Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Makale 03 Eylül 2026 15:35 03 Eylül 2026 15:37

Fatih Tekke’yi Fatih Tekke gönderdi

Fatih Tekke’yi Fatih Tekke gönderdi

Fatih Tekke’nin Trabzonspor’daki teknik adamlık yolculuğunun noktalanması, saha içi sonuçlarından çok daha öte bir anlam taşıyor. Efsaneleştiği kulüpte büyük umutlarla başlayan bu dönem sona ererken, faturayı sadece dış etkenlere kesmek kolaycılık olur. Gerçekle yüzleşmek gerekirse: Fatih Tekke’nin ayrılmasına, ne yazık ki en çok yine Fatih Tekke sebep oldu.

Günümüz futbolunda üst düzey bir takımı yöneten teknik direktörün en kritik yeteneği, tahta başındaki taktik dizilişlerden ziyade yıldız oyuncuları idare edebilme becerisidir. Yeteneğiyle fark yaratan, milyonların sevgilisi olan yıldız futbolcuların sıradan veya sorunsuz olması beklenemez. Sıra dışı yetenek, beraberinde sıra dışı bir ego ve idaresi zor bir karakter getirir. Asıl teknik adamlık başarısı; bu oyuncuların enerjilerini takıma kanalize edebilmek ve o hassas dengeyi yönetebilmektir.

Carlo Ancelotti’nin çok doğru bir tespiti var, diyor ki: "Taktikleri öğretmek kolaydır. Asıl zor olan, devasa egolara sahip karakterleri aynı hedef doğrultusunda yönetebilmektir."

Göreve geldiği ilk günlerdeki görece düşük beklentiler, Tekke’nin oyun aklını sahaya yansıtmasına imkan tanımıştı. Ancak Trabzonspor hedeflerini büyüttükçe, oyuncular yıldızlaştıkça, kadroya yeni yıldız isimler katıldıkça omuzlardaki yük de katlanarak arttı. İşte kırılma noktası tam olarak burada yaşandı. Trabzonspor bu büyüklüğü göğüsleyecek geniş ve kurumsal bir yapılanma kuramadı. Tekke, sorumluluğu paylaşmak yerine her sorunu tek başına çözmeye çalışan; medyadaki baskıdan soyunma odasındaki dengelere kadar her detayla bizzat boğuşan bir lider portresi çizdi.

Yıldız idaresi, arkasındaki güçlü ve profesyonel bir ekiple yürütülecek bir süreçtir. Tekke, her şeyi tek başına otoritesiyle çözmeye çalıştıkça bu karmaşık idari yükün altında yıprandı. Sorunu da hep dışarda aradı. Sonuçta Trabzonspor’un büyüme sancısı, Fatih Tekke’nin yalnızlaşan mental direncini aşarak bu ayrılığı kaçınılmaz kıldı.

Saha içine gelirsek; Trabzonspor’un üst üste oynadığı iki Avrupa maçı ve üç lig karşılaşmasında net bir gerçek göze çarptı: Trabzonspor rakiplerine karşı ikili mücadelelerde ezilen, fiziksel olarak ayakta kalmakta zorlanan ve daha az koşan bir takıma dönüştü.

Bu durumun en çarpıcı sonucunu Onuachu yaşıyor. Onuachu geçen yıl rakip savunma oyuncularıyla girdiği ikili mücadelelerde hep ayakta kalan taraftı; bu sezon ise rakip savunmalar arasında ayakta kalacak güce sahip değil. Bu da gol atamamasına sebep oluyor. Onuachu ayakta kalamıyor da diğer oyuncularımız daha mı güçlü? Muçi, Pina, Musti gibi oyuncularımız da geçen yıla göre tabiri caizse ikili mücadelelerde sürünüyor. Her maç kırmızı kart, her maç penaltı...

