TRABZON’DA GÜNDEM SALAH’A KİLİTLENDİ
Trabzon’da son birkaç gündür gündem tamamen değişti.
Siyaset de ekonomi de geri planda kaldı. Herkes Trabzonspor’un Muhammed Salah transferini konuşuyor.
Normalde kombine almayı düşünmeyen bazı taraftarlar bile şimdi imkanlarını zorluyor. Kredi kartını kullanan, borç para bulan var. Amaç, Salah’ın da forma giyeceği maçlarda tribündeki yerini almak.
Formalarda da benzer bir hareketlilik yaşanıyor. Daha önce eski formalarıyla maçlara gelen taraftarlar, şimdi yeni forma almak için bütçesini zorluyor.
Trabzon’da bunu günlük hayatta da görmek mümkün.
Fındık fiyatı açıklandı, siyasi gündemde önemli gelişmeler yaşandı ama bunların hiçbiri Salah transferinin önüne geçemedi.
Üstelik konu sadece Trabzon’la sınırlı değil.
Türkiye’nin farklı şehirlerinde de Salah’ın Trabzonspor’a gelişi konuşuluyor. Dünya basınında çıkan haberler ise transferin ulaştığı boyutu gösteriyor.
Trabzonspor taraftarının yapısı zaten biraz farklı.
Takıma inanırsa arkasında durur. Kızdığı zaman da mesafeyi koyar. Geçmişte bunun örneklerini çok gördük.
Şimdi ise uzun süredir görülmeyen bir hareketlilik var.
Salah transferi, Trabzon’da futbola olan ilgiyi yeniden artırdı.
Bunun turizme de yansıması bekleniyor. Dünyaca tanınan bir futbolcuyu izlemek için Trabzon’a gelmek isteyen futbolseverler olacaktır. Üstelik bunların tamamının Trabzonspor taraftarı olması da gerekmiyor.
Salah açısından da ilginç bir tablo ortaya çıktı.
Avrupa’nın önemli kulüplerinde oynadı, büyük başarılar yaşadı. Ancak Trabzon’da karşılaştığı ilgi, onun için de farklı bir deneyim olsa gerek.
Özellikle taraftarın gösterdiği samimi ilgi dikkat çekiyor.
Şimdi herkesin merakı başka.
Salah sahaya çıktığında tribünlerde nasıl bir görüntü ortaya çıkacak?
Daha önemlisi, bu heyecan sahadaki futbola ne kadar yansıyacak?
Çünkü transferle oluşan hava bir yere kadar.
Sonrasında işi futbol belirleyecek.
Trabzonspor iyi oynarsa bu ilgi sezon boyunca devam eder.
Şimdilik görünen şu:
Trabzon’da gündemin başında Salah var.
Gerisini zaman gösterecek.

***
TRABZON’A NEDEN BU KADAR BAKAN GELİYOR?
Trabzon’un siyasette ayrı bir yeri olduğu biliniyor.
Geçmişten bugüne kentten çok sayıda milletvekili ve bakan çıktı. Bölgedeki konumu da Trabzon’u sadece kendi sınırları içinde değil, çevre iller açısından da önemli bir merkez haline getiriyor.
Bunun bugün sahadaki karşılığını da görmek mümkün.
Trabzon, İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından bakanların en sık ziyaret ettiği illerden biri.
Neredeyse her ay birkaç bakan Trabzon’a geliyor. Kimi yatırım inceliyor, kimi açılışa katılıyor, kimi vatandaşlarla bir araya geliyor. Bazı bakanlar ise aynı yıl içerisinde kente birkaç kez geliyor.
Burada en dikkat çeken isimlerden biri Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu.
Trabzonlu olması nedeniyle kentle bağı zaten güçlü. Bu nedenle yalnızca bakanlık çalışmaları için değil; siyasi programlar, hasta ve cenaze ziyaretleri ile çeşitli organizasyonlar için de Trabzon’a sık sık geliyor.
Ancak mesele sadece Uraloğlu değil.
Kabinedeki diğer bakanların da Trabzon ziyaretleri dikkat çekiyor. Bazı bakanların yıl içerisinde 3-4 kez, hatta daha fazla kente geldiği görülüyor.
Peki bu ziyaretler Trabzon’a ne kazandırıyor?
Asıl mesele burada.
Bakan Trabzon’a geldiğinde kentteki siyasetçiler de taleplerini doğrudan anlatma fırsatı buluyor.
Hastane, yol, ulaşım, yatırım…
Sorun neyse masaya geliyor, talep doğrudan bakana iletiliyor.
Sonrasında da Ankara tarafında takibi yapılıyor.
Bazen kamuoyunda uzun süre konuşulan bir yatırımın, bakanın Trabzon ziyaretinden sonra hız kazandığını görüyoruz. Verilen sözlerin ardından ilgili kurumlarda çalışmalar başlıyor.
