banner192

Ulusa sesleniş: Fransızlara çağrı

Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında vatandaşlara seslendi.Büyük umutlarla ve büyük heyecanlarla girilen 2012 yılının ilk ayının yoğun bir tempoyla yaşandığını ve geride bırakıldığını belirten Başbakan Erdoğan, ocak ayı içinde y

Ulusa sesleniş: Fransızlara çağrı

Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında vatandaşlara seslendi.

Büyük umutlarla ve büyük heyecanlarla girilen 2012 yılının ilk ayının yoğun bir tempoyla yaşandığını ve geride bırakıldığını belirten Başbakan Erdoğan, ocak ayı içinde yine hummalı bir çalışma içerisinde olduklarını, Türkiye'nin kalkınması, milletin refahının artması, bir önceki yıl elde edilen istikrarlı büyüme periyodunun ve başarıların sürdürülmesi için yoğun bir gayret gösterdiklerini ifade etti.

Aktif dış politika temaslarını bu ay içerisinde de sürdürdüklerini kaydeden Erdoğan, pek çok yabancı devlet adamını Türkiye'de ağırladıklarını söyledi.

 

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

 

''Bu çerçevede İstanbul'da Gürcistan Devlet Başkanı sayın Şaakaşvili ile bir araya geldik; Somali'de korsanların ellerinden kurtarılan denizcilerimizle birlikte ortak basın açıklaması gerçekleştirdik. Kırgızistan Cumhurbaşkanı sayın Almazbek Atambayev ve Güney Kore Dışişleri ve Ticaret Bakanı sayın Kim ile görüşmelerimiz oldu. Aynı şekilde, Ortadoğu ülkelerinin devlet adamlarıyla da temaslarda bulunduk. Irak Meclis Başkanı sayın Üsame Nuceyfi, İran İslam Cumhuriyeti İslami Danışma Meclisi Başkanı sayın Larijani, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, ikili görüşmeler yaptığımız devlet adamları arasında yer aldı.

 

Bu görüşmelerde Türkiye'nin tezlerini, ülkemizin bölgedeki hassasiyetlerini muhataplarımıza aktarma fırsatı bulduk. Gerek Irak'ta, gerek Suriye'de son dönemde ortaya çıkan manzaralardan hoşnut olmadığımızı ifade ettik. Mezhep çatışmalarının, kardeş kavgalarının bir an evvel son bulması gerektiğini vurguladık.

 

Bizim Türkiye olarak duruşumuz, tavrımız çok net... Bizim bölgede hiçbir zaman etnik ve mezhebi bir yaklaşımımız olmadı. Nitekim tüm Iraklıların, birlik ve beraberlik içinde, yeni ve güçlü bir Irak inşa etmeleri en büyük arzumuzdur. Aynı şekilde Suriye için de benzer bir yaklaşımı esas alıyoruz. Suriyelilerin özgürlük ve demokrasi adına meşru ve haklı taleplerini destekliyoruz. Biz bölgemizdeki her meseleye istikrar, huzur, refah ve barış ekseninde yaklaşıyoruz. Bu şuurla yaptığımız dostane tavsiyelere, komşularımızın kulak vermelerini diliyoruz.''

 

''Yaptırımlarımızı etaplar halinde uygulamaya koyacağız''

 

Başbakan Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan kararına ilişkin Fransa'da alınan kararı da değerlendirdi. Fransa Ulusal Meclisinin ardından Fransa Senatosunda da bir oylama yapıldığını hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Maalesef, tarihte aydınlanmanın öncüsü olmakla övünen bir devlet, bugün karanlık ortaçağ zihniyetinin hortlamasına öncülük ediyor. İkinci dünya savaşından sonra, Avrupa içinde bir daha çatışma yaşanmaması için birlik kurmayı esas alan Fransa, bugün ayrımcılığın, ırkçılığın, çatışmanın dilini kullanıyor. Aydınlanma Çağı'ndaki Fransa, aklı merkeze alan bir Fransa'ydı. Sarkozy dönemindeki Fransa ise dogmaları, önyargıları, hezeyanları temel alıyor.

