Gemimiz battığında
Aristo'ya, “Bir insanın sahip olup yanında tutması gereken şeyler nelerdir?” diye sormuşlar. “Gemisi battığında yüzerek yanında götürebileceği şeyler.” yanıtını vermiş. Yani bilgisi, yeteneği, ahlakı, insanlığı...
"Deniz suyu neden tuzludur?" diye sormuşlar Sokrates'e. "Bu bilginin ne işine yarayacağını söyle, ben de neden tuzlu olduğunu söyleyeyim." demiş. Seni sudan çıkaracak olan bilgi böyle bir şey değil.
Umalım ki gemimiz sağ salim ulaşsın güvenli limanlara. Ama bir gün "zevrakı kırılıp kenâre düşerse" umut, irade, inanç, cesaret de gerekli insana.
Evvel zamanda bir adam esir düşüp köle pazarında satılığa çıkarılmış. Bir alıcı biraz incelemiş de taze köleyi, "Neye elverişlisin?" diye sormuş. "Özgürlüğe..." demiş adam.
Özgürlüğe elverişli iyi insanların bundan yoksun bırakıldıklarını görüyoruz ha bire, dertleri içimizde. "Çıkar at şu derdi tasayı içinden." diyorlar bir adama. "Bana sorarak girip oturmadı ki..." diye yanıtlıyor adam.
Gemisi batsa da insanın yaşama isteği tümden yok olmaz. Sevdikleri vardır, dostları vardır şu hayatta. Fakat dostluk... Var mıdır gerçekten?
Birbiriyle sıkı fıkı iki adam görüp kim olduklarını sormuş Diyojen. İyi dost olduklarını söylemiş tanıyanlar. Birinin kıyafeti adeta konuşuyor, öbürünün kılığı bozuk. "Hadi yaa!.." demiş bizimki. “Madem samimi dostlar, neden biri zenginken diğeri yoksul?.."
Gemimiz battı diyelim, aklımız hâlâ yerinde. Muhakemesini yapabiliyorsak olan bitenin, bu da iyidir.
Dama çıkmış da bir oğlak, aşağıdan geçen kurda hakaretler yağdırıp duruyormuş. Başını kaldırıp oğlağa seslenmiş kurt:
"Beni aşağılayan sen değilsin, aslan parçası! Bulunduğun mekân aşağılıyor beni..."