banner491

Diyabet ( Şeker) Hastalığı Nedir?

Diyabet hastalığı nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi nasıldır? Tipleri nelerdir? İşte tüm merak edilenler...

Diyabet ( Şeker) Hastalığı Nedir?
banner432

DİYABET (ŞEKER) HASTALIĞI NEDİR?

Diyabet, kandaki şeker düzeyini dengeleyen insülin hormonunun eksikliği ve / veya yeterince salgılanmasına rağmen, vücutta kullanılamaması sonucu oluşan kronik metabolizma bozukluğudur. Diyabet hastalığına tıp dilinde ‘Diabetes Mellitus’ denilmekte, halk dilinde ise ‘Şeker Hastalığı’ olarak bilinmektedir.

a. Enerji Metabolizması ve Diyabet

Şeker vücudun temel enerji kaynaklarından birisidir. Şeker iki yolla elde edilir;

* Karbonhidrat içeren besinlerle alınabilir (dış kaynaklı),
* Karaciğerde depolanmış halde bulunur, gerektiğinde kana verilir (iç kaynaklı).

Besinlerle alınan şeker ise mideye, oradan bağırsaklara geçer ve emilerek kana karışır. Pankreasta üretilen insülin hormonu ise dolaşımda bulunan şeker düzeyini düzenler, kanda şeker yükseldiğinde pankreastan salınarak kan şekerini normal düzeylere indirir.

b. Karbonhidratlar Vücudumuzda Nasıl Kullanılır?

Karbonhidratlı besinler sindirildikten sonra barsaklardan emilerek "şeker" olarak kana geçer. Şeker, karaciğer ve kaslarda "glikojen" olarak depolanır. Beyin şekeri depolamaz fakat sürekli olarak kullanır.

Pankreas: Midenin arkasında karın içine yerleşmiş bir organdır. Vücut için önemli enzimleri ve hormonları üretir. İnsülin de bunlardan biridir.

İnsülin: Vücutta enerji dengesini kontrol eden bir hormondur. Görevi, kandaki şekerin hücre içine girmesini sağlamaktır. Hücre içine giren şeker, enerji kaynağı olarak kullanılır. Böylece kanda şekerin yükselmesi de önlenir.

c. Normal Kan Şekeri Değerleri

En az 8 (ideal olarak 10) saat aç kaldıktan sonra ölçülen şeker düzeyine, ‘açlık kan şekeri’ adı verilir. Normal değeri; 70-100 mg/dl’dir.

Yemeğe başladıktan 2 saat sonra ölçülen kan Şekerine ‘tokluk kan şekeri’ adı verilir ve normal koşullarda 140 mg/dl’nin altında olması gerekir. Şekerin hücre içine girmesi için mutlaka insüline gereksinim vardır. İnsülin, şekerin hücre içine girmesinde hücrenin kapısını açan anahtar görevi yapar. Pankreas, yeterli insülin üretemediğinde veya insülin anahtar görevini yapamadığında (insülin direnci) şeker, hücre içine girip enerjiye dönüşemez. Dolayısıyla şeker kanda yükselmeye başlar. Normal sağlıklı kişilerde kanda şeker ve insülin düzeyleri, biribirine paralel şekilde ve dar sınırlar içinde değişir. Örneğin yemek yenildikten sonra yükselir, uyku ve dinlenme dönemlerinde düşer. Pankreasta insülin üretiminin azalması veya insülin üretimi yeterli olduğu halde, doku ve organlar seviyesinde yeterli etki gösterememesi durumunda ‘diyabet’ gelişir.

DİYABETİN TİPLERİ NELERDİR?

Diyabetin tipleri; Tip 1 Diyabet, Tip 2 Diyabet, Tek Gen Hastalığına Bağlı Diyabet, Gebelik Diyabeti ve Diğer Tipler olmak üzere kendi içerisinde ayrılır. Genel olarak tip 1 ve tip 2 diyabet tanımlamaları kullanılır. Tip 1 diyabet, genellikle erken yaşlarda başlar, tanıdan itibaren mutlaka insülin kullanılmasını gerektirir. Tip 2 diyabet, genellikle daha ileri yaşlarda sonradan (35 yaş ve üzerinde) başlar. Ortaya çıkışında sağlıksız yaşam biçimi davranışları ve aile öyküsünün etkili olduğu, beslenme, fiziksel aktivite ve kan şekerini düzenleyici laçlar ile tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM; Gebelik Diyabeti):

Gebelik diyabeti, gebelerin %2-8’inde görülür. Gebelik döneminde ortaya çıkan diyabet şeklidir. Gebeliğin ikinci veya üçüncü trimesterinde ilk kez ortaya çıkan glukoz intoleransı durumudur.

