YENİ PARTİDE KOLTUK SAVAŞI!
Yeni parti teşkilatlanmasını tamamlamaya çalışırken, CHP’den istifa ederek partiye katılan il ve ilçe başkanlarının atamaları da yapılmaya başladı. Kuruluş sürecinde görev alan isimler böylece resmen görevlerinin başına geçti.
Trabzon’da ise bu atamalar öyle kolay olmadı.
Bazı ilçelerde, CHP’den istifa ederek yeni partiye geçen ilçe başkanlarının görevlerine devam etmesine itiraz edenler çıktı. Yeni partiye katılan bazı isimlerin genel merkezle görüşerek mevcut başkanların değiştirilmesini istediği, hatta kendilerinin bu görevlere getirilmesi yönünde talepler ilettiği konuşuldu.
Burada ister istemez insanın aklına şu soru geliyor:
Daha kongre yapılmadan bu koltuk telaşı neden?
Yeni bir partinin kuruluşunda herkesin aynı düşüncede olması zaten beklenmez. Yeni katılanların da elbette siyasi hedefleri ve beklentileri olabilir. Geçmişte CHP içerisinde parti içi muhalefet yapan bazı isimlerin yeni dönemde ilçe başkanlığı için istekli olması da bunun bir parçası.
Fakat bunun bir usulü var.
Önce teşkilat kurulur, sonra kongre yapılır. Kongrede aday olmak isteyen çıkar, delegelerin karşısına geçer ve yarışır.
Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak ise bu süreçte kuruluş aşamasında birlikte yürüdüğü ilçe başkanlarının arkasında durmayı tercih etti. Kendisine ulaşan taleplere rağmen, CHP’den istifa ederek yeni partiye geçen başkanların görevlerini sürdürmesinde ısrarcı oldu.
Bu tavır Bak açısından da kolay değildi.
Çünkü yeni partiye katılan herkesin kendince bir beklentisi var. Bir kısmı yıllardır siyasetin içerisinde. Bir kısmı yeni bir siyasi alan açılmasını fırsat olarak görüyor. Dolayısıyla görev talepleri de doğal olarak ortaya çıkıyor.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var.
Kurucu kadrolar, daha seçim yapılmadan ortaya çıkan bir teşkilatın yükünü sırtlandı.
İlçe binaları tutuldu, sözleşmeler imzalandı, ödemeler yapıldı. Teşkilatların ihtiyaçları karşılandı. İnsanlara ulaşmak, üye çalışması yapmak ve yeni yapıyı anlatmak için ciddi bir mesai harcandı.
Bütün bunların ardından, sadece yeni partiye üye olduğu için bir başka ismin mevcut ilçe başkanının yerine getirilmesini istemek çok sağlıklı bir yöntem değil.
Kimse “Ben başkan olmak istiyorum” diyemez mi?
Elbette der.
Ama bunun yolu belli.
Zaten kurucu ilçe başkanlarının önünde yaklaşık altı aylık bir dönem var. Ardından kongre yapılacak. Aday olmak isteyenler çıkacak. Yarış başlayacak. Son sözü de teşkilat söyleyecek.
Dolayısıyla bugün birilerini görevden aldırmak için kapı kapı dolaşmak yerine, sahaya çıkıp çalışmak daha doğru olur.
Çünkü kongre günü geldiğinde herkesin emeği de, karşılığı da ortaya çıkar.
Yeni bir parti daha ilk günlerinden itibaren kendi içerisinde görev kavgasına düşerse, bunun kimseye faydası olmaz.
Siyaset biraz da zamanlama meselesidir.
Bugün yapılması gereken, kuruluş sürecinde mücadele eden insanları birbirine düşürmek değil, yeni yapıyı güçlendirmek.
Kongre geldiğinde isteyen aday olur.
O gün sandık ne söylüyorsa ona da herkes saygı gösterir.
