Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Spor Yayın tarihi: 09 Temmuz 2026 12:28 Güncellenme tarihi: 09 Temmuz 2026 12:28

Necip Emre Yılmaz’dan çarpıcı sözler: “Trabzon’da futbol DNA’ya işlenir”

Trabzonlu genç teknik adam Necip Emre Yılmaz, futbolculuktan teknik direktörlüğe uzanan yolculuğunu, Trabzonspor ve Türk futboluna dair tespitlerde bulundu

Trabzon futbolunun yetiştirdiği genç teknik adamlardan Necip Emre Yılmaz, futbola bakışı, antrenörlük yolculuğu ve Türk futbolunun geleceğine dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Futbolculuk kariyerini henüz 21 yaşında noktalayarak teknik adamlık yoluna giren Yılmaz; İdmanocağı’ndan İstanbulspor’a, 1461 Trabzon FK’dan Osmaniyespor’a uzanan süreçte farklı liglerde önemli tecrübeler edindi.

Trabzon’un futbol kültürünü “DNA’ya işlenen bir tutku” olarak tanımlayan genç teknik adam; genç oyuncuların gelişimi, yapay zekanın futboldaki yeri, Fatih Tekke’nin Trabzonspor’daki rolü ve Türk futbolunun bir ekole sahip olması gerektiği yönündeki düşüncelerini anlattı. İşte Yılmaz ile gerçekleştirilen söyleşi.

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız, antrenörlüğe ilginiz nasıl başladı?
Maçka’da dünyaya geldim. Futbola ilgimiz Trabzonlu olduğumuzdan dolayı sanırım doğuştan gelen bir durum. Bu ilgi de haliyle Trabzonspor’la başladı. Trabzon’da dünyaya geliyorsan zaten futbol senin DNA’na işleniyor. Antrenörlüğe ilgim ise şöyle; Maçkaspor’un altyapısında futbol oynuyordum sonra A Takıma çıktım. O dönem dünyada bir Mourinho furyası vardı. Önce Porto oradan Chelsea. Onun sevinçlerini gördüğüm zaman çok etkilenmiştim. Ben A Takım’da futbol oynarken böyle bir antrenörlük, eğitmenlik eğilimi olmuştu benden. Babam da eğitmen olduğu için benim üzerimde etki bırakmıştı. Kulüpte oynarken altyapıdaki oyuncuları da çalıştırıyordum. Kalecilik yapıyordum ve boyum da çok uzun olmadığı için çok üst seviye futbol oynayamayacağımı düşünmüştüm.

O süreçte antrenörlük ilgim de vardı ve erken yaşta başlamak istedim. İdman Ocağı takımında antrenörlük yapmaya başladığımda 21 yaşındaydım. “Ben 30 yaşına gelince belki de istediğim seviyeye gelebilirim’ diye düşünmüştüm. Antrenörlük sürecim bu şekilde başladı. İdmanocağı da çok özel, çok değerli bir kulüp. Ben de o dönem 1996 gibi çok değerli bir grupla çalışmaya başladım. Antrenörlüğümün 10.yılında 1’inci ligde Cem Bağcı’nın teknik direktör olduğu İstanbulspor’da yardımcı antrenör olmuştum. Futbola ilgim Trabzonlu olarak DNA’mıza kodlanan bir durum. Antrenörlük kararı vermiş olmam da o dönem dünyada isim yapmış Mourinho, Capello gibi isimleri görüp ‘Ben de aslında iyi bir antrenör olabilirim’ düşüncesi hasıl oldu bende. O şekilde de erken yaşta başladım.

Bu sizin için bir avantaj oldu mu?
Antrenörlüğe erken başlamak tabi ki avantaj oldu benim için. Şu anda 36 yaşındayım ve diyorum ki ‘’Ben 16 yıldır antrenörlük yapıyorum’. Ancak 36 yaşında futbolu yeni bırakanların daha ilk seneleri oluyor. Ancak dezavantajları ise, daha çok futbol oynamak antrenörlük kariyerinde daha çok futbolculuk olarak o da bir dezavantaj. Necip Fazıl’ın söyleminde olduğu gibi, Her şeyin yüzde 50’si doğru yüzde 50’si yanlıştır. Elbette bu işin de avantajları da dezavantajları da var. Ancak ben avantajlarının daha çok olduğunu düşünüyorum.