 

Biz bu konuda söylenecekleri daha önce söyledik, Fransa'ya gerekli uyarılarımızı yaptık. 'Parlamentoların görevi tarih yazmak değildir' dedik. 'Bu işi tarihçilere, bilim adamlarına havale edelim' dedik. Ne var ki Sarkozy, yaklaşan seçimlerde birkaç bin oy devşirme uğruna, Avrupa değerlerini ayaklar altına almaktan çekinmemiştir.

 

Daha önce de söyledim, Fransa Ulusal Meclisinde ve Senatoda kabul edilen bu teklif, bizim için tamamen yok hükmündedir. Sarkozy'nin Fransası, parlamentoda tarih yazmaya kalkışarak çok tehlikeli bir sürecin kapısını zorlamaktadır. Onun için biz Türkiye olarak, Fransa'da filizlenmekte olan bu zehirli sarmaşığın daha fazla sulanmaması için Fransız dostlarımızın, Fransa halkının sesini yükseltmesini bekliyoruz. Bu aşamada, yasa teklifine karşı oy kullanan senatörlerin, Anayasa Konseyine başvurmaları için gerekli girişimleri sürdürüyoruz. İnanıyorum ki, Fransa'daki aklıselim, Sarkozy'nin öncülük ettiği bu ırkçı ve ayrımcı gidişata, bu Türkiye düşmanlığına dur diyecektir. Türkiye büyük bir ülkedir ve büyüklüğüne yakışır bir şekilde hareket edecektir. Gelişmenin seyrine göre tavır takınacak, yaptırımlarımızı etaplar halinde uygulamaya koyacağız.''

 

''Türkiye'nin ekonomisini büyütmek, itibarını arttırmak, bizim için milli bir davadır"

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'nin ekonomisini büyütmek, itibarını arttırmak, bizim için milli bir davadır. Bizim cumhuriyetçiliğimiz, bizim vatan sevdamız, millet sevdamız bunu gerektiriyor'' dedi.

Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında, Türkiye'yi daha bayındır ve daha kalkınmış bir hale getirmek için var güçleriyle çalışmayı sürdürdüklerini dile getirdi.

 

Türkiye'nin yarınlarına, Türkiye'nin geleceğine yeni eserler kazandırdıklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, 2012 yılının ilk ayında, Ankara ve İstanbul'da iki büyük açılış töreni gerçekleştirdiklerini hatırlattı. Ankara'da, Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi adını verilen projenin ilk etabını tamamladıklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

 

''Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın işbirliğiyle başlatılan bu dev proje, Türkiye'nin en büyük kentsel dönüşüm projelerinden biridir. Tam 7,5 milyon metrekarelik bir alanda başlattığımız bu devasa proje, sadece Türkiye'ye değil, tüm dünyaya örnek teşkil ediyor. Çok şükür, projenin ilk etabını bitirmiş durumdayız.

 

Bu çerçevede, yapımı tamamlanmış olan 3 bin 436 adet konutun, kura ile hak sahiplerine dağıtımını yaptık. İnşallah, bu devasa proje bütünüyle tamamlandığında toplam 9 bin 77 yeni konut üretmiş olacağız. Buna ilköğretim okulları, anaokulları, liseler, ticaret merkezleri, sağlık ocakları, meslek liseleri, camiler, suni göller, restoranlar, spor tesisleri, kültür merkezleri, köprülü kavşaklar, viyadükler, tüneller eklenecek. Proje bütünüyle tamamlandığında Ankara içinde adeta yeni bir Ankara, yeni bir şehir imar etmiş olacağız; Ankara'nın imajı, manzarası, görüntüsü tamamıyla değişecek. Ankara, altyapısı ve üstyapısıyla da gerçek manada bir başkent kimliğine kavuşmuş olacak.