Bu durum çevre illerin de dikkatinden kaçmıyor.
Gümüşhane, Artvin, Rize ve Ordu’da da bakan ziyaretleri yapılıyor. Fakat Trabzon’da dikkat çeken nokta, aynı bakanların kente tekrar tekrar gelmesi.
Yani mesele sadece “kaç bakan geldi?” meselesi değil.
Bir bakan geliyor, sorunları yerinde görüyor. Bir süre sonra yeniden geliyor ve önceki konunun ne aşamada olduğunu takip ediyor.
Trabzon açısından önemli olan da bu.
Çünkü Ankara’dan yapılan bir telefonla sahada yapılan bir inceleme aynı şey değil.
Bakanın gelip projeyi yerinde görmesi, vatandaşın sorununu yüz yüze dinlemesi başka bir etki oluşturuyor.
Trabzon’un bu kadar sık bakan ağırlamasının arkasında elbette kentin siyasi geçmişi, bölgesel konumu ve devam eden yatırımları var.
Ama bundan sonrası daha önemli.
Bakanların Trabzon’a kaç kez geldiğinden çok, bu ziyaretlerin sonunda kaç işin çözüldüğüne bakmak gerekiyor.
Çünkü vatandaşın beklentisi belli.
Bakan gelsin, proje konuşulsun, söz verilsin…
Ama sonunda iş yapılsın.

***
ORTAHİSAR’DA MEZARLIK MESELESİ GİDEREK BÜYÜYOR
Trabzon’da özellikle Ortahisar’da, son dönemde pek konuşulmayan ama aslında yavaş yavaş kendisini hissettiren bir mesele var: Mezarlık sorunu.
Eskiden bir vatandaş vefat ettiğinde ilk akla gelen yer Sülüklü, yani Asri Mezarlık olurdu. Sonra Bostancı Mezarlığı devreye girdi. Böylece Sülüklü’nün yükü biraz olsun hafifledi.
Ama bugün gelinen noktada Sülüklü de Bostancı da artık eski rahatlığında değil. Mezarlıklar doldu, alanlar daraldı. Geçmişte başka mezarlıklara nakil yapılan yerlerde bile bugün yer bulmak kolay değil.
Bahçecik de yine yoğun kullanılan mezarlıklardan biri.
Büyükşehir Belediyesi’nin Uğurlu Mahallesi’nde oluşturduğu mezarlık alanı ise şimdilik bir nefes aldırıyor. Ancak Trabzon büyüyor, nüfus artıyor. Bugün yeterli görünen bir alanın yarın ne hale geleceğini de düşünmek gerekiyor.
Boztepe’de Ahi Evren Camii’nin yanındaki mezarlıkta da benzer bir tablo var. Yeni mezar yeri satın alınamıyor, yalnızca daha önce yeri bulunan ailelerin definleri yapılabiliyor.
İşte tam burada mesele biraz daha farklı bir boyuta taşınıyor.
Çünkü vatandaş sadece kendisi için bir mezar yeri aramıyor. Ailesini aynı yerde buluşturabileceği bir aile mezarlığı istiyor. Bu da doğal olarak talebi büyütüyor, yer bulmayı zorlaştırıyor.
Trabzon’un bir de kırsal tarafı var.
Köyünde, mahallesinde mezarlığı bulunan vatandaş için mesele biraz daha kolay. Ama böyle bir imkânı olmayanlar için adres yine şehir merkezi. Dolayısıyla mezarlık ihtiyacı da her geçen gün daha fazla hissediliyor.
Burada belediyeleri eleştirmekten çok, bir konuyu şimdiden hatırlatmak gerektiğini düşünüyorum.
Büyükşehir Belediyesi’nin ve Ortahisar Belediyesi’nin bu konuda çalışma yaptığını biliyoruz. Fakat mezarlık işi, ihtiyaç ortaya çıktıktan sonra çözülmesi kolay bir mesele değil.
Bugünden yarını planlamak gerekiyor.
Öte yandan Büyükşehir Belediyesi’nin Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı’nın cenaze hizmetleri konusunda hakkını da teslim etmek lazım.
Cenazenin evinde yıkanması ve kefenlenmesinden nakline, mezar yeri tahsisinden defin işlemlerine ve taziye hizmetlerine kadar vatandaşın en zor gününde ciddi bir destek veriliyor.
İnsan böyle bir günde neyle uğraşacağını şaşırıyor.
O anda belediyenin yanında olduğunu görmek ise gerçekten kıymetli.
Vatandaşın bu hizmetlerden memnun olması da bunun göstergesi zaten.
Ama bir tarafta hizmet güzel giderken, diğer tarafta mezarlık alanı ihtiyacı büyüyorsa, bunu da görmezden gelmemek lazım.
Bugün belki çok büyük bir sorun gibi görünmeyebilir.
Ama yarın, “Nereye defnedeceğiz?” sorusunu daha sık duymamak için bugünden tedbir almak gerekiyor.
