banner192

Mesut Yılmaz'ın Rıfai sırrı

 Ne oğlunun başbakanlık yıllarında ne de sonrasında ortalarda gözüktü. Geçen hafta çarşamba günü Türkiye’nin gözü kulağı Fatih Camii’ndeydi. Ülkenin tanınmış işadamlarından Sabri Ülker’in cenazesi Fatih Camii’nden kaldırılacaktı. 28 Şubat’ın sakıncalı işa

 Mesut Yılmaz'ın Rıfai sırrı

 

Ne oğlunun başbakanlık yıllarında ne de sonrasında ortalarda gözüktü.

 

Geçen hafta çarşamba günü Türkiye’nin gözü kulağı Fatih Camii’ndeydi. Ülkenin tanınmış işadamlarından Sabri Ülker’in cenazesi Fatih Camii’nden kaldırılacaktı. 28 Şubat’ın sakıncalı işadamları listesinin başında yer alan Sabri Ülker için binlerce kişi cami avlusunu doldurdu. Başbakan Erdoğan’dan iş dünyasındaki en büyük rakiplerine ve burs verdiği öğrencilere kadar binlerce isim vardı. Aynı gün, aynı saatte başka bir isim daha uğurlanıyordu son yolculuğuna. Eski başbakanlardanMesut Yılmaz’ın annesi Güzide Yılmaz vefat etmiş, cenaze töreni için Teşvikiye Camii uygun görülmüştü. Güzide Yılmaz, 87 yaşındaydı. Oğlunun başbakanlığını görme bahtiyarlığını yaşamış şanslı isimlerdendi.

 

AYVERDİ’NİN CENAZ TÖRENİNDE

 

Güzide Yılmaz ne oğlunun başbakanlık yıllarında ne de sonrasında ortalarda gözüktü. Evinin kapılarını hiçbir zaman gazetecilere açmadı. Oysa bazı köşe yazarlarıyla, oğlu siyasete girmeden önce görüşüyordu.Ancak ne onlara ne de sonrasında görüşmek isteyen gazetecilere tek bir kelam ettiği duyulmadı. Objektiflere yakalandığı nadir anlardan biri Samiha Ayverdi’nin cenaze töreniydi. 22 Mart 1993’te hayata veda eden Ayverdi, İstanbul Merkez Efendi Camii’nde kılınan namazın ardından, yine aynı caminin haziresinde toprağa verildi. Ayverdi romanlarıyla, yazılarıyla tanınan, Osmanlı hayranı muhafazakâr muhitlerde adından övgüyle bahsedilen bir yazardı. Ancak Ayverdi’nin bundan çok daha önemli bir özelliği vardı: İslam tarihinin bilinen ilk kadın ‘şeyh’iydi. Dergâhın kurucusuKenan er-Rıfai’nin vefatının ardından Rıfai Dergâhı’nın başına geçmişti.

 

MAAİLE CENAZEDE

 

Ayverdi, bir bayramgünü son yolculuğuna uğurlandı. Dergâhın diğer önemli isimleri gibi Merkez Efendi Mezarlığı’nda ölümünden yıllar önce hazırlanmış mezarına defnedildi. Peki Güzide Yılmaz’ı maaile cenaze törenine getiren sebep neydi? Güzide Yılmaz yıllar önce Rıfai Dergâhı’na intisap etmiş, Ayverdi’nin ya da dergâh mensuplarının hitap ettikleri şekliyle “Samiha Anne”nin bağlısı olmuştu. Tıpkı ailesinin diğer fertleri gibi. Rıfai Dergâhı’na bağlanan ünlüler arasında sadece Güzide Yılmaz yoktu. İçinde meşhur ressam Fahrünnisa Zeyd, seramik sanatçısı Füreya Koral, ressam Aliye Berger, yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı, tiyatrocu Şirin Devrim gibi isimlerin de yer aldığı Şakir Paşa ailesinden müdavimleri de vardı. Ünlü yazarlar Nihat Sami Banarlı, Safiye Erol, Ekrem Hakkı-İlhan Ayverdi çifti, Enis Behiç Koryürek, Nezihe Araz ilk akla gelen isimlerdi. Kadın şeyhiyle, modern görünümüyle,mensuplarının entelektüel seviyeleriyle diğerlerinden hemen ayrılan dergâhın kurucusu, Kenan er-Rıfai’ydi. 7 yabancı dili akıcı bir dille konuşan, Galatasaray Lisesi mezunuKenan er-Rıfai, bilinenden çok farklı bir şeyh portresi çiziyordu.