Gebelik Diyabeti Tanısı: GDM tanısı için gebeliğin 24.-28. haftalarında tek veya çift aşamalı test yapılır. GDM öyküsü olan kadınlarda, sonraki gebelikleri sırasında diyabet tekrarlayabilir. Ayrıca bu vakalarda ileriki yaşlarda kalıcı tip 2 diyabet gelişme riski yüksektir. Bu sebeple GDM tanısı almış kadınların doğum sonrasında izlenmeleri ve diyabet önleme programlarına öncelikli olarak dahil edilmeleri önerilmektedir

 Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Arasındaki Farklar Nelerdir?:

Tip 1 Diyabet; genellikle çocuk ve ergenlerde görülür. Hastalar, zayıf ya da normal kilodadırlar. İnsülin üretimi olmadığı için insülin kullanmak zorundadırlar. 

Tip 2 Diyabet; genellikle erişkinlerde görülür. Son yıllarda çocuk ve ergenlerde obezite ile birlikte görülmektedir (en sık ergenlik dönemi sonrası). Hastaların çoğunluğu obezdir. Hap ya da insülin kullanmak zorundadırlar.

Tip 1 Diyabet
Diyabet tanı kriterleri açlıkta, toklukta veya rastlantısal olarak bulunan kan şekeri düzeylerine göre yorumlanmalıdır. Kişinin 8 saat açlığı takiben bakılan kan şekeri 126 mg/dl. üzerinde ise veya Oral Glukoz Tolerans Testinin 2. saatindeki kan şekeri 200 mg/dl. üzerinde ise; polidipsi, poliüri gibi belirtilerin olduğu bireylerde herhangi bir zamanda bakılan kan şekeri 200 mg/dl’nin üzerinde ise “diyabet” olarak tanımlanır.

Tip 1 Diyabetin Belirtileri Nelerdir?

Tip 1 diyabeti olan kişilerde pankreas yeterli insülin üretemez. İnsülin eksikliği nedeniyle dolaşımdaki şeker hücre içine giremez ve enerjiye dönüştürülemez. Dolaşımdaki şekerin hücre içine girememesi kan şekerinin yükselmesine ve böbreklerden süzülerek idrarla atılmasına neden olur. Şekerin idrara geçmesi idrarla sıvı kaybına da neden olur ve bu kayıp karşılanmaz ise vücutta susuzluğa yol açar. Halsizlik ve yorgunlukla birlikte diyabetin tipik belirtileri ortaya çıkar.

Belirti ve Bulgular:

Sürekli susama hissi/ağız kuruluğu, Çok su içme: İdrarla kaybedilen vücut suyunun eksikliğini gidermek için, Sık sık ve bol miktarda idrara çıkma: Dolaşımdaki fazla şekeri vücuttan atmak için, Gece idrara çıkma ve hatta yatağını ıslatma, Sık yemek yeme: Besinler ile alınan şeker hücre içine geçemediğinden ve enerji üretmek için kullanılamadığından açlık hissi olur. Başka bir deyişle varlık içinde (yüksek kan şekeri) yokluk (açlık) çekilir. Bu da sık yemek yemeye yol açar. Küçük yaştaki çocuklarda bu durum fark edilmeyebilir, Kilo kaybı: Hücrelerin içine şeker giremediği için, vücut enerji üretmek için kendi yağ ve proteinini yakmaya başlar. Yağ dokusu ve kas yıkımı nedeniyle kilo kaybı olur, Davranış değişikliği: Gece idrarını yapmak için çok sık uyanan kişi kaliteli bir uyku uyuyamaz, ayrıca şeker yüksekliği de davranış değişikliklerine neden olur, Diyabet belirtileri diyabetlilerin çoğunda bir aydan kısadır ve bu belirtiler fark edilemediği zaman çocuklar genellikle diyabetik ketoasidoz denilen koma halinde hastaneye gelirler. Ketoasidoz koması çok ciddi ve hayatı tehdit eden bir durumdur.

Tip 1 Diyabetin Nedenleri Nelerdir?

