Yarın yarım saat değil, bugün on beş dakika!

Günlük rutinlerimiz  hayatımızın nerede ise çok geniş bir zamanını kapsar. Sabah uyanınca 4 seçenek vardır genellikle; ya okula gidiyorsunuzdur eğitim hayatınız vardır ya işe gidiyorsunuzdur ya da ev-çocuk işleri derken zaman geçiyordur son seçenek ise bir şey yapamadan zamanı yok ediyorsunuzdur. Aslında son seçenek, diğer tüm seçeneklerin içine serpilmiş bir seçenek...

Steve Jobs, ''Geçen 33 sene boyunca her sabah aynaya baktım ve kendime eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapmak  üzere olduğum şeyi yapar mıydım?' diye sordum ve birkaç gün üst üste cevap hayır olduğunda bir şeylerin değişmesi gerektiğini anladım" demiş. Bu söz bir yandan size mantıklı gelirken diğer taraftan yapmak istemesek de başka yolu yok, işi gücü bırakıp sahil kasabasında ki güneş ışığı karnımızı doyurmayacak deyişinizi duyar gibiyim... Haklısınız da... Fakat ömür denilen kum saatimiz her an azalır iken sevdiğimiz şeylerden kendimizi bu kadar soyutlamak, fırsat tanımamak kendimize yaptığımız haksızlık olsa gerek... ''Zamanım yok! '' cümlesi ise bu haksızlığın sadık eşi. Aslında zamanımız hep var ancak öncelik sıramızda ki yerlerin değişmesi gerekiyor. İlk basamakta ise eşiniz, çocuğunuz, dostunuz değil; sadece kendinizin olması gerekiyor. Bunun bencilliğe dönüşmesi ise zaman süresi ile alakalı. Her şeye zamanımız var; sadece zaman ayarlamasını yapamadığımız için, önceliklerimiz karışmış durumda. Hayatı çalışmak, para kazanmak ve iyi bir gelecek öngörmek adına kaçırıyoruz. 
 
Ailemiz, çocuklarımız, kendimiz için hep çalışırız, bir yerlere gelmek, bir şeyleri başarmak isteriz. Bunların her biri oldukça değerlidir de. Hata bu amaçlar doğrultusunda kendimizi unutmaya başladığımız yerde başlar... Oysa hayat çok yönlüdür ve ona sarıldığımız da bizi kucaklar,  eğer kendimizi hayatın tek tarafına kapatırırsak oda bize arkasını döner... Tüm gün içinde bir yarım saatiniz yok mudur? Biraz müzik, biraz kitap, biraz dostlarınız sesini duymaya veya her ne ise içinizden gelen onu yapmaya? Genelde erteleriz, erteledikçe de erteleriz hatta… Erteleme tiryakiliğimiz vardır. Bazı düşüncelerimiz gerçekliğe dayanmadan önem sırasına dizmiştir tüm yapılması gerekenleri ve otomatiğe bağlamıştır. Kendimiz için bir şeyler yapmanın lüks görüldüğü bu hayatta, kişiler dünyada var olmasının  amacını kaçırır. Daha az sevgi, daha az saygı, kısırlaşmış iletişim, samimiyetsiz ilişkiler, pas tutmuş hobiler ve her türlü paylaşımı azaltarak iyi işler yaptığımızı düşünmemeliyiz. Basit gördüğümüz her işi sonra ki zamanlara atmak, sonra ki gün sonra ki ay başlama planları yapmak genelde başlamayı değil, ertelemeyi besler. Bazen hayat bu konuda kaçırdığınız anların, ertelediğiniz işleri affetmeyebilir. O yüzden en iyi zaman tam da şimdi diyerek kendinizi harekete geçirmelisiniz. Eğer aklınızdan bu zinciri bozmayı geçiriyorsanız en doğru zaman o andır. Küçük bir kuraldan başlayabilirsiniz. Ertelediğiniz yarınlara attığınız  her iş için, zaman yaratamadığınız her yaşama sarılış, ucundan yakalayış için;

'' Yarın yarım saat değil, bugün on beş dakika!'' 

 Diyerek kendinizi oyaladığınız, yapmak zorunda olduğunuz, her işi yarınlara atmak yerine, şuan ki işinize on beş dakika bir indirim tanıyın. Geri döndüğünüzde var olan halinizden daha farklı bir ben ile karşılamanın yolu için sadece bugün, işte tam da şimdi sadece on beş dakika....
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
sessiz1i
sessiz1i - 1 hafta Önce

anlattıklarınız doğru hayatımızı kazanmak ve ileriye taşımak adına harcıyoruz.
sanırım çaresi yok. mecburiyetler insanı gercekten bağlıyor.
sosyallık artık bir cafede kahve içmek sosyal medyada gezmek durumunda.
hatta konustugumuz kısılerın bile yuzune bakmaz elımızden telefonu dusurmez olduk
çaresi yok ;)

banner426

banner432

banner454

banner443

banner441

banner393