Trabzon’un futbol kültürünü diğer şehirlerden ayıran özellik nedir?
Az önce söyledik ya… Trabzon’da doğmuş olmanız futbol tutkusunu sizin DNA’nıza işlenmesini de beraberinde getiriyor. Şöyle bir şey var; baklava Antep’te yenir. Antep baklavasını başka bir yerde yediğinizde aynı tadı alamazsınız. Her şey yerinde. Trabzon da aynı o şekilde. Futbol gerçekten bizim habitatımız, doğuştan bize kodlanmış. Elbette bunun için eğitim alıp kendimizi geliştirmemiz de gerekiyor. Ancak eğer DNA’nda fıtratında varsa ona sahipsindir.

Trabzon şehri sadece futbolcu değil teknik adam yetiştiren bir şehir olması da yine bahsettiğiniz DNA ile ilgili mi?
Tabi ki… Trabzonspor’un tarihine baktığımızda Ahmet Suat Özyazıcı liderliğinde mağlubiyete tahammülü olmayan bir grup inat etmiş ve şampiyonluklar kazanarak İstanbul hegemonyasını yıkıyor. Ahmet Suat Özyazıcı’dan sonra Özkan Sümer, sonrasında Şenol Güneş’ler… Sonrasında Giray Bulak, Mustafa Akçay, Sadi Tekelioğlu ve Fatih Tekke’ye kadar gelen süreç. Bu arada yetiştirilen yüzlerce binlerce antrenör, futbolcu, sporcu… Bu şehrin kimliği ile, tarihi ile alakalı bir durum. Biz Özkan Sümer’leri görerek büyüdük, daha sonra Şenol Güneş’leri görerek büyüdük ve onların yetiştirdiği jenerasyonlarla çalışarak bir seviyeye geldik. Şehrin spor tarihine baktığınız zaman ister istemez bu durumun DNA’larımıza kodlandığını anlayabiliyoruz.

Altyapıdan gelen genç oyunculara önem verdiğinizi biliyoruz. Geçmişten bugünü kıyasladığınızda ne gibi farklılıklardan bahsedebilirsiniz?
Geçmişteki oyuncular bana göre biraz daha özel yetenekli oyunculardı. Şimdiki genç oyuncular biraz daha sisteme dayalı oyuncular. Geçmişte biraz daha sokak kültürü ağırlıkta olduğu için oyuncunun antrenman sayısı çok fazlaydı. Ve o dönemki oyuncular mağlubiyeti kabullenmeyen daha inatçı profiline sahipti. Şimdi teknolojinin gelişmesiyle mağlubiyete daha duyarlı oyuncu profili ortaya çıktı. Geçmişte oyuncular daha doğaçlama futbol oyunuyla yeteneklerini daha iyi ortaya koyabiliyordu. Ancak günümüzde daha kalıplaşmış bir sistem var. Ayrıca bireysel olarak sınırlı yeteneğin olmasına rağmen takım oyunu olarak sisteme bağlı kalınıyor. Bu sebeple de yetenek olarak ben günümüzdeki oyuncuları geçmişteki oyunculardan bir adım daha geride görüyorum.