 

Biz laf üretmiyoruz, slogan üretmiyoruz, hamaset üretmiyoruz. Biz iş üretiyoruz, hizmet üretiyoruz. Biz, eserlerimizle konuşuyoruz. Sadece Ankara'da değil, sadece büyükşehirlerimizde değil, 81 vilayetimizin tamamında şantiyeler kuruyoruz.''

 

''Bizim için sevgi milletin ekmeğini çoğaltmaktır''

 

Trakya'dan Anadolu'nun en ücra kentlerine kadar, 780 bin kilometrekarenin her yanında, vatan topraklarının her bir karışında milletin refahı, huzuru ve mutluluğu için çalıştıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, her biri birbirinden kıymetli eserleri ortaya koyduklarını ifade etti.

 

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

 

''Türkiye'nin ekonomisini büyütmek, itibarını arttırmak, bizim için milli bir davadır. Bizim cumhuriyetçiliğimiz, bizim vatan sevdamız, millet sevdamız bunu gerektiriyor. Biz başkaları gibi, vatan sevdası adına, mikrofonlar ve kameralar önünde sözlü şov peşinde değiliz. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. Bizim şovumuz eserlerimizdir. Bizim şovumuz Türkiye'nin dört bir yanında tıkır tıkır işleyen şantiyelerdir. Bizim şovumuz 81 vilayetimizde inşa ettiğimiz toplu konutlardır. Barajlar, duble yollar, hastaneler, okullardır.

 

Bizim milletimize, ülkemize duyduğumuz sevgi, kuru bir sözden ibaret değildir. Bizim için sevgi emektir. Bizim için sevgi milletin ekmeğini çoğaltmaktır. Bizim için sevgi millete, ülkeye hizmettir, tarihimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Biz bu anlayışla çalışıyor, çabalıyor ve eser üretiyoruz. Nitekim bu ay içinde, İstanbul'da da, küresel ölçekte bir ulaştırma projesinin, MARMARAY'ın ilk ray kaynak törenini gerçekleştirdik. MARMARAY sıradan bir proje değil. MARMARAY, Pekin'den Londra'ya uzanan İpek Demiryolu'nun altın halkasıdır. Bu proje sadece İstanbul için değil, sadece Türkiye için değil, İpek Yolu güzergahında yer alan bütün ülkeler için hayati öneme sahip bir projedir.''

 

''Yargı kararları olmasaydı şu an 4 yıl önde olacaktık. 4 yıl kaybettik''

 

MARMARAY'ın, Osmanlı'dan kendilerine 150 yıllık bir rüya olarak aktarıldığını kaydeden Başbakan Erdoğan, İstanbul Boğazı'nın altına tüpler döşeyerek iki kıtayı birleştirme düşüncesinin bundan 150 yıl önce doğduğunu dile getirdi. Bu 150 yıllık rüyayı gerçeğe dönüştürmenin AK Parti hükümetine nasip olduğunu belirten Erdoğan, 2004 yılında kolları sıvadıklarını, bazı yargı kararlarıyla sürecin gecikmesine rağmen, kararlılıkla projede ilerleme sağladıklarını ifade etti.

 

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

 

''Eğer bu yargı kararları olmasaydı şu an 4 yıl önde olacaktık. 4 yıl kaybettik. Ne mutlu ki, MARMARAY Projesi'nde bu ay içinde ilk ray kaynağını yaptık, sona doğru adım adım yaklaşıyoruz. MARMARAY Projesi kapsamında, inşallah Asya ve Avrupa yakalarına 40 adet istasyon inşa ediyoruz. 76,3 kilometre uzunluğundaki hattın, 13,6 kilometresi yer altında, denizin altında inşa ediliyor. Tek yönde saatte 75 bin yolcu taşınacak. Her 2 dakikada 1 tren bu hatlar üzerinde hareket edebilecek. Proje tamamlandığında, Üsküdar-Sirkeci arasındaki mesafe, sadece 4 dakikaya inmiş olacak. Söğütlüçeşme'den Yenikapı'ya 12 dakikada, Bostancı'dan Bakırköy'e 37 dakikada, Gebze'den Halkalı'ya 105 dakikada ulaşmak mümkün hale gelecek.

