Zaman tersine mi akıyor?
Sümer yazıtlarından beri değişmeyen kadim insanlık klişesi şudur: Kendinden sonrakileri bozulmakla, dejenerasyonla; kendinden öncekileri zamanın gerisinde kalmakla itham eder olmasıdır. Lakin bugün karşı karşıya kaldığımız durum, sıradan bir kuşak çatışması değildir. Bilgi ve teknoloji baş döndürüyor bir hızla ilerliyor. Bu süreçte zaman, tarihte ilk defa tersine akıyor. Artık yalnızca büyükler küçüklere hayatı öğretmeye çalışmıyor. Gençler de büyüklerine dünyayı, yarınları ve yeni paradigmaları anlatıyor. Büyük bir dönüşüm yaşanıyor.
Şunu sormak kaçınılmaz: Biz bu dönüşümün neresindeyiz? Kuşaklar arasında güçlü köprüler mi inşa ediyoruz, yoksa farkında olmadan aşılmaz setler, duvarlar mı örüyoruz?
Bu resme tam merkezinden birkaç tespitle yaklaşalım. Önce konuya en sade haliyle teknolojiden bakalım. Günümüz yetişkinleri dijital dünyanın göçmenleri, genç nesil ise yerlisi durumdadı. Yapay zekanın, algoritmaların içine doğup yetişen bir genç nesil, dünyayı ekran kaydırma hızında okuyor ve takip ediyor. Eskiden bilgi, yaşanmışlıkların süzgecinde birikirdi. Sonrasında yukarıdan aşağıya aktarılırdı. Bugün ise bir tıklama ile saniyeler içerisinde tüketiliyor. Büyüklerin "Ben senin yaşındayken..." diye başlayan cümlesi, bugünün gençliğinde hiçbir karşılık bulmuyor. Çünkü; gençlerin yaşadığı dünya ile büyüklerin gençlik yılları arasında artık yalnızca bir zaman farkı yok; birbirinden farklı iki evren bulunuyor. Büyüklerin yaşanmışlık, tecrübe anlatıları; gençlerin bir tık hızıyla buluşmadığında birer eski zaman masalı özelliği taşıyor.
Kültürel ortamda en büyük sancı, kuşkusuz değerlerin aktarımı noktasında yaşanıyor. Yetişkinler, genç kuşağın milli ve ahlaki aidiyet duygusunu, sabrını, vefa ve saygı anlayışını sorguluyor; gençleri yüzeysellikle, basitlikle, boş yaşantı ile eleştiriyor. Gençler ise büyüklerin dünyasını fazla kalıpsal, kuralcı, özgürlükleri sınırlandırıcı, esneklikten uzak ve keskin buluyor. Yani asıl mesele değerler kaybı değil, kullanılan dilin değişmesidir.
Aslında bakıldığında kültürel olarak ortada büyükbir değer yoksunluğu yok, yalnızca önemli oranda değerlerin ifade ediliş tarzı değişti. Günümüz gençliği aidiyeti, sadakati belki geleneksel biçimde göstermiyor lakin adaleti, eşitliği, şeffaflığı, çevre ve toplumsal duyarlılığını ve kişisel hakları çok daha yüksek sesle ifade ediyor. Mesele gençlerin bu anlayışı değil, yetişkinlerin bu süreçte onların yeni dilini ve yaklaşımlarını okumayı henüz çözememiş olmasıdır.
Bir diğer konu ise geleneksel toplumlarda dikey hiyerarşinin, "Ben bilirim, sen uygula" mantığının hakim olduğu kurumlar, yapılar ve anlayışlar; günümüz yatay iletişim isteyen, vizyon arayışındaki gençliği ellerinde tutmakta güçlük çekiyor. Global yapıda artık akıllı organizasyonlar ve vizyon sahibi liderler yeni bir kavramı hayata geçirdi. Adı: Tersine Mentörlük. Yetişkinler için kıdem ve yaş artık tek başına mutlak otoritelerini sağlamaya yeterli değil. İşte bu noktada gençlerin dijital zekası, sosyal sorumluluk refleksleri ve yenilikçi bakış açısı, değişen dünyanın yetişkinlerinin stratejik aklına yön veriyor. İmkan sunulduğunda gençler bunu rahatlıkla gösterebiliyor. Gençleri sadece "öğretilen", "yönlendirilen" pozisyonunda tutmak, bir kurumun veya toplumun geleceğine kendi eliyle darbe vurulması, en büyük sermayesini kendi eliyle köreltmesidir.
Neticede mesele, bir yetişkinin veya gencin diğerine üstünlük, hakimiyet kurma mücadelesi değildir. Ne günümüz gençlerinin baş döndürücü hızı geçmişin köklü bilgeliği, gelenekleri olmadan kalıcı bir yön bulabilir; ne de yetişkinlerin bilgeliği ve deneyimleri gençlerin enerjisi olmadan yarına taşınabilir. Unutulmamalı ki; kökleri ve dalları (geleceği ve geleceği) arasındaki bağı kopardığı an kurumaya ve neticede yok olmaya mahkumdur.
Öyle bir kritik andayız ki; gün; aradaki kıdem, yaş ve algı farklılıklarını birer dışlama-ötekileştirme duvarına dönüştürme günü değildir. Tecrübeyle dinamizmi, karakter ile kabiliyeti, geçmişin saygınlığıyla geleceğin aydınlığını buluşturma, duvarlar örmeyi değil köprüleri daha güçlü inşa etme, geleceğe daha hızlı ve güvenle yürüme zamanıdır. Zira ulus, kuşakları el ele verdiğinde, birbirinin dünyasını okuduğunda ve birbirinin omzunda kuleler oluşturduğunda yükselir, gerçek manada yarınlara yürüyebilir.