Daha önce de bu köşede, belediyelerde çalışan bazı personelin mesai mefhumuna uymadığı ve bu konuda kurum içinde ciddi rahatsızlıklar olduğu sıkça dile getirilmişti.
Özellikle basın kuruluşlarından belediyelere geçen birçok ismin, hâlâ gazetecilik sevdasından vazgeçmediği, bu kişilerin sosyal medyada sayfalar oluşturarak kendilerini bu yolla tatmin etmeye çalıştıklarına da tanıklık ediyoruz.
Bazı personelin şehir şehir dolaşıp paylaşımlar yaptığını, bazılarının ise kadrolarını belediyelere aldırdıktan sonra bir gün dahi mesaiye gelmediklerini görüyoruz.
Buna rağmen tek istikrarlı konularının, ay başında maaşlarını ATM’lerden çekmek olduğunu biliyoruz.
Bu durum, hem kamu vicdanını yaralamakta hem de çalışanlar arasında huzursuzluğa neden olmaktadır.
Peki, “dur” diyen var mı?
Tabii ki yok!
Bunun yanında siyasilerin, muhtarların, iş insanlarının ve belediye meclis üyelerinin yakın akrabalarının da aynı yöntemle mesai uygulamasına sadık kalmadığı bilinmektedir.
Elbette belediye başkanlarının tüm bu isimleri birebir takip etmesi mümkün değildir. Ancak birim amirlerinin bu tür olaylara göz yumması, hatta açıkça görmezden gelmesi, ortada ciddi bir sorumluluk ihlali olduğunu göstermektedir.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan bu gelirler, hiçbir emek ve mesai olmadan cebe indiriliyorsa, burada açık bir ahlak erozyonu yaşanıyor demektir.
Kamu kaynaklarının bu şekilde hoyratça kullanılması asla kabul edilemez!
Geçtiğimiz ay bazı belediyelerde, hiç işe gitmeden banka promosyonu, sendikal gelir ve bir aylık maaşla, 30 gün içinde 200 bin TL’nin üzerinde gelir elde eden personeller oldu.
Bu rakam, bir asgari ücretlinin yedi aylık maaşına denk gelmektedir.
Hakkıyla işini yapanlara “helali hoş olsun”…
Fakat işini suistimal edenlere de “haram olsun!”
Bu düzene çanak tutan, görmezden gelen ve sessiz kalan herkese de yazıklar olsun.