Aşı olmama lüksümüz yok

Domuz Gribi'nin bilimsel adıyla "H1N1 Virüsü''nün her zaman görmeye alışık olduğumuz grip virüsünden farklı bir virüs olmadığı, hastalık yapma kapasitesi bakımından hatta daha hafif olduğu ancak yayılım hızının şimdiye kadar görülmedik şekilde hızlı olduğ

Aşı olmama lüksümüz yok

Domuz Gribi'nin bilimsel adıyla "H1N1 Virüsü''nün her zaman görmeye alışık olduğumuz grip virüsünden farklı bir virüs olmadığı, hastalık yapma kapasitesi bakımından hatta daha hafif olduğu ancak yayılım hızının şimdiye kadar görülmedik şekilde hızlı olduğu belirtildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, Domuz Gribi'ne karşı kimsenin aşı olmama lüksü olmadığını söyledi.
Konuyla ilgili olarak İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. İftihar Köksal, Domuz Gribi'nin geçtiğimiz ilkbaharda Nisan sonlarında ilk defa Meksika'da tanımlandığını ve bir pandeminin habercisi olduğunun o günlerden belli olduğunu kaydetti. İlerleyen zaman içerisinde Türkiye'de bir tedirginlik yaşanmadığını hatırlatan Köksal, "Çünkü biz kuzey yarı küredeydik ve biz daha ilkbaharı yaşıyorduk. Halbuki Meksika gribin ilk çıktığı yer, o zaman sonbahardaydı. Ama biz şunu söyledik 'Eyvah sonbahardabüyük bir salgın olacak, hakikaten bunda da yanılmadık" dedi.

Bugün dünyanın bütün ülkelerinde sınır tanımaksızın artık H1N1'e bağlı İnfilanza Enfeksiyonu'nun devam ettiğini kaydeden Prof. Dr. İftihar Köksal, "Bizim seviye 6 dediğimiz düzeyde, en üst düzeyde pandemi halinde salgın devam etmektedir. Kış mevsimi grip açısından özellikle riskli mevsimdir, havaların soğumasıyla sonbahardan ilkbahara kadar olan mevsim zaten grip mevsimidir. Toplu yaşamın artması en önemli, salgının yayılmasında en önemli faktördür. Henüz bakir bir toplumun enfeksiyonu söz konusu ve hızlıbir şekilde infekte olmamış bireylerde de hastalık ortaya çıkmaktadır.

H1N1 virüsü bizim her zaman görmeye alışık olduğumuz grip virüsünden farklı bir virüs değil, hastalık yapma kapasitesi bakımından, hatta daha hafif diyebiliriz. Ancak yayılım hızı şimdiye kadar görmediğimiz kadar yaygın. Çünkü şimdiye kadar her sene gördüğümüz gripte aşağı yukarı eski virüslerin küçük değişime uğramış şekilleri hastalık yapmaktaydı. Ama yepyeni bir virüsle karşı karşıyayız ve çok hızlı bir şekilde yayılıyor. Bundan dolayıetkilenen birey sayısı çok fazla, etkilenen birey sayısı çok fazla olduğu için de sanki ölüm oranı fazlaymış gibi görünüyor. Aslında fazla değil yani orantıya vurduğumuz zaman normal gripten daha fazla değil ama infekte olan vaka sayısı çok fazla olduğu için dolayısıyla hasta popülasyon sayısı çok yüksek. Dolayısıyla ölüm oranı da ister istemez daha yüksek olacaktır" diye konuştu.

BAHARA DOĞRU VAKA SAYISINDA AZALMA BEKLİYORUZ
Prof. Dr. İftihar Köksal, bahara doğru vaka sayısında azalma beklediklerini kaydederek, "Bunu matematiksel hesaplarla ortaya çıkarmak çok zor kavramlar değil aslında. Kabaca bir hesap yapacak olursak yeni hastalanan vakalar var, aşı var, biz aşı ile zaten kitlesel olarak büyük bir hedef içerisindeyiz.