Ama daha parti kurulurken, selden kütük kapar gibi koltuk aramak, ne siyasi nezakete sığar ne de yeni bir yapı kurma iddiasıyla bağdaşır.
Çünkü siyaset sadece makam istemek değildir.
Biraz da o makamın kurulması için verilen emeği görmektir.

***
YAVUZ AYDIN’IN MECLİS PERFORMANSI
Siyasette bazen yüksek ses çok şey anlatmaz.
Asıl mesele, ne söylediğinizdir.
Bir de bunu nasıl söylediğiniz…
Son dönemde TBMM’de dikkat çeken isimlerden biri İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın oldu.
Özellikle komisyonda görüşülen çerçeve yasa sürecinde ortaya koyduğu tavır, Aydın’ı yalnızca Trabzon’da değil, parti tabanında da konuşulan isimlerden biri haline getirdi.
Komisyondaki mücadele bir yana, Meclis kürsüsündeki konuşmaları da dikkat çekti. Sosyal medya paylaşımlarına gelen tepkilere bakıldığında, bu performansın karşılık bulduğu görülüyor.
Aydın’ın siyasette öne çıkan başka bir yönü daha var.
Trabzon’un sorunlarını Meclis’e taşıma konusunda ısrarcı.
Vatandaşın doğrudan yaşadığı sorunları kürsüden dile getiriyor. Soru önergeleri veriyor. Yerel meselelerin Ankara’da kaybolup gitmesine izin vermemeye çalışıyor.
Bazen bir milletvekilinin görevi tam da budur.
Kürsüye çıkıp büyük laflar etmekten çok, vatandaşın derdini olduğu gibi anlatmak…
Çerçeve yasa sürecinde ise İYİ Partili milletvekillerinin daha sert bir muhalefet ortaya koyduğu görüldü.
Komisyon görüşmelerindeki yüksek tansiyon, Meclis Genel Kurulu’na da yansıdı.
Aydın da bu süreçte sözünü sakınmayan isimlerden biriydi.
Fakat dikkat çeken nokta, sert muhalefet ile nezaket arasındaki çizgiyi korumaya çalışmasıydı.
İktidar sıralarını eleştirdi.
Uyarılarını açık biçimde yaptı.
İtirazını saklamadı.
Ama bunu kişiselleştirmeden, hakaret diline başvurmadan yaptı.
Siyasette belki de en zor şeylerden biri bu.
Karşınızdakini eleştirirken ölçüyü kaybetmemek.
Çünkü yüksek ses, her zaman güçlü siyaset anlamına gelmiyor.
Bazen sakin bir cümle, uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlatabiliyor.
Yavuz Aydın’ın son dönemdeki performansında da böyle bir tablo ortaya çıktı.
Özellikle çerçeve yasa tartışmalarında ortaya koyduğu tavır, Trabzon’daki seçmenlerin ve İYİ Parti tabanının dikkatini çekti.
Elbette siyasette hiçbir performans eleştiriden muaf değil.
Ama bir milletvekilinin kürsüde ne söylediğine, komisyonda nasıl mücadele ettiğine ve vatandaşın sorunlarını ne kadar ısrarla Ankara’ya taşıdığına bakmak gerekiyor.
Aydın’ın son dönemde yaptığı da biraz bu.
Trabzon’un sözünü Ankara’da söylemek.
Bunu yaparken de sesini yükseltmek yerine sözünü yükseltmeye çalışmak…
Bence asıl dikkat çekici tarafı da burada.

***
BAŞKAN GENÇ'TEN EREN'E ŞİİRLİ VEFA
Eren Bülbül’ün şehadetinin 9. yılında Trabzon Büyükşehir Belediyesi anlamlı bir vefa çalışmasına imza attı.
Başkan Ahmet Metin Genç’in öncülüğünde hazırlanan “İyi ki Varsın Eren” kitabında, Türkiye’nin 37 şehrinden şairlerin Eren için kaleme aldığı şiirler bir araya getirildi.