Çünkü bu hayatın kaçınılmaz bir gerçeği.
Hepimiz bir gün toprağa emanet edileceğiz.
Mesele de tam olarak burada başlıyor…

***
İŞBİLMEZ YÖNETİMLER, KAYBEDEN TÜRK FUTBOLU
Türkiye’de futbol kulüplerinin yaşadığı sorunlara bakıldığında, karşımıza çıkan en önemli başlıklardan biri yönetim anlayışı oluyor.
Bugün birçok kulüp plansız, programsız ve günü kurtarmaya yönelik kararlarla yönetiliyor. Kulübün geleceğini hesaplamadan yapılan harcamalar, yüksek maliyetli transferler ve taraftarın anlık beklentilerine göre alınan kararlar, bir süre sonra ağır bir faturaya dönüşüyor.
Başkan geliyor, para harcıyor, transfer yapıyor, hedef büyütüyor.
Sonra işler istediği gibi gitmeyince yönetim değişiyor.
Başkan gidiyor, borç kalıyor.
Asıl problem de burada başlıyor.
Çünkü futbol kulübü yönetmek sadece para bulup futbolcu almakla olmuyor. Kulübün ekonomik yapısını bilmek, transfer politikasını oluşturmak, altyapıyı planlamak, gelir kaynaklarını artırmak ve taraftarla sağlıklı bir ilişki kurmak gerekiyor.
Bunların hiçbirini yapmadan yalnızca yüksek bütçeyle takım kurmaya çalışmak ise uzun vadede kulübü daha büyük bir çıkmaza sürüklüyor.
Üstelik futboldan uzak isimlerin sırf ekonomik gücü nedeniyle kulüp yönetimlerine gelmesi de ayrı bir sorun.
Kendi şirketinde milyon liralık yatırım yaparken defalarca hesap yapan bir yönetici, konu kulübe geldiğinde çok daha rahat para harcayabiliyor.
Çünkü harcanan para çoğu zaman kendi şirketinin kasasından çıkmıyor.
Sonuçlarını ise taraftar ve kulüp çekiyor.
Bugün bunun örneklerini profesyonel futbolun birçok noktasında görmek mümkün. Transfer yapamayan, liglere katılma konusunda sorun yaşayan, kayyum süreçleriyle ayakta kalmaya çalışan kulüpler var.
Daha da acısı…
Yıllarca Türk futboluna hizmet etmiş kulüplerin amatör kümelere kadar gerilediği bir tablo ortaya çıkıyor.
Bu sadece profesyonel kulüplerin problemi de değil. Aynı anlayış amatör takımlarda da görülüyor.
Bir yönetici geliyor, büyük hedefler açıklıyor. Transferler yapılıyor, bütçeler zorlanıyor. Hedef gerçekleşmeyince de yönetim bırakılıyor.
Geride ne kalıyor?
Borç, belirsizlik ve sahipsizlik.
Burada artık yeni bir düzen kurulması gerekiyor.
Kulüpleri yönetecek kişiler için belirli kriterler getirilmeli. Mali yeterlilik kadar futbol bilgisi ve yönetim tecrübesi de dikkate alınmalı. Kulüplerin ne kadar borçlanabileceği, hangi şartlarda transfer yapabileceği ve bütçelerini nasıl kullanacağı daha sıkı denetlenmeli.
Gerekirse yönetimlerde mali konularda uzman ve futbolu bilen bağımsız isimlerin bulunması zorunlu hale getirilmeli.
Devletin görevi kulüpleri yönetmek olmamalı ama kurallara uyulup uyulmadığını denetleyen güçlü bir sistem mutlaka kurulmalı.
Çünkü futbol yalnızca sahadaki 11 oyuncudan ibaret değil.
Bir kulübün arkasında şehir var, taraftar var, yılların emeği var.
Hafta sonunu maç için bekleyen insanlar, deplasmanlara kilometrelerce yol giden taraftarlar var. Çocuklarına takım sevgisini aşılayan aileler var.
Dolayısıyla birkaç kişinin yanlış kararlarının bedelini binlerce insanın ödemesi kabul edilebilir bir durum değil.
Elbette her yönetim başarılı olamaz. Hata da yapılır, yanlış transfer de yapılabilir.
Ancak sorun, hatadan çok plansızlığın ve günü kurtarma anlayışının alışkanlık haline gelmesi.
Türk futbolunun artık buna ihtiyacı yok.
Kulüplere daha fazla para değil, daha fazla kurumsallık ve daha fazla hesap verebilirlik gerekiyor.
Çünkü futbol kulüplerinin geleceği, bir başkanın dönemine sığdırılacak kadar küçük bir mesele değil.
Başkanlar değişir, yönetimler değişir, futbolcular değişir. Kulüp ise kalır.
Asıl korunması gereken de tam olarak budur.
