bahçe kapısında ayrılma becerisi kazanılır. Çocuk okulun kapısına kadar gidebiliyorsa, artık anne onu evden uğurlamalı ve çocuğun ayrılmayı evde yaşaması sağlanmalı. Çocuk okula kadar gidip sınıfa girmekte zorluk çekiyor olabilir. Gerekirse anne bir gün okulda bekleyebilir. "Ben buradayım seni bekliyorum, sınıfında güvenle durabilirsin" mesajı verilebilir. Ancak çocuğun sınıftan çıkınca anneyi orada bulması çok önemli. Çocuk sınıfta durabilir hale geldiğinde "Bak gördün mü? Burası güvenli bir yer, artık ben gidiyorum, seni evde bekleyeceğim." mesajı çocuğa verilmelidir. Aksi takdirde çocuk okul ortamına uyum sağlamaya başlar başlamaz annenin çocuktan habersiz okuldan kaçması, uzaklaşması çocuğun güvenini bozacaktır. Bu durumu daha da kötüleştirecektir. Burada en önemlisi güven, bağlanma ve ayrışma meseleleridir."

"ERGENLİK DÖNEMİNDE DE YAŞANABİLİR"

Ayrılmayla ilgili kaygının sanılanın aksine sadece ilkokul ya da okul öncesi yaşlara özgü olmadığını ifade eden Sevda Bıkmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ergenlik yaşlarında okul fobisi görülebilir. Ergen; okuldaki arkadaşlıklarından hoşlanmaz, daha depresif, keyifsiz ve isteksiz olabilir. Akademik başarısızlık sebebiyle okula gitmek istemeyebilir. Bunun altında yatan şey ise genellikle beğenilmeme, yeterince onaylanmama, alay edilme, dışlanma gibi kaygılardır." Ebeveynlere bu konuda tavsiyelerde bulunan Bıkmaz, şunları söyledi: "Ebeveynler, çocuğun hayatına gereğinden fazla yapışık, müdahil ve kontrolcü olursa, onun isteklerini daha olgunlaşmadan hemen karşılarsa, sorgulamazsa, çocuk beklemeyi öğrenmezse ve bütün ihtiyaçları hemen karşılanırsa yine bu kaygı oluşuyor. Çocuklar evde anne babalarının prensleri, prensesleri olarak büyütülüyor ama okula geldiklerinde kendileri gibi birçok prens ve prensesle karşılaşıyorlar."

Sınıfta tek bir öğretmenin hepsinin ihtiyaçlarına cevap vermek durumunda olduğunu belirten Bıkmaz, sözlerini şöyle tamamladı:

"Böyle olunca çocuk beklemeyi, ihtiyaçlarının ertelenmesini, kimi zaman reddedilmeyi, bekletilmeyi öğrenebilmeli. Sorunlar çıktığında, örneğin; kendisiyle alay edildiğinde bazı çocuklar daha fazla içlerine kapanabiliyor ve bundan daha fazla yaralanabiliyor. Oysa daha sosyal, daha dışa dönük çocuklar bununla baş etmeyi, mizahla karşılık verebilmeyi daha kolay becerebiliyor. Akran zorbalığı, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde okula gitme korkularının temelinde yatan diğer bir önemli etmendir. Önümüzdeki günlerde okulları açılacak çocuğa verilmesi gereken mesaj, "burada yeni bir alan var, yeni arkadaşların olacak, sana ait eşyaların var, senin çantan, senin okulun, senin öğretmenin..." Aslında çocuğun kaygısıyla baş etmesinde "Korkma', "Endişe etme', "Aman da kocaman olmuş…" gibi sözcükler o kadar da işe yaramıyor. Güvenli bağlanma, ayrışma, bireyleşme basamaklarının sağlanmasında, kaygıyla baş etmede en belirleyici olan yaşamın ilk günlerinden itibaren anne - baba tutumları. Ailelerin kendi kaygılarıyla baş edebilmeleri ve çocuğa da bunu yansıtmamaları yapabilecekleri en önemli şeydir."


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.