 

Şu anda İstanbul'da, şehir içi ulaşımda raylı sistemin payı yüzde 8... Marmaray tamamlandığında bu oran yüzde 28'e yükselecek. İnşallah, 2013'ün 29 Ekim'inde MARMARAY'ın devreye girmesiyle birlikte, İstanbul trafiği önemli ölçüde rahatlayacak; ciddi bir akaryakıt tasarrufu sağlanacak ve en önemlisi de ciddi ölçüde zaman tasarrufu sağlanmış olacak.''

 

''Biz, ham hayaller peşinde koşmuyoruz"

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Şu anda benim Konyalı vatandaşım, kardeşim, Eskişehirli vatandaşım, kardeşim bugün nasıl ki hızlı tren hizmetinden, bu konforlu ulaşım imkanından yararlanıyorsa, aynı şekilde, 10 yıl içerisinde Karslı hemşehrilerim, Antalyalı hemşehrilerim, Diyarbakırlı hemşehrilerim, Edirneli hemşehrilerim de bu nimetten yararlanacaklar'' dedi.

 

Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında, Yüksek Hızlı Trenler (YHT) sayesinde ciddi bir tasarruf sağlandığını bildirdi.

 

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

 

''Şu anda, Ankara-Konya arasında yüksek hızlı trenle seyahat eden bir vatandaşımız için bu trenlerin sarf ettiği enerji maliyeti sadece 1 lira, kişi başı. Aynı yolda bir otobüs kişi başına 7,5 lira değerinde petrol tüketiyor. Demek 7,5 kat. İnşallah, yurdumuzun dört bir yanını hızlı tren ağlarıyla örmeye devam edeceğiz.

Bizden önceki hükümetler, demiryollarının yapımı için bir çivi dahi çakmazken, milletimizin yüksek hızlı tren özlemini kursaklarda bırakırken, biz demiryollarını milli bir dava olarak kabul ettik. Bunun gereğini yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Son 9 yılda, ulaştırmanın her alanında olduğu gibi, demiryollarında da çok büyük atılımlar gerçekleştirdik. 888 kilometresi yüksek hızlı tren yolu olmak üzere, 9 yılda tam bin 76 kilometre demiryolu yaptık; yılda ortalama 135 kilometre demiryolu inşası gerçekleştirdik.

 

2009 yılında, Ankara-Eskişehir arasında hizmet vermeye başlayan yüksek hızlı trenin açılışıyla birlikte Türkiye'yi dünyada 8'inci, Avrupa'da 6'ncı yüksek hızlı tren ülkesi konumuna yükselttik. İnşallah, cumhuriyetimizin 100'üncü yılına, yani 2023 yılına kadar, doğudan batıya, kuzeyden güneye 10 bin kilometre hızlı demiryolu, 4 bin kilometre de konvansiyonel demiryolu yapacağız.''

 

Kars, Antalya, Diyarbakır ve Edirne'ye Yüksek Hızlı Tren

 

Türkiye'nin, sadece Yüksek Hızlı Tren kullanan ve işleten bir ülke değil, aynı zamanda bu işin teknolojisini üreten bir ülke haline geldiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, geçmişte, yurt dışından tren seti ithal edildiğini, şimdi ise Eskişehir ve Adapazarı fabrikalarında, bizzat Türkiye'nin yerli demiryolu setleri imal ettiğini ifade etti.