Aşılama bakımından aşılanmış olan bireylerin sayısı hastalanma kapasitesi olan bireylerin sayısının üstüne çıktığı zaman ister istemez enfeksiyona yakalanma oranı düşecektir. Koruyucu önlemler alındığızaman aynı şekilde düşecektir. Dolayısıyla hastalık herhalde kış sonuna doğru iniş ivmesine geçecektir. Ondan sonra da inerek herhalde baharda artık tamamiyle hız kesecektir diyebiliriz" şeklinde konuştu.
Domuz Gribi'nden korunma yolları ile ilgili olarak da bilgiler veren Köksal, şu önerilerde bulundu:
"Biz korunmayı ikiye ayırıyoruz. Bir aşı ile korunma, bir de kişisel korunma. İlk olarak kişisel korunma çok önemli. Hastalığın bulaşmasında iki önemli yol var. Bunlardan birisi solunum yolu bir diğeri de ellerimiz. O zaman hastalık bu iki yolla bulaştığına göre biz bu iki noktaya göre önlemlerimizi almalıyız. Bir kere hasta olan kişilerin yani kendinde işte öksürük, boğazda yanma, kırgınlık hissi ve hafif ateş gibi belirtileri olanların kendilerini izole etmeleri lazım. Yani topluluk içerisine girmemesi
lazım, bunların tecrit edilmeleri, evden dışarı çıkmaması gerekir. Okula gidiyorsa okula gitmemesi, işe gidiyorsa işe gitmemesi gerekir. Çünkü başkalarını infekte edebilir. Bunun dışında dışarı mutlaka çıkması gerekiyorsa maske takması lazım. Bu basit maskelerle burnunu da içeri koyacak şekilde kapatarak toplumun içine karışabilir ama mutlaka maske takmak durumunda ve mecbur kalmadıkça da kalabalık yerlere girmemesi gerekir. Onun dışında mesela biz hastanelere çok ziyaretçi gelmesini istemiyoruz. Çünkübüyük bir kitlesel giriş oluyor ziyaret saatlerinde. Hem bu kişilerin bekleme sırasında birbirlerini infekte etme riski var, hem de hastanede yatan değişik sebeplerle hastalığa daha maruz kalma riski yüksek olan grubu infekte etme riski var.

O nedenle ziyarete gelmemeleri gerekmektedir. Hastalarını ziyaret etmesinler biraz kısıtlama olması gerekiyor. Hapşırırken öksürürken mutlaka bir mendille ağızlarını kapatmaları gerekir. Mümkünse de hafif nemli mendille kapatmaları lazım. Çantalarında dezenfekte
mendiller bulundursunlar. Bu çok önemli. Ellere gelince ise bir kere el yıkamak gerçekten çok önemli. Çünkü biz kapı kollarını elimizle açıyoruz, telefonu elimizle tutuyoruz. Bu iki nokta hastalığın bulaşmasındaki önemli noktalardır. Kapı kolları, tırabzanlar, merdivenlerden çıkarken,otobüse binerken tutulan, merdiven basamaklarının kenarındaki tutaçlar veya askıları yani ellerimiz değdiği her yer risk altında. Onun için ellerimiz çok iyi yıkanması lazım. Mümkünse dezenfekte edilmesi lazım yıkadıktan sonra,sabun çok önemli.

Su ve sabun çok önemli, tokalaşmamak, öpüşmemek, yakın temas halinde bulunmamakta bireysel bulaştırıcılık bakımından çok önemli. Yine evde kullanılan havlu ve benzeri aletlerin de kişisel olması gerekir, ortak kullanılmaması gerekir. Bunlara dikkat edilmesi lazım, hastalığın bulaşmaması açısından."

TÜRKİYE H1N1 VİRÜSÜ AŞILARI KONUSUNDA ÖNGÖRÜLÜ DAVRANDI
Aşılamanın Domuz Gribi ile mücadelede önemli yer tuttuğuna ve Türkiye'nin önemli bir öngörüde bulunarak erken aşı siparişinde bulunduğuna dikkati çeken Köksal, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Gerçekten biz çok şanslıyız. Çünkü bir kere virüs izole edildi ve aşı hazırlandı ama şimdi H1N1 Nisan ayının sonunda çıkan bir virüs. Normalde grip aşılarının hazırlanması bu seneki grip mevsiminden hemen sonra başlar. Dolayısıyla bir dahaki grip mevsimi de herkesin elinde yeterli stok vardır. Çünkü çok miktarda aşı üretmek için zaman vardır. Ama H1N1 Nisan ayının sonunda çıkıp virüsün temmuzda aşı için hazırlıklarının ön aşamasının bitmesi ve temmuz ayı sonu itibariyle aşının hazırlanması aşınınbeklenen miktarda üretilmemesine yol açtı ama Türkiye çok öngörülü davranarak önceden aşı siparişini verdi ve bugün risk gruplarını aşılayacak kadar aşı da elimizde mevcut. Aşının mutlaka yapılması lazım.