Şöyle bir durum da var, geçmişin o özel yetenekli oyuncuları günümüz şartlarında kendilerini gösteremeyebilirlerdi. Veya şu andaki oyuncular geçmişte başarılı olup olmayacaklarına çok net bir şey söyleyemeyiz. Oyuncuların çok çalışması, kendilerini geliştirmek için analizlerini çok fazla yapmaları gerekiyor. Ayrıca sadece futbol oynamak yetmiyor. Kendilerini futbol dışında da çok geliştirmesi gerekiyor. Çünkü futbol çok değişiyor ve de gelişiyor. Değişen futbola uyum sağlamak için kendisinin de değişmesi gerekiyor. Bugün dünyanın en iyi futbolcularına baktığınızda Messi hat-trick yapıyor Dünya Kupası’nda. 41 yaşındaki Ronaldo mücadele gücü ve hırsıyla öne çıkıyor. Çünkü onlar sadece futbol kısmıyla değil futbol dışındaki konularda da geliştirmeye devam ediyorlar. Onlar bugün sadece futbol oynamıyor tarihin sayfalarına isimlerini altın harflerle yazdırma hedefiyle mücadele ediyorlar.

Genç yetenekli oyunculara size göre yeterince şans veriliyor mu?
Ben yeterince şans verilmediğini düşünüyorum. Ancak diğer taraftan o şans verilmez alınır fikrini de sonuna kadar savunuyorum. Oyuncular zaten yetenekliyse o şans gelir. Bu süreci iyi bir planlamayla yürütmek gerekiyor. Örneğin şu anda alt liglerde genç oyuncu oynatma kuralları, kontenjan kuralları var. Çünkü gençlerin önünün açılması hedefleniyor. Bu durum sadece kurallarla değil yetenekle olur.

Buradan hareketle genç oyunculara tavsiyelerde bulunacak olsanız, neler söylersiniz?
Kendilerini her zaman futbolun dışında da geliştirmeleri gerektiğini öneriyorum. Zihinlerini sadece futbolla doldurmamalarını, futbol dışında da kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Çünkü zihninizi hep aynı şeyle doldurduğunuz zaman hayat bir süre sonra monotonlaşıyor. Oysa onların farklı konularda zihinlerinin gelişmesi gerekiyor. Günümüzde kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri için özellikle sosyal yönden ve iletişim yönünden kendilerini çok iyi geliştirmeleri gerekiyor. Günümüzde sadece futbol oynamakla bitmiyor. Dünya Kupası’nda Yeşil Burun Adaları takımının kalecisi Vozinha’nın ilk maçı sonrası sosyal medyada yaşadığı süreç… O süreçleri yönetmek gerçekten önemli. Oyuncularımız da bunları iyi planlamalı. Aslında şunları söylemeye bile gerek yok. Gençlerin gerçekten kitap, gazete okumaları, mutlaka ama mutlaka en az bir ya da iki dil öğrenmeleri gerekiyor. Kişisel gelişim anlamında kendilerini ne kadar geliştirirlerse bu futbol yaşantılarına da o derece katkı sağlayacaktır.

Bu soruyu bu kez, genç antrenörler için de sormak istiyorum, size göre genç antrenörler de yeterince şans bulabiliyorlar mı?
Şu anda 36 yaşındayım, 5 takımda teknik direktörlük yaptım. Demek ki bir şans verilmiş bana. Ha o şans bana verildi mi ben mi aldım o da farklı bir konu. Şans bulabilen genç antrenörler var, şans bulmaya ihtiyacı olan antrenörler de var. Son yıllarda genç antrenörleri daha aktif görebiliyoruz. Süper Lig’de de genç antrenörler görebiliyoruz. Evet o şans veriliyor ancak daha fazla verilebilir. Çünkü genç antrenörler bu anlamda geleceği inşa edecek. Bunu söylerken tecrübeli isimlerden de faydalanmak gerekiyor. Ancak bir şekilde alttan yenilerinin gelmesi gerekiyor. Genç ve yeni başlayan bir antrenörden çok kısa sürede başarı beklemek yerine destek verip sabretmek gerekiyor.

