TTSO’da dört adayın yarışacağı seçime artık saatler kaldı.
Erkut Çelebi, Ayhan Sürmen, Ahmet Kazaz ve Samet Canbakkal…
Dört isim de üyelerden destek istiyor. Her biri kendi penceresinden seçimi anlatıyor, geçmişini ve yapacaklarını ortaya koyuyor.
Son sözü ise sandık söyleyecek.
Tam da bu noktada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Dört adayın yarıştığı bir seçimde, herkesin bütün adaylara aynı mesafede durması gerekir. Kimseyi parlatmak, kimseyi gölgede bırakmak, birini öne çıkarırken diğerini yıpratmak doğru değil.
Hele seçime üç gün kala…
Erkut Çelebi’yi bugüne kadar en fazla eleştiren isimlerden biri de biz olduk. Yanlış gördüğümüz yerde söyledik, söylemeye de devam ederiz.
Fakat eleştirmek başka, haksız bir biçimde yıpratmaya çalışmak başka.
Çünkü bugün Çelebi’nin karşısında duran bazı isimlerin dün nerede olduğunu da hatırlıyoruz.
Dün aynı masada oturuyorlardı.
Dün aynı yolda yürüyorlardı.
Dün Çelebi’nin başkan olabilmesi için destek istiyor, oy topluyor, onunla birlikte hareket ediyorlardı.
Bugün ise aynı isimlerin çok farklı bir noktada durduğunu görüyoruz.
Elbette insanlar fikir değiştirebilir.
Elbette yollar ayrılabilir.
Elbette dün doğru görülen bir şey bugün yanlış bulunabilir.
Bunların hepsi anlaşılabilir.
Ama bunun da bir hafızası vardır.
Trabzon küçük şehir.
Kim kiminle yol yürüdü, kim kimin için çalıştı, kim hangi dönemde kimin yanında durdu, bunların tamamı biliniyor.
Belki bazı şeyler zamanla unutulur. Biz unutmayız.
Üstelik diğer adayların da geçmişinde tartışılabilecek noktalar yok mu?
Elbette var.
Fakat seçim arifesinde bir kişiyi sürekli tartışmanın merkezine koyup diğerlerini bundan uzak tutmak, ister istemez terazinin dengesini bozuyor.
Medya açısından da durum farklı değil.
Gazeteci eleştirir.
Sorgular.
Yanlış gördüğünü yazar.
Bunda hiçbir sorun yok.
Ama seçim sandığına üç gün kala eleştiri ile yıpratma arasındaki çizgiye de dikkat etmek gerekir.
Çünkü yarın sandık kurulacak.
Üyeler kendi iradelerini ortaya koyacak.
Kim kazanırsa kazansın, seçim bitecek.
İnsanlar yine aynı şehirde yaşayacak, aynı ticaret hayatının içinde birbirlerinin yüzüne bakacak.
Bu yüzden bugün söylenecek sözün de, yapılacak eleştirinin de bir karşılığı var.
Biz Çelebi’yi eleştirdik, yine eleştiririz.
Ama dün birlikte yol yürüdüğünüz bir insanı bugün eleştirirken, önce kendi dününüze bakmak da kötü bir fikir değildir.
Seçimi kazanmak başka şeydir, rakibi yıpratmak başka.
Siyasette de ticarette de yarış olur. Ama yarışın bir sınırı, eleştirinin de bir terazisi olmalı.
10 Ekim’de üyeler kararını verecek.
O sandıktan ne çıkacağını bugün hiç kimse kesin olarak bilemez.
Ama sandığa giderken herkesin aynı soruyu kendisine sormasında fayda var:
Biz bugün neyi savunuyoruz, dün neyi savunuyorduk?
Cevabı, belki de bu seçimin kendisinden daha çok şey anlatacak.