Tip 1 diyabet gelişiminde üç önemli risk faktörü vardır:

Kalıtımsal (genetik) faktörler, Kişinin kendisine karşı geliştirdiği allerji , Çevresel etkenler (virüs, kimyasal maddeler)

Tip 2 Diyabet

Diyabet tanısı koymak için üç farklı test kullanılabilir: Bunlar; diyabet semptomları olan bir hastada rastgele bir zamanda ölçülen kan glukozu, açlık kan şekeri Oral Glukoz Tolerans Testinde 2. saat kan glukozu ve HbA1c (glikozillenmiş hemoglobin A1c) ölçümüdür.
Başvuran kişideki belirtiler ve bu test sonuçları doğrultusunda diyabet tanısı konulur.

Diyabetin sık görülen başlıca klinik belirtileri;

Çok su içme, Çok idrara çıkma, Gece sık idrara çıkma, Çok yemek yeme, Ağırlık artışı veya zayıflama, Bulanık görme, Kadınlarda vajinal kaşıntı, Halsizlik ve yorgunluktur.

Spesifik Nedenlere Bağlı Diyabet

Tip 1, tip 2 ve gebelik diyabeti dışında, bazı durumlar (ilaç kullanımı, pankreas hastalıkları, infeksiyonlar, endokrin hastalıklar, vb.) da diyabete neden olabilir veya bazı nadir genetik sendromlara diyabet eşlik edebilir. Ayrıca ailevi olarak tek gen mutasyonuna bağlı (monogenik) diyabet formları da görülebilmektedir. Genellikle nadir olarak görülen bu monogenik diyabet formları arasında; özellikle genç yaşta başladığı halde, obezite dışında tip 2 diyabet özelliklerinin çoğunu taşıyan ve ailede en az üç kuşak diyabet öyküsü olan hastalarda ‘gençlerin erişkin başlangıçlı diyabeti’ (maturity onset diabetes of the young) olabileceği unutulmamalıdır.

Gebelik Diyabeti (Gestasyonel Diabetes Mellitus)

Gestasyonel diabetes mellitus ilk kez gebelik sırasında ortaya çıkan glukoz tolerans bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Bresim 9ununla beraber bu tanım, gebelikten önce diyabeti olduğu halde gebelik sırasında tanı alan (gebelikten önce tanısı konulamamış pregestasyonel) vakaları, gestasyonel diyabet vakalarından ayırt etmekte kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Obezite ve diyabetin artması ile tanı konmamış tip 2 diyabetli gebe sayısı da artmaktadır. Bu nedenle, ilk prenatal vizitte standart kriterlere göre diyabet tanısı alan gebelerde gestasyonel diyabet yerine, ‘aşikar diyabet’ tanısı konulması önerilmektedir. Gebeliklerin ortalama olarak %10’unda GDM görüldüğü tahmin edilmektedir. Bu oran, araştırılan popülasyona ve kullanılan tanısal yöntemlere bağlı olarak %1 ile %22 arasında değişmektedir.

Gestasyonel diyabet, genellikle gebeliğin 24. haftasından sonra plasenta hormonlarının insülinin etkilerini bloke etmesine (insülin direncini arttırmasına) bağlı olarak gelişir. Gebelikte kan glukoz regülasyon bozukluğu, özellikle de gebelikten önce diyabeti olan hastalarda, hem anne hem de bebek için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Gestasyonel diyabet tanısı alan anne adaylarında preeklampsi ve erken doğum riski artmıştır. Yenidoğanda ise makrozomi, neonatal hipoglisemi, sarılık, hipokalsemi, polisitemi, solunum sıkıntısı sendromu (respiratuvar distress syndrome: RDS), konjenital malformasyonlar ve ölü doğuma neden olabilir. Doğumdan sonra gestasyonel diyabetli kadınların çoğunda glukoz metabolizmasında düzelme görülmekle birlikte sonraki gebeliklerinde gestasyonel diyabetin tekrarlama riski (yaklaşık %50) yüksektir; ayrıca ileriki yaşamlarında tip 2 diyabet gelişme riski de %70-80’e kadar varmaktadır. Bu sebeple gestasyonel diyabet tanısı almış kadınların doğum sonrasında diyabeti düzelse bile- prediyabetli olarak kabul edilip diyabetten korunma programlarına alınmaları ve takip edilmeleri gereklidir.


Son dakika Trabzonspor haberleri ve Son dakika Trabzon Haberleri
YORUM EKLE

banner472