 

İlk mürşidi annesiydi


Kenan er-Rıfai, Filibeli Hacı Hasanzâde Abdülhalim Bey isimli bir devletmemuru ile Filibe Hanedanı’na mensup Hatice Cenan Hanım’ın oğlu olarak 1867’de Selanik’te dünyaya geldi. Baba tarafı aslen İstanbullu olmakla beraber Filibe’ye göç etmiş bir aileydi. Anne ve baba Kenan er-Rıfai’nin çocukluk yıllarında boşanmışlardı. Anne Hatice Cenan artık bütün varlığını oğlu Kenan’a adayacaktı. Kendi ifadesiyle Kenan Rıfai’nin ilk mürşidi annesiydi. Daha sonra annesinin de mürşidi olan Ethem Efendi’ye bağlanır. Kadiri Şeyhi olan Ethem Efendi, Posta Nezareti’nda çalışan birmemurdur. Kenan er-Rıfai ilk tasavvuf eğitimini Ethem Efendi’den alır. 4 yıl boyunca sadece ekmek ve zeytin ile riyazet yapar.

 

Dört yılın sonunda Ethem Efendi, Kenan er-Rıfai’ye Kadiri icazeti verir. Yıllar sonra Mevlana ailesinden Mevlevi icazeti, Medine’deki Rufai dergâhından da Rufai icazeti alacaktır. Dokuz yaşında Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’ne yatılı olarak verilen Kenan Rıfai burada hem Doğu hem Batı kültürüyle yetişir. Recâizâde Mahmud Ekrem, Muallim Nâci, Muallim Feyzi, Zihni Efendi, hocalarından belli başlılarıdır. Mekteb-i Sultani’demükemmel öğrendiği Fransızca’nın dışında Arapça, Farsça, Latince, Rumca ve ailesinden dolayı Çerkezce de bildiği diller arasındadır.

 

Hayatının son dönemlerinde “geleceğin dili İngilizce olacak” diyerek bu dili öğrenmelerini tembih ettiği gibi, 80’li yaşlarındayken kendisi de İngilizce çalışmaya başlar. 1900’lerin başında Numune-i Terakkimüdürü olarak İstanbul’a gelir. Ancak İttihat ve Terakki bağlantısı sebebiyle ismi mimlenen bu okul hafiyelerin ilgi odağıdır. Numune-i Terakkimüdürlüğü sırasında saraya jurnallenir. Avrupa’ya kaçıp siyasi mülteci olacağı yönündeki ihbar üzerine saraya çağrılır. Sorgusundan sonra “selam ve ihsan-ı şahane” ile suçsuz olduğu bildirilir.

 

Süryani patriği müridiydi

 

II. Abdülhamit’in maarif reformları çerçevesinde Medine’de açılan İdad-i Hamid müdürlüğü kendilerine teklif edilir. Kenan Rıfai’nin Medine’ye gitmesinden önce mürşidi olan Ethem Efendi Hakk’a yürür. Bu suretle Kenan Rıfai, Medine’de bir Rufa” şeyhi olan Hamza Rıfai’nin hizmetine girer. 4 yıl boyunca görev yaptığı Medine’de bir yandan da bir Seyyid Hamza Rıfai’nin tekkesinde yolun usul ve esaslarını, âdet ve geleneklerini, tekke merasimlerini ve eğitimini öğrenir. Hamza Rıfai’den aldığı icazet ve halifelikle artık kendisi de dergâhını açabilecek ve irşada geçebilecektir. Nitekim döndükten kısa bir süre sonra Fatih’te kendi dergâhını açıp, postnişin olarak irşat vazifesine başlar. Çarşamba günleri hanımlarla sohbete, cumalar beylerle zikre, perşembeler Mesnevi dersine ayrılır.