 

Şu anda Ankara-Konya arasında işletilmekte olan hızlı trenin tamamen yerli mühendisler, yerli müteahhitler, yerli akıl ve alınterinin bir ürünü olarak hizmet verdiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

''Şimdi İstanbul'u, Sivas'ı, Bursa'yı yüksek hızlı tren ağına bağlıyoruz. Diğer yandan, Ankara-İzmir yüksek hızlı tren yolunun Ankara-Afyon kesiminin ihalesini yaptık, yakında bu hattın yapımına da başlıyoruz. Buradan, ekranlar aracılığıyla müjdeyi vermek istiyorum. Şu anda benim Konyalı vatandaşım, kardeşim, Eskişehirli vatandaşım, kardeşim bugün nasıl ki hızlı tren hizmetinden, bu konforlu ulaşım imkanından yararlanıyorsa, aynı şekilde, 10 yıl içerisinde Karslı hemşehrilerim, Antalyalı hemşehrilerim, Diyarbakırlı hemşehrilerim, Edirneli hemşehrilerim de bu nimetten yararlanacaklar. Bu iş için gerekli planlamayı yaptık, yol haritamızı çıkardık.

 

Biz, ham hayaller peşinde koşmuyoruz. Yapamayacağımızı vaat etmiyoruz. Hayalleri gerçeğe dönüştürüyoruz. İnşallah, demiryolu ve karayolu ulaşımında, Türkiye'yi Avrupa'da parmakla gösterilen bir ülke haline getireceğiz.''

 

''Şubat ve ağustos aylarında öğretmen alımlarını gerçekleştireceğimizin müjdesini vermek istiyorum"

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Şubat ve ağustos aylarında öğretmen alımlarını gerçekleştireceğimizin müjdesini vermek istiyorum. Ancak esas alımları şubat ayından ziyade ağustos ayında gerçekleştireceğiz'' dedi.

 

Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında, eğitim alanındaki icraatlara değindi. Türkiye genelinde ilk ve ortaöğretimdeki öğrencilerin karnelerini aldıklarını ve yarıyıl tatiline girdiklerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, tüm öğrencilere, şubat ayının ilk günlerinden itibaren başlayacakları ikinci yarıyıl eğitim-öğretim döneminde şimdiden başarılar diledi.

 

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

 

''Biz, yavrularımızın, gençlerimizin daha iyi koşullarda eğitim almaları için her türlü imkanı seferber ediyoruz. Bizim için eğitim, her şeyin önünde geliyor. Şu anda Fatih Projesinin hazırlıkları devam ediyor. Eğitimin merkezinde insan bilinciyle bu çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Çünkü eğitimin merkezinde çocuklarımız, gençlerimiz var. Onlar adına yapılacak her türlü yatırımı, bu ülkenin geleceğine yapılan bir yatırım olarak değerlendiriyoruz. Bu anlayışla, göreve geldiğimiz günden itibaren eğitimi birinci önceliğimiz olarak kabul ettik. Bu kapsamda, devletimizin bütçesinden en büyük payı eğitim için ayırdık. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, 2002 yılında 7,5 milyar TL iken, 2011 yılında bu rakamı yüzde 355 artışla 34 milyar TL'ye yükselttik. 2012 yılı bütçesinde ise eğitime ayırdığımız bütçeyi daha da arttırdık ve yaklaşık 39 milyar TL'ye çıkardık. Bu sayede, artış oranı 2002 yılına göre yüzde 423 oldu.

 

9 yılda yaklaşık 169 bin dersliğin yapımını tamamlayarak eğitim ve öğretimin hizmetine sunduk. 8 derslik ve üzeri tüm okullarımıza 29 bin 500 bilişim teknolojisi sınıfı kurduk. Okullarımıza 897 bin bilgisayar gönderdik. 2003 yılından bu yana, ilk ve ortaöğretimde kitapları tüm öğrencilerimize ücretsiz dağıttık, dağıtıyoruz. 'Haydi, Kızlar Okula' kampanyasıyla eşimle birlikte başlattığımız bu kampanya ile, 350 bin çocuğun okullaştırılmasını sağladık.

