Bilmem ki nasıl anlatmalı?..

Bilmem ki nasıl anlatmalı?..

Yazıdaki ironiyi anlamayan bir beyefendi, yanlışı savunduğumu sanıp "Yazıklar olsun! Sen bu mesleği bırak!.." diye yazmış altına. Meramı açıkça söylemek daha doğru olabilir.

Bir Budist keşiş, önder Jeshu'ya şöyle demiş:

"Manastıra yeni girdim. Lütfen bana öğret..."

"Pirinç lapasını yedin mi?" diye sormuş Jeshu.

"Yedim, efendim."

"Öyleyse git, tabağını yıka."

Bu yanıt üzerine keşiş bir anda aydınlanmış.

Arif olan, çalmadan oynamaya başlıyor. Arif olmayana düzünden de tersinden de anlatmayı başaramıyorsun. Bak, böyle de bir şey var, bunu da gör, diyorsun. O iş öyle değildir, diyor. Gel bak, gemi su alıyor, dostum. “Sana öyle geliyor…”

"Fazla alçak uçmuyor muyuz?" dedim pilota.

"Sorun yok. Her zaman yaptığım şey." dedi. Yükselelim diye ısrar ettim, fayda etmedi. Sonra çam dallarına çarparak düştük, diye anlatıyor kazayı, yolcu.

"En iyi öğretmen kim? Başına gelen..." demişler. Başına gelenlerden bile öğrenemediği oluyor insanların. Yine de anlayış ve empati (duygudaşlık) beklemeye devam ediyoruz...

Ömer Seyfettin "Balkan Savaşı Günlüğü"nde aylarca yağmur, kar, fırtına, soğuk ve hastalık belasıyla savaştıktan sonra tutsak düştüğünü yazmış. Fakat Ömer Bey -yüzbaşıdır- subayların yatakhanesinde kaldığını, onlarla sohbetler ettiğini, kendisine bazı özel ikramlarda bulunduklarını, sonraları çıkıp şehirde rahatça dolaşabildiğini de anlatıyor. Esaret altında...

113 yıl sonra bugün vahim insanlık tablolarından birine bakıyorsun da "Ama bu insan ağır hasta. Dört duvar arasında tutulmamalı, yoksa ölebilir!.." diye haykırıyorsun. İçin burkularak görüyorsun ki sesin hiçbir yere ulaşmıyor. Kimselere hiçbir şey anlatamıyorsun, heyhat!..

Yorum Yap
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yaşam Haberleri