Size göre yapay zeka, veri analizi ve performans futbolu nasıl etkiliyor?
Veri analizi futbolda çok önemli. Sadece futbolda değil bütün spor dalları için çok önemli. Formula-1 pilotları yarış bittikten sonra bilgisayar başında virajları daha kısa nasıl dönebilirdim gibi 3-4 saniyelerin hesaplamasını yapacak şekilde analiz yapıyor. Biz de futbolda hem kendimizin hem de rakibin analizini yapıp oyunumuzu geliştirebiliriz. Yapay zeka konusu ise; futbolun bir ruhu var. Ve futbol sokak oyunu. Bana göre o ruhu çok fazla değiştirmemek gerekiyor. Yapay zekayı daha çok planlamalarda mutlaka kullanmak gerekiyor. Ancak futbolun ruhunu hiçbir yapay zeka anlatamaz. Çünkü o yaşanmışlıklarla ve duygularla alakalı bir durum. Yapay zeka birçok akademik bilgiyi verebilir ancak duyguyu veremez. O yüzden yapay zekayı daha farklı alanlarda kullanmak gerekiyor.

Kendi futbol anlayışınızı nasıl anlatabilirsiniz?
Benim futbol anlayışım şiddet (tempo), ikincisi baskın oyun (Hem hücumda hem savunmada. Yani topa karşı baskı yapmak yani ön alanda baskısı anlamında baskı, hem de topa sahip olduğun zaman baskın futbol oynamak. Savunma yaparken bile rakibine baskın olmak veya hücum yaparken bile rakibine baskın olmak) ve organizasyon. Analiz yapmak bazı şeyleri engellemek anlamına gelmiyor ama bazı şeyleri engellemek için de analiz yapmak gerekiyor  

Oyun anlayışı olarak geçişi önemseyen, savunmadan topu kazanıp hücuma geçişler olsun kontratak olsun hem de topu kaybettikten sonar hemen geri kazanma adına futbolun biraz da geçişini, temposunu düşünen bir antrenör anlayışındayım. Trabzonlular her zaman baskın, hücum futbolunu severler. Bizim de bu anlamda tabi ki kanımız kaynıyor. Hem hücumda hem savunmada baskın oyunu çok benimserim. Onun dışında ben iletişimimin çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Gittiğim takımlarda aile ortamı yaratma konusunda iyi olduğumu düşünüyorum. Oyuncularla iletişimim, onlara zaman ayırmam, onların sorunları dinlemem, saha içi ve dışında onlarla iletişim kurmaktan çekinmeyen bir antrenörüm. Oyuncuya karşı da çok dürüst olduğumu düşünüyorum.

Çünkü siz oyuncuya karşı dürüst olursanız karşılığını da olumlu yönde alacağınızı söyleyebilirim. Antrenörlüğe başladığım ilk yıllarda benden büyük oyuncularım vardı, teknik adamlık yaparken de benden büyük oyuncularım vardı. Olumsuz hiçbir olay yaşamadım. Ancak bir yöneticinin gelip ‘Hocam burada daha yaşlı bir hoca vardı, oyunculardan ona saygı duymayanlar vardı. Sen daha genç olmana rağmen oyuncular sana inanılmaz saygı gösteriyor, bunu nasıl başarıyorsunuz? Diye sorduğunda. Ben şunu söylemiştim; ‘Konuya hakim olduğunuzda oyuncunuza da hükmedebiliyorsunuz. Bunun yaşla alakası yok, bunun konuya hakim olmakla, işinizi bilmekle alakası var. Elbette işi çok iyi bildiğimizi iddia etmiyoruz sadece kendimizi futbol anlamında geliştirdiğimizi oyuncuda gördüğümüz zaman oyuncuya da hakim olabiliyorsunuz.

Bir şeyi değiştirme şansınız olsaydı bugün Türk futbolunda neyin değişmesini isterdiniz?
Şunu değişmesini isterdim, Türk futbolunun bir ekolünün olmasını isterdim. Nasıl ki bir Alman ekolu, Brezilya ekolü deniyorsa Türk futbolunun da bir ekolünün olmasını isterdim. Elbette bu bir anda olabilecek bir şey değil. Şu söylenmeli, ‘Evet Türkler bu şekilde oynar. Hücumda da savunmada da böyle oynar’ Bu da sadece bir antrenörün, kulübün ya da federasyonun yapacağı bir şey değil. Bu komple bir dönüşümdür belki. Belki ülke olarak bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Altyapıdan, akademiden başlayarak bir dönüşüm gerekiyor.