 

50'si Devlet, 39'u Vakıf Üniversitesi olmak üzere 89 yeni üniversite kurulmasına öncülük ettik. Bu sayede, ülkemizdeki toplam üniversite sayısını 103 Devlet, 62 Vakıf olmak üzere 165'e ulaştırdık ve artık üniversitesi olmayan şehrimiz kalmadı. Bütün bu adımlar eğitim alanında yaptığımız birkaç temel başlık sadece. Öyle ki, eğitim alanında yaptıklarımızın tamamını sıralamaya başlasak, bir değil, birkaç Ulusa Sesleniş programı gerekir.''

 

Öğretmen atamaları

 

Başbakan Erdoğan, öğretmen atamaları ile ilgili değerlendirmelerde de bulundu. Bu konunun uzun bir süreden bu yana kamuoyunun gündeminde olan bir husus olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Biliyoruz ki, şu anda birçok öğretmen adayımız atanmak için heyecan içerisinde bekliyorlar. Şunu özellikle belirtmek isterim; bizim iktidarımızdan önce, eğitim, bir siyasallaşma aracı olarak görülüyor ve geçmiş hükümetler bu kadroları siyasal amaçları doğrultusunda kullanıyorlardı. Biz, eğitimin önündeki en büyük tehlikelerden birinin siyasallaşma olduğuna inandık. Bu inançla, diğer pek çok alanda olduğu gibi, öğretmen atamalarında da objektif kriterleri benimsedik. Suiistimale, kayırmacılığa, partizanlığa son verdik. İktidarımız süresince gerçekleştirdiğimiz bütün öğretmen atamalarını tamamen bilgisayar ortamında gerçekleştirdik. Hakkaniyete yaslanan bu yöntemle, 2003 yılının başından 2011 Kasım ayının sonuna kadar geçen sürede tam 320 bin öğretmen alımı gerçekleştirdik. Bununla da yetinmedik; öğretmenlik mesleğine, öğretmenlerimizin emeğine duyduğumuz saygının tezahürü olarak, bütün öğretmenlerimizin özlük haklarında, gelirlerinde ciddi iyileştirmeler yaptık.

 

Şimdi, hükümetimizin gündeminde yeni atamalar var. Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kabul edilen 2012 Bütçesinde de buna ilişkin belirlemeleri yaptık. Buna göre, 2012 yılında 29 bin yeni memur alınması kararı verildi. Bu 29 bin yeni memur, tüm Türkiye genelinde tahsis edilecek kadroları içeriyor. Bu 29 bin yeni kadronun 17 bini Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmiş durumda... Bu vesileyle, şubat ve ağustos aylarında öğretmen alımlarını gerçekleştireceğimizin müjdesini vermek istiyorum. Ancak, esas alımları şubat ayından ziyade ağustos ayında gerçekleştireceğiz. Bunun özellikle bilinmesini istiyorum. Bu vesileyle şubat ayında atanamayan öğretmen adaylarımızın herhangi bir umutsuzluğa, herhangi bir yeise kapılmamalarını bilhassa rica ediyorum.''

 

''12 Eylül 2010 Halkoylaması, yargı için bir milat niteliği taşıyor"

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''12 Eylül 2010 Halkoylaması, yargı için bir milat niteliği taşıyor. Bu, doğrudan doğruya milletimizin tasdikiyle, halkımızın onayıyla gerçekleştirilmiş bir hukuk reformudur. Bunu aziz milletimiz başardı. Yani, sizler başardınız. Yargıya millet eli değdi. Yargı, bir hizbin, dar bir anlayışın, bir grubun arka bahçesi olmaktan çıktı, milletin yargısı haline geldi'' dedi.

