Birbirimizi dinliyor muyuz? Dinlemiyoruz. Dinlemediğimiz gibi, anlamaya da niyetimiz yok. Kurulan cümleler yarım, eksik ancak öfke maalesef tam. En küçüğünden itiraz etmek, en küçük farklılık bir kavga sebebi olmuş. Tahammül eden, sanki zayıfmış gibi gösteriliyor. Halbuki tahammül bittiğinde arkada yalnızca hoyratlık kalır.
Toplum olarak asabiyiz, sinirliyiz, öfke patlamaları yaşıyoruz. Öyle değil mi? Trafikte, sokakta, caddede, sosyal medyada, hangi mecrada olursa olsun… Her yerde böyle değil mi? Bir bakış, bir dudak büküşü fazla geliyor insanlara, bazen bir kelime bir cümle bardağı taşırıyor. Çünkü; çoğu kişi gergin, çoğu kişi kızgın, çoğu kişi yorgun, çoğu kişi mutsuz.... Lakin; sorduğunda herkes haklı. Ama sorumluluk almaya geldi mi çoğu kaçıyor. Yaşam öyle bir hal aldı ki; sanki öfke serbest olmuş, nezaket-zerafet yasaklı olmuş gibi.
Sosyal medya platformlarının hepsi bu ruh hâlini ve yaşantıyı yalnızca yansıtmıyor aynı zamanda büyütüyor. Biri farklı düşünse susturulmaya çalışılıyor, yetmiyor hedef gösteriliyor, değersizleştiriliyor, yok sayılıyor, itibarsızlaştırılıyor. İnsanlar artık fikirleriyle değil, ötekiler etiketi ile yaşıyor. Katlanamadığımız, tahammül edemediğimiz her şey "iptal edilecek" bir hata, yanlış, kusur sayılıyor. Yetmezmiş gibi tahammülsüzlük, bir erdemmiş gibi sunuluyor topluma. Sizce nasıl?
Bundan daha kötüsü de şu: Kabalık, yobazlık cesaret sanılıyor. Kırmak, dökmek, saymak-sövmek "doğruyu söylemek" diye insanlara yutturulmaya çalışılıyor. Öyle ki; bağıran güçlü, sakin-sessiz kalan zayıf sanılıyor. Bu üslup genele yerleştikçe toplum sertleşiyor, gerginleşiyor. Toplum sertleşmekle kalmıyor; düşünemez, sadece tepki verir hale geliyor.
İşte bu halin bedeli hem toplum hem kişiler için ağırdır. Böyle durumlarda insanlar konuşmamayı seçer, geri çekilir, içine kapanır. Akıl susar. Ortak yaşam kural ve alanları daralır. Herkes kendi kabuğuna çekilir, lakin huzursuz olur. Çünkü; tahammülsüzlük iklimi ortamı sararsa yalnızca karşımızdakini değil, insanların birlikte yaşama arzusu ve ihtimalini de ortadan kaldırır. O zaman yazık olmaz mı?
Birbirimize ne oldu? diye soru sormak sizce masum mu?
Ne zaman sabrı küçümsedik, tükettik?
Ne zaman nezaketi, saygıyı gereksiz gördük?
Ne zaman öfkeyi düşünsel açıdan meşrulaştırdık?
Hangi ara sakinliği, sükuneti zihnen suç saydık?
Şunu açık ve net söylemek gerekmez mi?
Bir toplumda birbirine tahammül kalmamışsa, tükenmişse; toplum çözülmeye başlamış demektir. Ne kadar yüksek sesle konuşursak konuşalım, bağırırsak bağıralım, bu gerçeği bastırmak-saklamak mümkün mü?
Çünkü; tahammülsüzlük insan için güç değil, olsa olsa zayıflık belirtisidir. Ve zayıflık kalabalığa karışınca gizlenir sanılır, lakin sonuçlarının herkesi vurduğu kısa bir süre sonra aşikar olur. Mesele neyi tercih edecek olmaktır.