Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Trabzon Haber Yayın tarihi: 07 Eylül 2026 11:20 Güncellenme tarihi: 07 Eylül 2026 12:00

Trabzon'da fındık üreticisinden TMO'ya tepki: Fiyat 160 liraya düştü

Trabzon Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Cemil Pehlevan, fındık üreticilerinin yaşadığı sorunlara ve TMO alım politikasına tepki gösterdi.

Trabzon Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Cemil Pehlevan, 2026 yılı fındık sezonunda üreticinin karşı karşıya kaldığı maliyetler, serbest piyasa fiyatları ve Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) uygulamalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Pehlevan, yaklaşık 500 bin fındık üreticisinin mevcut sistemde emeğinin karşılığını almakta zorlandığını savundu.

"MASAL DEĞİL, HESAP; SLOGAN DEĞİL, ADALET"

Pehlevan, açıklamasına TMO'nun üreticinin yanında olması gerektiğini vurgulayarak başladı:

“Kara günde üreticinin yanında olması gereken TMO, neden üreticiyi tüccarın kapısına yönlendiriyor?
Bir varmış, bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; Karadeniz’in yamaçlarında, atadan kalma fındık bahçelerinde alın teri döken yüz binlerce üretici yaşadığı bir ülkede, “Çiftçinin kara gün dostu” diye tanıtılan bir kurum varmış. Adı da Toprak Mahsulleri Ofisi, kısaca TMO imiş. Ne güzel bir isim değil mi? Fakat artık sözlere değil, uygulamalara bakmanın zamanı gelmiştir.
“Çiftçinin kara gün dostu…”İnsan duyunca içi rahatlıyor. Fakat masalın içine girince işler biraz değişiyor.
Çünkü bu masalda kara günde çiftçinin yanında olması gereken dost, nedense çiftçinin elindeki ürünü almak için ince eleyip sık dokuyor, öyle ki fındığı almamak için gösterilen gayret, fındığı almak için gösterilen gayreti neredeyse geçiyor.
Üretici de elindeki fındıkla kapının önünde beklerken, masalın başka bir kahramanı ortaya çıkıyor: Tüccar!
TMO’nun kapısından geri dönen veya TMO’nun şartları nedeniyle ürününü satmakta zorlanan üretici, soluğu tüccarın yanında alıyor.

Böylece “kara gün dostu”nun kapısından çıkan üretici, başka bir kapıya yönlendiriliyor.
Masalın adı da hazır:“Piyasa şartları…” Ne sihirli bir kelimedir şu piyasa şartları!
Fiyat düşer: Piyasa şartları…
Üreticinin maliyeti artar: Piyasa şartları…
Gübre zamlanır: Piyasa şartları…
İşçilik artar: Piyasa şartları…
Mazot artar: Piyasa şartları…
İlaç-nakliye-patoz-bakım masrafı artar: Piyasa şartları…
Ama iş üreticinin emeğinin karşılığını vermeye gelince: “Piyasa şartları uygun değil!” La Fontaine bile bu kadar yaratıcı bir masal yazmamıştır.
Fındık bahçesine giren; gübrenin, ışkın kesmenin, ayıklamanın, ot biçmenin, ilaçlamanın, patozun, nakliyenin, seçmenin ve diğer bir sürü işlemin ne kadar zahmet ve masraflı olduğunu bilir. Fındığı yalnızca çikolatanın içinde veya çerez tabağında görenler, fındığın dalından sofraya gelene kadar kaç kez emek istediğini elbette bilemez.
O halde sormak gerekiyor: TMO gerçekten çiftçinin kara gün dostu mudur, yoksa sanayicinin iyi gün dostu mu?”

"DÜNYA STRATEJİ BELGESİNE GİRECEK TAKTİK!"

Pehlevan, yaklaşık 500 bin fındık üreticisinin üretim sürecindeki maliyet ve riskleri kendisinin üstlendiğine dikkat çekerek açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Şimdi gelelim masalın belki de en müthiş, en dahiyane ve dünya strateji belgelerine girecek kadar “icat” sayılabilecek kısmına!
Yaklaşık 500 bin fındık üreticisi, öyle bir sistemin içine sokuldu ki; adeta tüccarın, sanayicinin ve fındık işleyicisinin maaşsız, sigortasız ve hatta kendi cebinden para ödeyerek çalışan elemanı hâline getirildi.

Düşünün…
İşçi sizsiniz-Sermaye sizden çıkıyor-Üretim sizin-Risk sizin-Emek sizin Yağmur sizin-Güneş sizin-Hastalık sizin-Don sizin-Zarar sizin-Masraf sizin. Ama ürünün değerini belirleme gücü başkasının!
Üstelik bu “eleman” maaş almıyor-Sigortası yok-Mesai ücreti yok-Yol parası yok-Yemek parası yok-Yetmiyor…;Çalışabilmek için kendi cebindeki parayı da üretime yatırıyor. Gübre alıyor-İlaç alıyor-İşçi tutuyor-Patoz yaptırıyor-Nakliye ödüyor-Bahçenin bakımını yapıyor-Sonunda ürününü satıyor.
Hesabı yapıyor… Ve ortaya çoğu zaman artı bakiye değil, eksi bakiye çıkıyor. Bir de bunun üzerine kendi emeğini ekleyin!
İşte size dünyanın belki de en ilginç çalışma modeli: Çalışan hem maaşsız, hem sigortasız, hem de sermayesini kendi cebinden karşılıyor!
Üstelik patronuna ürününü teslim ederken bir de teşekkür ediyor: “Seneye de görüşürüz!”

