BÜYÜKŞEHİR’İN YOL MESAİSİ TAM GAZ!
Trabzon’da Başkan Ahmet Metin Genç’in nereye gitse karşısına çıkan en önemli taleplerden biri yol oluyor.
Kimi mahallede beton yol, kimi bölgede asfalt, yaylalarda ise ulaşımı kolaylaştıracak yeni güzergahlar…
Trabzon’un zorlu coğrafyası ve dağınık yerleşim yapısının yanı sıra belediye sorumluluğundaki 20 bin kilometrelik yol ağı düşünüldüğünde, meselenin Büyükşehir’in gündeminde neden ilk sıralarda yer aldığı da daha iyi anlaşılıyor.
Başkan Genç’in de yol konusunda hassas olduğu biliniyor.
Özellikle kırsal mahallelerde vatandaşın ulaşım sorununu doğrudan sahada dinleyen Genç, çözüm için belediyenin imkanlarını seferber ediyor.
Üstelik konu sadece mahalle yollarıyla sınırlı değil.
Trabzon’un yaylalarını birbirine ve ana ulaşım akslarına bağlayan güzergahlarda da çalışmalar sürüyor.
DOKAP kapsamındaki Yeşil Yol Projesi ile birlikte yayla yollarında da önemli bir mesai yürütülüyor.
Büyükşehir kulislerinde konuşulan rakam ise yapılan işin ölçeğini gözler önüne seriyor.
Başkan Genç’in yaklaşık 2,5 yıllık görev süresinde beton ve asfalt yol çalışmalarına 5 milyar TL’ye yakın harcama yapılması, “yol mesaisinin” sadece söylemde kalmadığını gösteriyor.
Başkan Genç’in sık sık dile getirdiği “Trabzon’un her noktasına eşit hizmet” anlayışının sahadaki en somut karşılıklarından biri de yol çalışmaları.
18 ilçenin tamamında ve en ücra köşede dahi bu çalışmalar sürüyor.
Büyükşehir’in emektar ekiplerine kolaylıklar diliyoruz.
***
UZUNSOKAK SİYASİ MALZEME OLAMAZ
Trabzon’un kalbi, şehrin vitrini Uzunsokak…
Zeminde zaman zaman ortaya çıkan deformasyonları biz de eleştirdik.
Kullanılan malzemenin dayanıklılığı ve araç girişlerinin yeterince denetlenmemesi konusunda uyarılar yaptık.
Yani meseleye uzaktan bakıp “her şey güzel” demedik.
Ancak bugün gelinen noktada başka bir tablo var.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Uzunsokak’ta önce cephe yenileme çalışmalarını tamamladı.
Ardından zeminin tamamen yenilenmesi için hazırlıklarını yaptı.
Çalışmanın turizm sezonunun sona ermesinin ardından, ekim ayı itibarıyla başlayacağını da kamuoyuna açıkça duyurdu.
Hal böyleyken, daha çalışma başlamadan Uzunsokak üzerinden Büyükşehir Belediyesi’ni eleştiri yağmuruna tutmak ne kadar doğru?
Elbette siyaset yapılacak.
Belediyenin eksikleri eleştirilecek.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak çözümü açıklanmış, takvimi ortaya konulmuş bir çalışma üzerinden siyasi malzeme üretmek doğru değil.
Üstelik Uzunsokak sadece bir belediye yatırımı değil; Trabzon’un ortak değeri.
Buradaki her sorunun çözülmesini istemek herkesin hakkı.
Fakat aynı zamanda yapılan çalışmaları ve atılan adımları da görmek gerekiyor.
Şimdi gözler ekim ayında başlayacak zemin yenileme çalışmasında.
Şehre yakışır bir iş ortaya konulmasını temenni ediyoruz.
***
DÜĞÜN KONVOYLARI: GELENEK Mİ, TEHLİKE Mİ?