 

Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında, eğitim alanında müfredat konusunda çok önemli bir yenilik getireceklerini, bu konuda çok önemli bir adım atacaklarını bildirdi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

 

''Kamuoyunda uzun süreden bu yana, hatta bizim iktidarımızdan çok daha eskiye uzanan bir tartışma, bir beklenti vardı. Buna göre, 1926 yılından bu yana okullarımızda verilen Milli Güvenlik derslerinin demokratik Türkiye'ye yakışmadığı ifade ediliyor, bu dersin müfredattan çıkarılması gerektiği ifade ediliyordu. Bu konu, Hükümet olarak, uzun bir süreden bu yana bizim de gündemimizde yer alıyordu. Keza, Milli eğitim şuralarında da bu dersin kaldırılması teklif ediliyordu. AB raporlarında da Türkiye'nin eleştirilmesine neden oluyordu. Şunu da hatırlatmak isterim; Avrupa Birliği ülkeleri içinde yalnızca Polonya'da benzer bir ders yer alıyor. Başka hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde Milli Güvenlik Bilgisi dersi bulunmuyor. Bütün bunlar ışığında, biz de önemli bir adım attık. Buna göre, 2012-2013 eğitim-öğretim sezonundan, yani bir sonraki eğitim sezonundan itibaren bu dersi müfredattan kaldırıyoruz. Artık, Milli Eğitim Müfredatını, çağın gereklerine, bilimdeki ilerlemeye, demokrasideki gelişmeye paralel bir seviyeye taşıyoruz. Söz konusu dersin müfredatı, Sosyal Bilgiler, Tarih, Vatandaşlık Bilgisi gibi dersler içerisinde anlatılacak. Bu yeni uygulamanın da Türkiye için, eğitim camiamız için hayırlı olmasını diliyorum.''

 

Hukuksal reformlar

 

''Türkiye'yi her alanda demokratikleştirmeyi, cumhuriyetimizi ileri demokrasi anlayışıyla taçlandırmayı sürdürüyoruz'' diyen Başbakan Erdoğan, şu anda bir ''Yargı Reformu'' sürecinin içerisinde bulunulduğunu dile getirdi.

 

2009 Eylül'ünden itibaren, Yargı Reformu Strateji Belgesi ve buna bağlı eylem planı çerçevesinde, adım adım yargıda dönüşümü gerçekleştirdiklerini belirten Başbakan Erdoğan, günübirlik, palyatif bir çalışma içerisinde olmadıklarını vurguladı.

 

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Reform paketi Bakanlar Kurulumuzda görüşülmüş, kabul edilmiş bir strateji ve biz buna bağlı bir eylem planı dahilinde kararlılıkla çalışıyoruz. Hiç şüphesiz, bizler de yaptıklarımızla yetinmiyoruz, reform sürecinin tamama erdiğini iddia etmiyoruz. Türkiye, ileri demokrasi alanında mesafe aldıkça, Türkiye'nin sosyal ihtiyaçları gerektirdikçe, hukuksal reformlar da kesintisiz bir biçimde sürecektir. Bizim iki yıl önce başlattığımız bu çalışmada, bugün itibarıyla hedefimizin yüzde 70'ine ulaştık sayılır. 2010 yılında gerçekleştirilen Anayasa halkoylaması bu paketin en önemli adımlarından biriydi. 12 Eylül 2010 Halkoylaması, yargı için bir milat niteliği taşıyor. Bu, doğrudan doğruya milletimizin tasdikiyle, halkımızın onayıyla gerçekleştirilmiş bir hukuk reformudur. Bunu aziz milletimiz başardı. Yani, sizler başardınız. Yargıya millet eli değdi. Yargı, bir hizbin, dar bir anlayışın, bir grubun arka bahçesi olmaktan çıktı, milletin yargısı haline geldi.