Eren’in hikayesi bu kez bir anma töreninin ötesine taşındı; dizelere, mısralara ve bir kitaba emanet edildi.
Üstelik kitabın sayfalarında Başkan Genç’in Eren için kaleme aldığı bir şiir de yer aldı.
Çalışmanın en dikkat çeken yönü ise Eren’in hatırasını sadece Trabzon’un değil, Türkiye’nin dört bir yanından yükselen ortak bir sesle yaşatması oldu.
Kitabın 11 Ağustos’ta, Eren’in şehadet yıl dönümünde Büyükşehir Belediyesi’ne ait sosyal tesislerde vatandaşlara ücretsiz dağıtılması da vefanın sembolik bir ayrıntısı olarak yorumlandı.
Başkan Genç’in “Eren’in sevdası neyse bizim sevdamız da odur” sözleriyle özetlediği çalışma, Eren Bülbül’ün adını gelecek kuşaklara taşıyacak kalıcı bir hatıra olarak dikkat çekiyor.
Kısacası; Eren’in adı artık yalnızca hatıralarda değil, şiirlerde de yaşayacak.
Bu vesileyle Eren Bülbül ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

***
AYI BASKINLARI VE SALDIRILAR BÖYLE GİDERSE?
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Şağdan Başkaya, artış gösteren ayı popülasyonu ve önlemlerle ilgili radikal bir açıklama yaptı.
Akademik kariyerinde yaban hayvanları, ekoloji, biyolojik çeşitlilik ve av turizmi konularında çalışmalar yürüten hemşerimiz, ayıların kırsalda aç kaldığı için yayla ve köylere inerek zarar verdiği yönündeki iddialara karşı çıktı.
Çarpıcı değerlendirme ve tavsiyelerde bulunan Şağdan Hoca, “Bunlar doğru değil. Ayıların yükseklerde daha fazla avlanma alanı var. Bunlar sürekli et aramıyor, kuzu eti yemiyorlar. Ayı popülasyonu yaklaşık yüzde 10 et yer. Yüzde 90 ot yer. Dağ taş ot dolu. Neden aşağılara iniyorlar; çünkü popülasyonları arttı. Ana sebep budur” diyor.
“Yükseklerde hepsinin alanları var. Öuralar sahiplenildikçe dağlarda alan daralması yaşıyorlar” ifadesini kullanan Başkaya devamla “Yavrular iki yaşında annelerinden ayrılıyor. Kendilerine yer bulmak zorunda bırakılıyorlar. Sahiplenilmiş yerlerden uzakta alan ararken ormanın dışına çıkıyorlar. Aç kalıp yerleşim bölgelerine iniyorlar dersek sorunu yanlış anlamış oluruz. Kalıcı hasar bırakan ayılar için tedbir almak zorundayız. (Yetişkinlikte yer arayan ayıların sayısı da az değil.) Avrupa ülkesi Romanya senede 300 ayı avlatıyordu. Saldırılar sonrası şu anda’lük 500 kota verildi. ABD, 40-50 bin kara ayı avlıyor. Boz ayıdan da bin 500 civarında avlatıyorlar. Bizde de devlet sayıları tespit etmeli. Ne kadar ayı avlanacağını belirleyip cesursa karar vererek uygulamalı. Aksi halde popülasyon arttıkça sorunlar artacaktır.”
Bilim böyle söylüyor.
Avustralya'da da hükümet çevre dengesini ve popülasyonu kontrol etmek için lisanslı avcılara yılda ortalama 5 milyon kanguru vurma (itlaf/ticari avlanma) izni veriyor.
Dünyada popülasyona idari müdahaleler yaygın.
Peki tek çözüm hayvan öldürmek veya itlaf etmek mi?
Yasalarımızda halihazırda vurulacak ayı başına 130 bin lira adli para cezası ve 4 yıla kadar hapis cezaları öngörülüyor.
Verdikleri zarar-ziyan ortada.
Kafalar daha çok karışacağa benziyor. Yorum okurun.