Hastalıktan korunmada en önemli kriterlerden birisidir ve risk grubu olarak belirlediğimiz grubun öncellikli olması kaydıyla ulaşılabilen toplumun her noktasının aşılanması gerekir. Aşı olmamak gibi bir lüksümüz yok. Aşının mutlaka yapılmazı lazım."
Domuz Gribi teşhis edilen bir hastanın başka bir hastaneye nakledilmesinin bazı riskler taşıdığının altını çizen Prof. Dr. Köksal, "Vakaların kendi teşhis edildiği yerlerde takip edilmesi gerekir. Çünkü nakil sırasında da bulaştırma riski vardır.

Ancak yoğun bakım şartları gerektiren ve bu şartları olmayan hastaneler hasta sevk edebilirler. Özel koşullarda hastanın transferi yapılmalıdır. Özel ambulansla, taşıyıcı personel bilgilendirilerek, gerekli koruyucu önlemler alınarak hastanın nakli yapılmalıdır.

Kaldı ki her hastanın yatırılmasına gerek yok. Bu hastalar poliklinikler, aile hekimleri, sağlık ocakları tarafından da takip edilebilirler. Ancak durumu kötü olan akciğer belirtileri olan hastalar hastaneye yatırılarak takip edilmelidir. Hastalık öncelikli olarak üst solunum yollarına yerleşmekte ve daha sonra bazı vakalarda üst solunum yollarınla sınırlı kalmayıp alt solunum yollarına yani akciğere inmektedir ki bizim korktuğumuz nokta budur. Çünkü virüs akciğer hücreleri içerisinde çoğalarak bu hücreleri
öldürmekte ve çok ağır seyirli dev hücre pinamolisine sebep olmaktadır. Virüsün pinamoni yapmasının dışında aynı zamanda diğer bakteriyel enfeksiyonlarla, sekonder enfeksiyon gelişerek bakteriyel pinemolilerle hastalar hayatlarını kaybedebilmektedir. İşte risk ve tehlike burada. Zaten bu durumda olan hastaların mutlaka yakın takibe alınması lazım. Bunun için de işte 48 saatin üzerinde devam eden ateş, kuru öksürük gibi belirtileri olan akciğer septromu veren hastaların sağlık otoriteleri tarafından dahayakından takip edilmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı.

Doğu Karadeniz Bölgesi'nin şu ana kadar Türkiye'de en az vakanın görüldüğinü bölgelerden biri olduğunu da kaydeden Köksal, "Aslında burada bir sınır çizmek pek mümkün değil. Çünkü hastalık global olarak tüm dünyada yayılmaktadır. Bugün Amerika'nın veya Asya'nın bir ucunda olan virüs yarın uçakla gelen bir kişi tarafından Türkiye'nin her yerine gelebilir. Bu nedenle bir sınır çizmek pek mümkün değil, şu ana kadar baktığımız zaman Türkiye'de en az vaka görülen bölgelerden biriyiz ama bu gelmeyecek anlamınaasla gelmemektedir.

Bizim Trabzon iline ait 2 vakamız var ve 2'si de sağlıklarıyla taburcu edildiler. Birisi yatırılarak takip edildi diğeri ayakta takip edildi. Bir yeni hastamız da Giresun'dan bize intikal etti. Yoğum bakım şartları gereken bir hastaydı ve şu anda onun klinik takibine devam etmektedir. Biz bir pandemiye hazırız ona göre bütün hazırlıklarımızı yaptık" açıklamasında bulundu.

HABERE YORUM KAT
Haberlerde yapılan yorumlarda Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler