Güldursun anne
Çoğumuzun düşleri arasındadır, şöyle Anadolu’nun içlerine doğru akmak.
Akıp gitmek öylesine…
Benim için de öyle.
Anadolu’nun içlerine doğru kıvrıla kıvrıla süzülen her yol, beni kendine çeker adeta.
Her köy tabelasında içten bir davet var gibi düşünürüm, her yol kıvrımda da gizemli bir büyü.
Hani derler ya o tepenin ardında dalgalanan bir bayrak, evleri etrafına toplamış bir minare ve tüten bacalar göreceksin, hah işte orasıdır, orasıdır o büyülü yer.
Orasıdır Anadolu, orasıdır Anadolu’nun kimliğini oluşturan kültür.
&&&&
Nerede o kök kültürü yaşatan köyler, köylüler? Dediğinizi duyar gibiyim.
Hatta çoğunuzun: “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler” diye mırıldandığınızı da biliyorum.
Evet geleneksek Anadolu kültürü-kimliği, popüler akımlar karşısında direnemedi can çekişiyor adeta. Ancak bilmelisiniz ki o güzel insanların sayısı çok azalsa da bir yerlerde hala izlerine rastlamak mümkün.
Biliyorum ki her şeye rağmen hala kale gibi direnen köylerimiz ve o köylerin çok güzel insanları var. Ve sayıları çok azalsa da bu güzellikleri yaşatmaya gayret eden kasabalarımız da var. Bu değerlerin varlığından haberdar olmak bu alanda dertlenen insanlar için bir umut ışığı oluyor elbette.
O güzel insanlarla tanışmak, kimliğimizin omurgasını oluşturan değer yargılarını yaşarken görmek, vay be biz neymişiz aslında diyebilmek için sanırım ilk şart yola girmek.
Türk kültürünün, Anadolu tarihinin, coğrafyanın izlerini sürmek ve o güzel insanlarla tanışmak için hemen şimdi yola girin, yarın çok geç olabilir.
Zira son güzel insanlar, son güzel atları hazır bekletiyorlar!
Ancak bu güzelliklerin son demlerini görmek istiyorsanız ana yollardan ayrılıp, ara yollara sapmalısınız. Zira ana yollarda trafik ışığından başka bir ışık göremezsiniz. Ama ara yollara girerseniz düşlediğiniz o ışığı görebilirsiniz.
Uzakta, çok uzakta da olsa, ışığa doğru gidin. Belki de görebileceğiniz son güzelliklere tanık olacaksınız. Ve belki de çocuklarınıza, torunlarınıza anlayabileceğiniz güzellikleri bizzat yaşayacaksınız.
Mutlaka gidin, ama lütfen ana çizgiden saparak gidin. Selam vererek gidin, hâl hatır sorarak gidin, kucaklaşarak gidin, saygı ve sevgi kanallarınızı sonuna kadar açarak gidin, her türlü ayırımcılığı zihninizde ve eylemlerinizde yok ederek gidin. Işığa ulaştığınızda kültür sofrasında bağdaşınızı kurun.
&&&&
Eylül ayının son haftasında yolumuzu ailecek Erzincan’a düşürdük. Yolculuğumuz bizi 1939 depremi gerçeğiyle bir kez daha yüzleştirdi.
Kırk bin civarında can kaybı ve çok büyük yıkım. Ancak kısa bir zaman sonra, Mimar Asım Kömürcüoğlu’nun yaptığı kent planını esas alınarak, bugünkü Erzincan kenti inşa ediliyor. Gerçekten çok başarılı bir kent mimarisi.
Yolumuzu Üzümlü (Cimin) ilçesine doğru çeviriyoruz.
Cimin bağları arasından ilerliyoruz, bir bağ evinin önünden geçecekken, geçemedik. O açık kapı ve kapı önündeki küçük çocuk sanki bizi davet ediyordu.
Selam vererek durduk. Çocuk bir taraftan bizi davet ediyor diğer taraftan da “Nene, baba bakın misafir geliyor” diye sesleniyordu.
Bağ alanının içerisine girdik adının Hamit olduğunu öğrendiğimizde çocuğun konuğuyduk artık.
İçimden bir ses bu üzüm bağları arasında kültürel güzelliklerimizin hala yaşadığını söylüyordu.
Ve evet karşımızda “Anadolu Cimin kara duman üzümünü” kendi kök geleneğine uygun tarım yöntemleriyle özenle bugüne taşıyan bağ emekçisi bir aile vardı. Anne, oğul gelin ve torunlar.
Bağın büyüsü bizi içine çekti adeta. Bu sihirli aroma Karaduman salkımlarından mı yoksa, adının Güldursun olduğunu öğrendiğimiz annenin şefkatli ocağından mı kaynaklanıyordu?
Güldursun annenin sevecen bakışları, kucaklayıcı yaklaşımları, edep dolu davranışları salkım olmuş bütün bağı kaplamıştı adeta.
Anadolu’da çok farklı isimlerle karşılaşmıştım ama “Güldursun” ismini daha önce hiç duymamıştım. Ne kadar da güzel ve özel bir isim.
Güldursun; sanki ömür boyu gül gibi dursun anlamında ve gerçekten de öyle gül gibi durmuş annemiz ve gül gibi kokmuş.
Veya gülümseyerek dursun anlamında, gerçekte de öyle belli ki gülümseme yıllardan beri yüzünde durmuş ve O’na çok yakışmış.
Karşımızda nesli tükenmekte olan bir Anadolu annesi örneği vardı. İlerlemiş yaşına rağmen çalışkan ve haliyle üretken, tertemiz, sevgi ve özveri dolu, konuksever, toprağına, ailesine ölümüne bağlı, hoş sohbet, yüzünde güller açmış bir anne.
Oğul Muhammet ve gelin Kübra Hanım bağın diğer güzellikleri. Torun Hamit mi dediniz? Nasıl bahsetsem bilmiyorum ki!
Hamit; adı gibi övülmeye layık evlat, sabah akşam sofranda olsun başka bir şey istemezsin o yeter sana, işte tam öyle bir evlat. Belli ki ailenin beslendiği kültürel zeminler çok sağlam. Allah nazardan saklasın.
Biz konuklar şaşkın durumdayız. Hangi tarafa dönüp baksak, hangi tutumu alkışlasak…
İlgiden yorgun düşer mi insan?
Güldursun anneler hâlâ oralarda Anadolu Kültürünün bacalarını sabırla ve gayretle tüttürmeye devam ediyorlar.
Sayıları hızla azalan Anadolu anneleri, ne olur bir müddet daha binmeyin o beyaz atlara. Size çok ihtiyacımız var. Biliyorum ki, bir Anadolu gerçeği varsa o da sizsiniz.
Siz baş tacısınız.
Hikâyelerde, türkülerde, şiirlerde kaldığını düşündüğüm Anadolu konukseverliğini bize yaşatan Güldursun anne ve ailesine şükranla.