Avrupa’da sizi en çok etkileyen teknik direktör kim?
Sir Alex Ferguson, Carlo Ancelotti, Marcelo Bielsa ve son dönemlerde Pep Guardiola. Mourinho’nun ise başarıları, kupaları, iletişim becerisi çok etkili.

Teknik direktörlükte sonuç mu daha önemli oyun mu?
Şöyle; ben de oyuncularıma hep bunu söylerim. Sonuç futbolda çok önemlidir. Çünkü sonuç olmasa futbolun bir anlamı yok. Ancak süreci yaşamadan da sonuca gidemiyoruz. O süreç çok değerli. Benim için önemli olan sonuca giden yolda o süreçte bulunduğumuz an… Anlar… O an çok önemli. Sonuç için oynadığımız oyundaki o an maçın 10.dakikası ise o an. Veya sezonun belli bir maçı ise 15.haftası ise o gün. Çünkü futbolda dün yok, yarın yok, içinde bulunduğu o anı iyi değerlendirmek ve onun değerini bilmek gerekiyor.

Türk futbolunun sorunu size göre oyuncu yetiştirmek mi, oyuncuya sabretmek mi?
İkisi de çok önemli. Oyuncuyu yetiştirmek zaten başlı başına bir olay. Fabrikada üretilen bir ürün gibi. Birçok aşaması var. Oyuna sabretmek de elbette önemli ancak potansiyeli olduğunu düşündüğünüz oyuncuya sabretmek gerekiyor. Bu çok uzun süreli olan bir durum değil. Eğer oyuncunun senin isteklerini karşılayabileceğine inanıyorsan zaten sabrediyorsun. Uğurcan, Yusuf Yazıcı gibi isimler buna en iyi örneklerden iki tanesi diyebilirim. Üretip ihraç ettiğimiz önemli potansiyeller. Eğer oyuncu sabredilmeyi hak ediyorsa veya karşılığı olduğuna inanıyorsanız sabretmek gerekiyor. Bu teknik adam için de takım için de oyun için de geçerli. Taraftar her zaman sabırsızdır ve onlardan çok sabır bekleyemezsin. O yüzden sabır profesyonellerin işi, futbolcunun işi, teknik adamın işi. Taraftar belki de itici güçtür burada. Taraftardan destek beklemek en doğru olandır. Sabır biz profesyonellerin işi.

Trabzonspor’a gelecek olursa, önce futbolcusu şimdi de teknik direktörü Fatih Tekke, takımın başında, neler söyleyeceksiniz bu konuda?
Fatih Tekke'nin duruşu, Trabzonspor'un kendisidir. Çünkü onun futbol anlayışında mücadele, cesaret, disiplin ve asla pes etmemek vardır. Sahaya yansıtmak istediği karakter de yıllardır Trabzonspor'u diğer kulüplerden ayıran, taraftarın görmek istediği mücadele ruhunun tam karşılığıdır. Sayın Başkan Ertuğrul Doğan'ın "Hocamızla birlikte yapılanmanın ilk yılı" sözü de çok kıymetli. Bu ifade, Trabzonspor'un günü kurtaran değil, uzun vadeli bir planlama yaptığını gösteriyor. İlk yılın başarılı geçtiğini düşünüyorum. Burada yönetimin, Fatih Hoca'nın, teknik ekibin ve futbolcuların önemli emeği var. Yeni sezon öncesinde planlama erkenden yapıldı, transferler büyük ölçüde tamamlandı ve takım iskeletinin korunması sağlandı. Güçlü bir scout yapılanması da bunun önemli parçalarından biri. Rakipler teknik direktör arayışındayken Trabzonspor kadrosunu büyük ölçüde şekillendirdi.