Böylesine müthiş bir sistemin mucidi varsa gerçekten tebrik etmek gerekir.
Çünkü yaklaşık 500 bin üretici, kendi imkânlarını seferber ederek, kendi toprağında, kendi sermayesiyle, kendi emeğiyle üretim yapıyor ve ortaya çıkan değerin önemli bölümünü başkalarının kazanmasına imkân sağlıyor.
Patronun cebinden tek kuruş çıkmadan, üretim için gereken sermayeyi de üretici karşılıyor. Bunun adı artık sadece tarım politikası değil. Bunun adı olsa olsa: “Maaşsız, sigortasız ve sermayesini de kendi karşılayan gönüllü üretim işçiliği modeli!” Üstelik üretici bu işi zorla yapmıyor.
Onun en büyük “zaafından” yararlanılıyor: Ata toprağına bağlılığından!
Dededen kalan bahçeyi bırakmıyor.
Babadan kalan toprağı terk etmiyor.
“Nasıl olsa bu toprak bizim.” diyor.

“Nasıl olsa fındık dalda kalmaz.” diyor.
“Nasıl olsa seneye yine üretiriz.” diyor.
İşte sistemin en büyük avantajı da tam burada başlıyor.
Üreticinin toprağına, geçmişine ve üretme iradesine olan bağlılığı; başkalarının pazarlık gücüne dönüşüyor.
Üretici her yıl canını dişine takıyor.
Hazırdaki parasını üretime yatırıyor.
Binbir emekle ürünü yetiştiriyor.
Sonra da ortaya çıkan ürünün kaymağını, deyim yerindeyse, kendi patronuna teslim ediyor.
Kendisine ise: “Seneye daha iyi olur.”-“Piyasa böyle.” -“Dünya fiyatları böyle.”-“Rekabet var.”-“Talep yok.”-“Biraz daha sabret. Masalları kalıyor.
Peki bu sırada “çiftçinin kara gün dostu” ne yapıyor? O da kendi masalını anlatmaya devam ediyor! Bir yandan üreticinin ürününü almamak için binbir gerekçe üretiliyor, diğer yandan üretici piyasanın kucağına bırakılıyor.

Üretici TMO'nun kapısında bekliyor-Şartlarla boğuşuyor-Alım kapasitesiyle- kalite kriterleriyle-randevuyla-fiyatla uğraşıyor.
Sonunda ürünü elinde kalmasın diye tüccarın kapısını çalıyor. Ve böylece masalın en ilginç bölümü tamamlanıyor: Üretici üretirken yalnız, satarken çaresiz, kazanırken ise başkalarına bağımlı hâle getiriliyor.
Ne müthiş taktik!
Patron üretim için para harcamıyor.
Bahçe kurmuyor.
Gübre atmıyor.
İşçi aramıyor.
Fındık toplamıyor.
Patozun başında beklemiyor.
Nakliye derdi çekmiyor.
Ama üretici bütün bunları yapıyor.
Hem de kendi cebinden! Sonra patron geliyor ve: “Piyasa şartları…”diyor.
İşte La Fontaine'in masalları burada bile yetersiz kalıyor.
Dünyanın başka hangi ülkesinde çiftçi, başkalarının konforu için bu kadar düşük bedelle üretmeye razı edilir?”

"VE SON MASAL: FINDIK DALDA KALMASIN"

Pehlevan, üreticinin zarar etmesine rağmen ata toprağına bağlılığı nedeniyle üretime devam ettiğini belirterek şunları kaydetti:

“2026'da da değişmeyen bir gerçek var.
Üretici bütün bu şartlara rağmen bahçesine giriyor.
Çünkü onun için fındık yalnızca bir ürün değil.
Atasının toprağıdır.
Dededen kalmıştır.
Babadan kalmıştır.
Toprağı boş bırakmak, üretimden çekilmek onun kültüründe kolay değildir. Bu yüzden üretici çoğu zaman zarar etse bile üretmeye devam ediyor. İşte bunu bilenler de üreticinin bu bağlılığını çok iyi kullanıyor.
Çünkü biliyorlar ki üretici:
“Nasıl olsa toplarım. Diyecek.
“Nasıl olsa dalda bırakmam.” diyecek.
“Nasıl olsa toprağımı boş bırakmam.” diyecek.
Ve işte tam burada sistemin en büyük avantajı ortaya çıkıyor. Üreticinin toprağa olan sadakati, başkalarının pazarlık gücüne dönüşüyor.”