 

ANNESİNİN İSMİNİ VERDİ

 

Kenan Rıfai, 1908’de kurduğu “Altay Dergâhı” da denilen dergâhına, hayattaki ilk mürşidi saydığı ve ömrü boyunca büyük bir sevgi ve saygı beslediği annesi Hatice Cenan Hanım’a atfen isim verir: “Ümmü Kenan”. Torunu Kenan Gürsoy’un ifadesiyle Kenan Rifa” kendini, “Hadimi Hangâh-ı Ümmü Kenan” yani “Kenan’ın annesinin dergâhının hizmetkârı” olarak vasıflandırır. Kapanacağı 1925 yılına kadar bu dergâha dönemin kayda değer pek çok şahsiyeti devam eder. Hatta dönemin Süryani patriğinin de intisap ettiği söylenir. O dönem ona intisap ettiği söylenen patrik, hediye olarak getirdiği seccadeyi kendi eliyle altına sermek isteyince hürmeten ona engel olur. Ancak patrik “Bu seccadede benim otuz senelik gözyaşlarım var, onun için kendi elimle sereceğim” diyerek ısrarcı olur.

 

Refik Halit Karay roman yazdı

 

Kenan Rıfai, Medine’de dört yıl süren hizmetini bitirince İstanbul’da Darüşşafaka Lisesi’ne atanır. İstanbul’un bu en önemli liselerinden birinde yıllarca müdürlük vazifesini yaparken bir yandan da dergâhında şeyh olarak hizmet görmeye devam eder. Maarif Vekâleti’nden emekli olduğu 1925’ten sonra da eğitimi bırakmaz ve 13 yıl boyunca Fener Rum Mektebi’nde Türkçe dersleri verir. Soyadı kanunuyla kendisine “Büyükaksoy” soyadını alan Kenan Rifai pek çok entelektüel, yazar, edebiyatçı, sanatçıya tesir eder. Tanınmış romancı Safiye Erol da onun terbiye halkasına dahil olanlardandır. Bir başka ilginç şahsiyet ise talebesi Sofi Huri olur. Sofi Huri, bir papazın kızıdır. Ancak “Tasavvuf ahlâkının İseviyet düsturları ile esasta el ele gittiğini” Kenan Rifai’de görerek ona intisabı seçmiştir.

 

1950 YILINDA VEFAT ETTİ

 

Müntesiplerine göre ilk iftirayı Refik Halid Karay atar. Söylendiği kadarıyla Karay’ın “Kadınlar Tekkesi” romanı hem o dönemler hem de bu dönemler için alışıldık olmayan bir ortam olan Kenan Rifai ve ihvanından ilham alarak tasavvuf ve tekke hayatına saldırgan ve tahkir edici bir üslupla yaklaşır. 1948’de felç geçirir. Şuuru gayet yerindedir ancak sağ bacağı hiç işlemez hale gelir. Son iki yılını bu halde geçirir. Aliye, Kazım ve Kainat adında üç çocuğu olan Kenan Rifai 7 Temmuz 1950’de vefat eder. Torunu Prof. Dr. Kenan Gürsoy, dinler arası diyalog çalışmalarında bulunan bir şahsiyet olarak Vatikan’da büyükelçilik yapmaktadır.

 

Hanefi Avcı izletip kayda aldı

 

2001 yılında Anasol-D Koalisyon hükümetinin üçüncü ortağı ANAP’tı. Partinin başında Mesut Yılmaz vardı. Yılmaz’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde iki adamı vardı: Adil Serdar Saçan ve Ayhan Mimaroğlu. Gazetelerde yer alan haberlere göre bu bağlantıları Turgut Yılmaz sağlıyordu. Hanefi Avcı da o sırada Yılmaz kardeşlerin peşine düşmüş, gazetecilere tarikat bağlantısını anlatıyordu. Rıfai’nin ölüm yıldönümünde Mesih Paşa Camii’nde yapılan mevlit töreni Avcı’nın isteği üzerine adım adım izlenmişti.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.