BAŞKAN KAYA’YA SÖYLEN(E)MEYENLERİ SÖYLEMEK
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya hafta içinde Kent Lokantalarını ziyaret etti.
Vatandaşlarla görüşerek yüz yüze iletişimle mini bir anket yapan Kaya, hep olumlu ve güzel cevaplar aldı.
Elbette bu lokantalar ekonomik tarifesi ile çok çok değerli.
Ancak insanların başkana söyleyemediği gerçekler de var.
Bunları daha uzun katılımlı gözlem metodu ile yerinde görerek belirledik ve iletiyoruz:
Evet; ziyarette memnuniyet öne çıkmıştı ama Başkan gelecek diye iyi menü vardı, lokantalarda hergün etli yemek çıkmıyor.
Tavuklu yemek ve makarna ise yaz aylarında nedense arttı.
Tabldot fiyatı 100 lira ve bu fiyat kimseyi yormasa da sular sıcak, çorba ve yemekler bazen ılık veriliyor.
Otopark ve ulaşım sorunu genel bir sorun; temizlikte ciddi problemler gözleniyor.
Personelin eski ilgisinden eser yok, tabakların küçüldüğü belirtiliyor.
Hatta bazen yemeklerin bile tatlı tabağına konulduğu gerçekliği var.
Belli günlerde öğleden sonra yarım yemek uygulamasına geçiliyor; nasıl oluyorsa bazı yemekler biterken yoğurt, pilav, çorba kalabiliyor.
Bunları da dikkate alabilirse memnuniyet artacaktır.

***
SOKAKLARDAKİ SESSİZ TEHLİKE VE ÇOCUKLARIMIZ
Pandemi döneminden sonra Trabzon’un her noktasında ‘bin bin’ denilen GPS’li scooter’lar görüyorduk. Özellikle sahilde ‘cirit’ atıyorlardı.
Bunların bir yere yetişmek ya da günlük güvenli kullanım amacına dönük kullanılması gerektiği anlaşılmayıp sadece eğlencelik değerlendirilince ömürleri uzun olmadı.
Ardından sahildeki bantlara kiralık bisikletler konuldu; o da ilgi görmedi. Bisikletlere çok da zarar verildi.
Son olarak bisiklet yolları yapıldı; onları da pek kullanan yok.
Şimdi çocuk yaştaki gençlerin büyük ilgi gösterdiği şey, zincir marketlerde bile standart raf ürünü gibi satılan elektrikli bisikletler oldu.
Sayıları inanılmaz arttı ve çocuk yaşta öğrenciler tatilde bunları hiçbir kuraldan haberleri olmadan kullanıyorlar.
16 yaşındaki çocuklar bu sessiz araçları belli kurallarla kullanabiliyor.
15 yaşından küçük çocukların karayollarında elektrikli bisiklet ve benzeri motorsuz/hafif elektrikli taşıtları kullanması ise kanunen yasak.
Aracı temin eden direkt aileler olarak görülüyor.
Çocukların yol açtığı kazalarda hukuki ve cezai olarak “aileleri” tam sorumlu tutulabiliyor.
Çocukların yaptığı kazalarda aileler gözetim yükümlülüğünü ihlal ettikleri için maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda kalabiliyor.
Yollara, sokaklara ve elbette çocuklara biraz daha dikkatle ilgi göstermemiz şart.
***
KİMİNLE ÇALIŞACAĞIMIZA UKRAYNA MI KARAR VERECEK?
Kayıtlı İDA kalıntısı ve vaka sayısı belki 15, belki 20… Kayıtsız olanları ya da kıyılarımıza henüz ulaşmayanları saymak imkansız!..
Rusya-Ukrayna savaşına bağlı olarak özellikle Ukrayna’dan sahillerimize gelen insansız deniz araçlarından bahsediyoruz.
Kimisi havadan kimisi denizden gelerek karalarımıza kadar ulaşıyor.
Yetmedi; bir de Karadeniz limanlarından kalkıp Rusya’ya yük götürürken ya da dönerken doğrudan saldırıya uğrayan gemilere her geçen gün bir yenisi ekleniyor.
Trabzonlu akademisyen Prof. Dr. Kemal Üçüncü bu konuda yetkilileri göreve davet ederken “Rusya pazarı bizim için önemli. Ukrayna ciddi biçimde uyarılmalı. Seyrü sefer güvenliği için tedbir alınmalı” dedi.
Gerçekten de biz Türkiye olarak kime kuru gıda, yaş meyve, balık veya beyaz eşya göndereceğimizi Ukrayna’ya mı soracağız!
Bu konuda en mağdur bölgeyiz. En çok saldırı yaşanan yer de doğal olarak Karadeniz.
Arkasını Avrupa’ya ve Trump’a dayamış olan Zelenski’nin “Rusya limanlarına giren ya da çıkan her gemi hedeftedir” şeklinde uluslararası ilişkilerle ve global hukukla asla bağdaşmayan bir uygulaması var.
Sahillerde bulunan insansız deniz (savaş) araçları ve drone’lar o kadar çok haber oldu ki artık fıkraya dönüşmeye başladı.
Oysa hiç komik yanı yok.
Bizde Ukrayna’ya karşı ne gibi yaptırımlar planlandı ya da uygulanıyor, öğrenmek, bilmek ve yazmak isteriz?
***
DÜĞÜN TÖRENLERİNDE ZORLANANLARDAN MISINIZ?
Düğünler öyle yoğun ki, bazen aileler aynı günde birkaç törene birden koşuşturmak zorunda kalıyor.
Vakit de lazım nakit de. Herhangi birisi olmazsa düğünlere katılmak zor.
Fındık başlayınca Trabzon’da yoğunluk azalır sandık, tam aksine arttı.
Salonlarda ve bahçelerde yer olmuyormuş; hepsi Yazın aynı günlerine sıkışınca olan gelin ve damatlar kadar bizlere de oluyor.
Peki bir düğüne giderken asıl amaç, evlenen çifte maddi ve manevi olarak destek olmak mıdır yoksa sadece katılmak mı?..
“Ben de buradayım, mutluluğunuza bir katkım olsun” diyebilmek mi; sadece oralarda görünmek mi?
Yoksa “1 gram taktım, karşılığında en az 1 gram beklerim” anlayışı mı?
Lafı uzatmamak lazım; takı meselesi çok derin bir toplumsal yaraya dönüşmek üzere.
Muadilini ya da daha üstünü takmayana icra takibi başlatanlar olmuş.
Düğün takıları artık kaydediliyor.
Tepenizden kameralara alınıyor.
Listeler tutuluyor.
Takılara etiketler ekleniyor.
Bunların hiçbiri bizim kültürümüz değil.
Tüm bu yeniliklerin hiçbiri kültürümüzde yeri yok.
Görüşlerinizi paylaşabilirsiniz; sadece zarf yeniliği iyiymiş gibi duruyor.
Merak duygusu takibe, güvensizlik kayda dönüşünce sorgulama yöntemleri baş gösteriyor ve sahte altın, sahte para takanlar oluyor.
Hiçbiri hoş değil.
Hediyeleşmek sünnet. Kimseyi kollamamak-zorlamamak lazım.