"MASALIN SONU"

TMO'nun uygulamalarına yönelik eleştirilerini sürdüren Pehlevan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Aslında TMO çok haklı!
Çünkü üreticinin mutluluğunu düşünüyor!
Üreticiyi mutsuz etmek istemiyor!
Üretici fındığını yüksek fiyata satarsa belki mutlu olacak.
Oysa üreticinin mutluluğu artık çok tehlikeli bir şey!
Onun yerine fındığın kaymağını yiyenler mutlu olsun.
Sanayici mutlu olsun.
Tüccar mutlu olsun.
İhracatçı mutlu olsun.
Piyasa mutlu olsun.
Yeter ki üretici fazla mutlu olmasın!
Çünkü fazla mutlu olan üretici, bir gün hesabını yapabilir.
Hesabını yapan üretici de şu soruyu sorabilir:
“Ben neden üretiyorum?”
İşte asıl korkulması gereken soru budur.
Çünkü bir gün üretici: “Başkasının konforu için çalışmayacağım.” derse; o zaman mesele yalnızca fındık olmaz.
O zaman mesele; tarım olur, üretim olur, ihracat olur, döviz olur, gıda güvenliği olur.
Ve o zaman yıllardır anlatılan La Fontaine masallarının sonu değişir.”

"255 TL'LİK FINDIK, 200 TL'NİN ALTINA NASIL DÜŞÜYOR?"

Fındık fiyatlarındaki gerilemeye de değinen Pehlevan, açıklanan 255 TL'lik rakamın taban fiyat olarak uygulanması gerektiğini savundu.

Pehlevan, serbest piyasadaki fiyatların 160 TL bandına kadar gerilediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Fındık için 255 TL seviyesinde bir değer ortaya konuluyor.
Peki üretici piyasaya çıktığında ne görüyor? 200 TL’nin altında fiyatlar! Şimdi üreticinin aklına doğal olarak şu soru geliyor:
En azından, hiç olmazsa açıklanan 255 TL fiyat taban fiyat olmalıydı! Taban fiyat olarak açıklanmayınca şu anda serbest piyasada fındık fiyatı 160 tl bandında maliyetin çok çok altında alım yapılıyor.”

"TMO TÜCCAR DEĞİLDİR!"

TMO'nun piyasadaki rolüne ilişkin değerlendirmede bulunan Pehlevan, kurumun üreticiyi koruyucu ve düzenleyici bir görev üstlenmesi gerektiğini ifade etti:

“TMO’nun görevi tüccarla rekabet etmek değil, gerektiğinde üreticiyi piyasanın insafına bırakmayacak düzenleyici ve koruyucu bir rol üstlenmektir.
Eğer üretici, TMO’nun kapısından eli boş dönüp tüccarın kapısında fiyat aramak zorunda kalıyorsa burada ciddi bir politika sorgulaması yapılmalıdır.
TMO’nun varlığı yalnızca piyasada bulunmakla değil, üreticinin pazarlık gücünü artırmakla anlam kazanır. Aksi halde “çiftçinin kara gün dostu” ifadesi yalnızca güzel bir slogan olarak kalır.”

"ÜRETİCİYE VERGİ, BAŞKALARINA AF!"

Pehlevan son olarak fındık satışında uygulanan stopaja değindi. Üreticinin yüzde 2 veya yüzde 4 oranında vergi yüküyle karşı karşıya kaldığını belirten Pehlevan, açıklamasını şöyle tamamladı:

“Bir başka önemli konu da fındık üreticisinin ürününü satarken karşı karşıya kaldığı stopaj uygulamasıdır.
Üretici, %2 veya %4 oranındaki vergi yüküyle karşı karşıya kalırken, toplumun farklı kesimlerine yönelik vergi afları ve tahsilat kolaylıkları gündeme geldiğinde üreticinin sormaya hakkı vardır:
Devlet fındık üreticisinden vergi alırken gösterdiği hassasiyeti, keşke fındık üreticisini korurken de gösterebilse!.”

Yorumlar (3)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

A
Aydan bayrak
47 dakika önce

Ağzınıza sağlık bize tercüman oldunuz. O fiyatı verip almıyanları 1 ay değil sadece 10 gün tırpan vursunlar fındık toplasınlar bakalım ne yapacaklar aynı fiyatı verebilecekler mi. Diğer işlemleri de saymıyorum

L
leeee
45 dakika önce

rıv riv riv da riv riv rivvvvvvvvvvvvvvvv nası iyimi kemence sesi.hamsi den çok farkı yok zaten bizim milletin hamsi ile alay etmeyin bari

A
ALİ YILMAZ
14 dakika önce

ÇOK GÜZEL HER ŞEYİ BELİRTMİŞSİNİZ AMA HİÇ ACIMIYORUM YILLARDIR SON 10 YIL FINDIKTA DÖNEN SİYASİ KARARSIZLIĞIN ÜRETİCİYE YANSIMALARI VE BÜYÜK TÜCAARLARA PEŞ GECİLMESİNİ ,AMERİKADA BAZI BÖLGELERDE FINIDIK ÜRETİMİNE GECİLMESİ NİN AMERİKE POLİTİKALARI OLDUĞUNU ANLAMADIYSA BİR TEPKİ VERMİYORSAK HER ŞEYİ HAK EDER.