Düğünlerin neşesi yollara taşınca ortaya bazen hiç de hoş olmayan görüntüler çıkıyor.
Düğün konvoyları, trafikte oluşturduğu tehlikeyle hem sürücülerin hem de diğer vatandaşların hayatını riske atmaya devam ediyor.
Korna sesleri, aniden duran araçlar, yolu kapatan konvoylar, makas atan sürücüler ve trafik akışını tehlikeye sokan hareketler…
Üstelik yapılan denetimler ve kesilen cezalar da yeterince caydırıcı olmuyor.
Asıl mesele ise cezadan önce zihniyetin değişmesi.
Düğün bir mutluluk günü.
Ancak bir ailenin mutluluğu, başka bir ailenin hayatını tehlikeye atma hakkı vermiyor.
“Gelenek” diyerek sürdürülen bazı alışkanlıkların artık yeniden sorgulanmasının zamanı geldi.
Çünkü birkaç dakikalık eğlence uğruna direksiyon başında yapılan bir hata, yıllarca telafisi mümkün olmayan bir acıya dönüşebiliyor.
Bu konuda daha sıkı tedbirlerin yanı sıra toplumda farkındalık oluşturulması şart.
Düğün konvoyu olabilir…
Ama yol herkesin yolu.
Mutluluğu paylaşalım fakat hayatı tehlikeye atmayalım.

***
ONLARIN DİLİ YOK, AMA CANI VAR
4 Ekim geldiğinde sosyal medyada aynı cümleleri görüyoruz: “Dünya Hayvanları Koruma Günü…”
Bir günlüğüne hayvanları hatırlıyoruz.
Peki 5 Ekim’de ne olacak?
Sokakta aç kalan kedi yine aynı kedi olacak. Bir kap su arayan köpek yine aynı susuzluğu yaşayacak. Ormanda yaşam mücadelesi veren karaca, tilki, geyik ve diğer canlılar yine kendi başlarının çaresine bakmaya çalışacak.
Asıl sorumluluk tam burada başlıyor.
Hayvanların bizim gibi konuşan bir dili yok. Dertlerini anlatamıyor, yardım isteyemiyorlar.
Ama acıkıyorlar.
Susuyorlar, korkuyorlar, yaralanıyorlar. Yavrularını koruyor, kaybettiklerinde tepki veriyorlar.
Bir kedinin yavrusuna sarılışına baktığınızda bunu anlamak için fazla söze de gerek yok.
Biz insanız.
Onları koruyabilecek gücümüz, onların yaşam alanlarına sahip çıkabilecek imkânımız var. O halde bu gücü nasıl kullandığımız da bizim sorumluluğumuz.
Ormanları yok ettiğimizde yalnızca ağaçları kaybetmiyoruz. O ormanda yaşayan canlıların yuvasını da yok ediyoruz.
Bir dereyi kirlettiğimizde yalnızca suyu kirletmiyoruz. O suya bağlı yaşayan canlıların hayatını da etkiliyoruz.
Sokağa bıraktığımız bir kap su, paylaştığımız bir parça ekmek, yaralı bir hayvan için attığımız küçük bir adım belki bizim için çok büyük görünmeyebilir.
Ama onun hayatı için çok şey ifade edebilir.
Hayvanları sevmek, sadece sosyal medyada güzel bir fotoğraf paylaşmakla olmuyor.
Onları korumak gerekiyor.
Yaşam alanlarına saygı göstermek gerekiyor.
Gördüğümüz haksızlığa, eziyete ve ihmale sessiz kalmamak gerekiyor.
4 Ekim’i takvimdeki bir gün olmaktan çıkarıp bir hatırlatmaya dönüştürelim.
Çünkü hayvanların bizim sevgimize ihtiyaçları var ama bundan da önce yaşam hakkına ihtiyaçları var.
Onların dili yok.
Ama canları var.
Ve o canlardan sorumluyuz.