Bence bu sorunun temelinde kamp dönemi yatıyor. Trabzonspor 6 Temmuz’da Malinovskyi, Saviolo, Thierry Karadeniz, Melih ve Metehan Mimaroğlu gibi yeni transferlerle sezonu açtı, 23 Temmuz’da yurt dışına gitti. 15 Ağustos’ta lig başladı, 23 Ağustos’ta Trabzonspor Başakşehir maçında seyircisinin önüne çıktı. 5 Ağustos’ta plajda güneşlenmeyi bırakıp Trabzon’a gelen ve 6 Ağustos’ta ilk idmanına çıkan Salah, bu maçta takımın en dirisiydi!

Bu nasıl olabilir? Plajdan gelen oyuncu, iki ay kamp dönemi geçiren oyuncudan nasıl daha diri olabilir? Takıma yeni katılan isimlerin, tüm kampı geçiren oyunculardan çok daha iyi olması; geçen sezon ceza sahasında rakipleri yıpratan dinamik isimlerin bu yıl fiziki olarak çok geride kalması yetersiz kamp döneminden başka türlü açıklanamaz.

Amedspor maçında, daha yeni lige çıkmış, hemen tüm kadroyu değiştirmiş ve çok geç transferler yapmış rakip, saha içinde bir şeyler üretirken; bizim tarafta "Bu takıma zaman lazım" söylemi haklı olamaz. Üstelik Trabzonspor’da oyun olarak bir iyiye gidiş yok ki zaman çare olsun, gelecekten umut olsun...

Fatih Tekke belki de sürecin kötüye gittiğini bizden çok daha önce görerek Trabzonsporluluğunu gösterdi ve Ferencváros maçı sonrası istifa etti. Ancak yönetim ilk etapta bunu kabul etmedi.

Camia benzer bir senaryoyu daha önce de yaşamıştı. 9 Ocak 2023'teki 5-0'lık Alanyaspor mağlubiyetinin hemen sonrasıydı. Abdullah Avcı, basın toplantısında istifa edeceğinin açık sinyalini verdi. Bir grup taraftar teknik adamın kaldığı eve gitti; meşaleler yakıp "Abdullah Avcı" tezahüratlarıyla tecrübeli hocaya destek verdi. Avcı kararından vazgeçti. Ertesi gün sosyal medya hesabından "İstifa etmedim, mücadeleye devam ediyoruz" diyerek görevinin başında kaldığını duyurdu. Ancak o güven bağı bir kez koptuğu için başarısızlık sadece ertelenmişti. Bu karardan yaklaşık iki ay sonra, 8 Mart 2023'te evimizde Ümraniyespor'a 2-1 yenildiğimiz maç sonrası Avcı gitti.

O dönem yönetici olan Ertuğrul Doğan, Avcı’ya en büyük desteği verenlerin başında geliyordu. Başkan Ertuğrul Doğan bu kez aynı hatayı tekrarlamadı. Hep savunduğumuz Einstein’ın "Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek sadece aptallara özgüdür" sözünü doğrularcasına; istifa noktasına gelmiş bir hocayla devam etmenin iki tarafa da zarar vereceğini gördü. Krizi doğru yöneterek ne hocayı ne de kulübü daha fazla yıpratmadan radikal kararı aldı.

Bu ayrılık, hem Tekke’nin teknik adamlık kariyeri için önemli bir ders hem de Trabzonspor’un kriz yönetiminde hafızasını devreye soktuğu bir dönüm noktası oldu.

Fatih Tekke eğer buradaki başarısızlık karşısında "Ben her şeyi doğru yaptım, sorun benim dışımda" demek yerine; "Neyi farklı yapsam daha iyi olurdu?" diye bakarak ilerlerse yolu mutlaka tekrar Trabzonspor’la kesişecektir.

Yorumlar (1)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

P
Pasteus61
1 saat önce

Kalemine sağlık,birikime sağlık değerli büyüğüm, takımın durumu bukadar iyi anlatılamazdı,trabzonspor kimsenin egosunu tatmin edeceği yer değildir.