Benim için en değerli nokta ise şu; artık karşımızda sadece Trabzonspor'un efsane futbolcusu Fatih Tekke yok. Kendini teknik adam olarak da geliştirmiş, 1. Lig ve Süper Lig'de önemli tecrübeler kazanmış bir Fatih Hoca var. Trabzon'un ruhunu, Trabzonspor kültürünü bilen ve bunu takıma aktarabilen isimlerin daha başarılı olacağına inanıyorum. Özkan Sümer'in, "Trabzonspor'u hiç yaşamamış insanlara Trabzonspor'u yaşatma görevi verdik." sözü de aslında bunu çok güzel anlatıyor. Bu nedenle Fatih Hoca'nın Trabzonspor'un başında olması önemli bir avantaj. İnşallah teknik adam olarak da kulübe çok daha büyük başarılar kazandıracaktır.

Unutamadığınız maçlarınız ya da anılarınız mutlaka vardır….
1461 takımının Trabzonspor’un pilot takımı olduğu ve 3.Ligde olduğu dönemde ben yardımcı antrenördüm. Süper Lig takımı Bursaspor’u Türkiye Kupası’ndan elemiştik. Hocamız da Hamdi Zıvalıoğlu idi. Maç Bursa’da oynanmıştı ve 2-1 galip gelmiştik. Daha önceki senelerde yine 1461 takımı 1.Ligde iken Mustafa Reşit Akçay hocamızın teknik direktör olduğu dönemde ben staj yapıyordum ve Galatasaray’ı yenmiştik. O ekipte olmak çok değerliydi.

Yabancı oyuncu kuralını da göz önüne alarak futbolcu fabrikası denilen Trabzon şehri o eski günlerine döner mi sizce?
Benim futbola dair umudum her zaman var. Trabzon’da oyuncu her zaman yetişir, yetişmeye de devam ediyor. Bunu sadece Trabzonspor’da oynamak olarak bakmamak gerekiyor. Şu an Süper Lig’de, 1.Ligde, 2.Lig’de, Amatör Liglerde çok sayıda Trabzonlu oyuncular var. Gerek Trabzonspor akademisinden gelişmiş gerek farklı amatör takımlardan gelişmiş bu liglerde oynayan çok sayıda oyuncu var. Bundan dolayı da umudum hep var. Çünkü biz bu konuda Türkiye’de her zaman örnek olmuşuzdur. Evrensel olarak baktığımızda bu şunu da söylerim, tabi ki bu iş pasaportla ya da kimlikle olmuyor. Hangi şehir olursa olsun futbol iyi futbolcuyla oynanır, nereli olduğunun çok önemi yok. Ama bizim oyuncularımız daha öndeyse onları değerlendirmek gerekiyor. Burada amaç milliyetçilik yapmak değil kendi oyuncumuza, kendi insanımıza değer vermek, kendi oyuncumuzu üretip pazarlamak.

Gelecekteki hedeflerinizden bahseder misiniz bize? Kendinize nasıl bir kariyer planlaması yaptınız?
Benim kendim için kariyer planlamam, uzun vadeli süreçte Süper Lig’de teknik adam olarak çalışmak. Benim inancım şudur, insanoğlu verdiği emeklerin karşılığını er ya da geç alır. Biz de inşallah bir gün emeklerimizin karşılığını alacağız. Ancak emeklerimizin karşılığını aldığımız sürece yaşadıklarımız bizi ileri ye da geriyor atsa da pes etmeyi hiç düşünmedim. Ben kariyerime başladığım yıllardan beri ekip içerisinde birçok görevlerim oldu. Bir yardımcı antrenör olarak veya futbolun başka bir biriminde uzmanlaşsaydım şu anda Süper Lig’de olabilirdim. Ancak ben teknik adam olarak kendimi hep daha iyi hissettim. Elimi kalbime koyduğum zaman kendimi hep teknik adam olarak gördüm. Alt lig de olsa, üst lig de olsa o konuda kendimi geliştirdim. Yolun başında sayılırız. İnşallah emeklerimizin karşılığını alıp en üst seviyede görev alırım.

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!