Türk futbolunda yıllardır değişmeyen bir alışkanlık var. Başarısızlık yaşanıyor, tepkiler büyüyor ama koltuklar kolay kolay bırakılmıyor. Herkes sorumluluğu başkasına yüklüyor, hesap vermek gerektiğinde ise sessizlik başlıyor. Bugün Türkiye Futbol Federasyonu’nda yaşananlar da bu tartışmayı yeniden gündeme taşıyor.
Milli takımın performansı beklentilerin altında kaldı. Teknik direktörle yollar ayrıldı, federasyon yönetiminde istifalar yaşandı. Ortada ciddi bir güven sorunu var. Buna rağmen TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu göreve devam etmek istiyor. Peki, bu ısrarın Türk futboluna nasıl bir katkısı olacak?
Başkanlık koltuğuna oturmak bir tercih, o koltuğun sorumluluğunu taşımak ise ayrı bir iştir. Başarı geldiğinde öne çıkıp başarısızlık yaşandığında hiçbir şey olmamış gibi devam edemezsiniz. Hele ki yönetiminizin önemli bir bölümü istifa etmişse, durup düşünmek zorundasınız. Herkes yanlış yapabilir ama her yanlıştan sonra aynı koltukta kalmakta ısrar etmek, hatanın kendisinden daha büyük bir tartışmaya dönüşebilir.
Hacıosmanoğlu’nun geçmişte Trabzonspor başkanlığı da var. Bugün ise Türk futbolunun en üst makamında oturuyor. Ancak bu görev, kişisel çıkışlarla, sert açıklamalarla ya da koltuğu koruma iradesiyle yürütülemez. Futbol; sağduyu, adalet, planlama ve güven ister. Bunlar eksildiğinde, makamın büyüklüğü de tek başına bir anlam taşımaz.
Kimse kendisinden başarısızlığı kabul edip hemen kenara çekilmesini istemek zorunda değil. Önünde demokratik bir yol var. Kongreye gider, aday olur, projelerini anlatır ve delegelerin güvenini yeniden kazanır. Fakat ortada bu kadar soru işareti varken hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak, kamuoyunun tepkisini görmezden gelmek olur.
Sayın Hacıosmanoğlu, o koltuk size ait değil; Türk futbolunu yönetmeniz için size emanet edildi. Emanetin hakkını vermek, gerektiğinde sorumluluğu üstlenmeyi de gerektirir. Her eleştiriye karşı durmak, her tepkiye direnmek ve ne olursa olsun görevde kalmak bir yönetim başarısı değildir.
Türk futbolunun daha fazla gerilime, yeni tartışmalara ve kişisel inatlaşmalara ihtiyacı yok. İhtiyaç duyulan şey, güven veren bir yönetim ve geleceğe dair sağlam bir plandır.
Bazen en doğru karar, devam etmek değil, görevi bırakmaktır. Bunu yapabilmek de bir erdemdir. Hacıosmanoğlu artık kendisine şu soruyu sormalı: Bu koltukta kalmak Türk futboluna mı yarıyor, yoksa koltuğu bırakmamak kişisel bir ısrara mı dönüşüyor?
Bu sorunun cevabını vermek zorunda olan kendisidir. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Türk futbolunda hiçbir makam, onu taşıyan kişiden daha değerli değildir. Koltuklar kalıcı değil, yapılanların hesabı ise er ya da geç sorulur.