 

Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesi daha demokratik bir yapıya kavuştu. Bireysel başvuru, bu yılın, yani Eylül itibarıyla fiilen uygulaması başlıyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), daha katılımcı, geniş tabanlı, kürsüdeki hakim ve savcıların oyları ile oluşan demokratik bir yapıya büründü. Meslekten ihraç kararlarına karşı etkin itiraz ve yargı yolu açık bir kurul halini aldı. Bu sayede HSYK, birilerinin sözcüsü olmaktan, bir siyasi parti gibi işlemekten kurtuldu. Yargıtay ve Danıştay, fiziki olarak güçlendirildi, aynı şekilde personel, Hakim-Savcı açısından güçlendirildi. Daire ve üye sayısı artırıldı. Hakim-Savcı açığının telafi edilmesi için yoğun çaba sarf ediliyor. Avukatlardan Hakim-Savcı alımı yeniden başladı. Kısa süre içerisinde Hakim-Savcı açığında önemli iyileşmeler sağlanacak.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını devreye alıyoruz. Bu kapsamda Arabuluculuk Kanun Tasarısı, TBMM Adalet Komisyonu'nda şu anda görüşülüyor. Mart ayına kadar yasalaşmasını öngörüyoruz. Mevzuatta ve uygulamada yargılama sürecini uzatan düzenlemeler teker teker ayıklanıyor.''

 

Yargı reformu

 

Yargı reformunun devamı niteliğinde olan ve hukuk mekanizmalarının işleyişini önemli ölçüde rahatlatacak bu paketle hukuk sisteminde bir dizi yenilik meydana geldiğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''İnanıyorum ki bunlar uygulama aşamasına geçtiğinde, adalet mekanizmalarımız daha güvenilir bir şekilde işleyecek, daha hızlı tecelli edecektir'' dedi.

 

Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, 3. reform paketinde yer alan değişiklikler hakkında bilgi de verdi. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

 

''Yaptığımız bu düzenleme ile hiçbir vatandaşımız artık basit suçlar kapsamına giren suçlar nedeniyle hakim önüne çıkmak zorunda kalmayacak. Molotof Kokteyli kullananlar, patlayıcı madde kullanma suçundan cezalandırılacak. Yani molotofkokteyli kullanan, artık elini kolunu sallayarak dolaşamayacak. Her suçun nasıl cezai müeyyidesi varsa bunun da artık cezai müeyyidesi var. Hiçbir vatandaşımız, ömür boyu sabıkalı sayılmayacak.

 

Kamuoyunda uzunca bir süredir tartışılan tutukluluk meselesine ilişkin yeni bir çerçeve çizdik. Tutuklamanın alternatifi olarak, adli kontrol tedbirinin kapsamını genişletiyoruz. Ayrıca, tutuklama kararının verilmesini zorlaştırıyoruz. Kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin varlığı, tedbirin ölçülü olup olmadığı artık güçlü şekilde gerekçeli olacak. Diğer yandan yolsuzlukla mücadeleyi daha da etkin kılıyoruz. Özel yetkili mahkemelerde savunma hakkının kullanımını genişletiyoruz.

 

Yaptığımız en önemli düzenlemelerden biri de ifade ve yayın özgürlüğünün önündeki mevcut engelleri kaldırmak noktasındadır. Yine bu kapsamda ele alınabilecek bir düzenlemeyi yapıyoruz, yayın durdurma cezasını kaldırıyoruz. Daha önceden verilmiş tüm toplatma kararlarını hükümsüz hale getiriyoruz. Adli para cezasının ya da üst sınırı 5 yıldan fazla olmayan hapis cezası gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine imkan sağlıyoruz. Bu sayede, şu anda hakkında dava açılmış olan onlarca gazetecinin davası da işlemden kalkmış olacak.

 

Üçüncüsünü açıkladığımız bu yargı reformu paketi ile birlikte, adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında bekleyen 2 milyon dosya etkilenecek. Altı aylık bir geçiş süreci içinde, yasaklı durumda bulunan 23 bin kitap özgürleşecek. Böylece Türkiye hem yargı ayıplarından, hem de yargı yükünden ciddi biçimde arınmış olacak. İnanıyorum ki, bu düzenlemeler Türkiye'nin demokrasi standartlarını daha da yükseltecek, dünyadaki itibarını daha da arttıracaktır.''

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.