Tarihi süreçte toplumların yaşayabileceği ve görebileceği en korkunç manzaradır, tablodur bu hal...

Böyle durumlarda toplumlar; sosyal, kültürel, etik ve ahlâkî açıdan müthiş bir çöküş yaşar ki, hiç bir kimse bu ahval ile karşılaşmak istemez. Çünkü,  sosyal patlama cinnet durumu devletlerin ve toplumların her yönüyle çöküşü anlamına gelir. Allah, her toplumu ve toplumumuzu bu durumdan korusun.

Sosyal iflasın ve cinnetin yaşandığı mecralarda insanların can, mal, ırz, namus, özel mülkiyet, sermaye emniyeti, güvenliği işin özü, özel hayatın, insan hak ve hürriyetleri ortadan kalkar. 

Neden insanlar sosyal patlama yaşar ve cinnet geçirir ? Neden toplumlar bu duruma düşer ? Niçin yukarıda bahsedilen durumlarda beşeriyet darumar olur ? Tabiki bu travmaların ve cinnetlerin çok sayıda nedeni vardır.

Ancak en temel neden;  toplumda yaşanan ekonomik buhran, çöküş, kriz ve tükenmişliktir. 

İnsanlar iktisadi açıdan tükenmişlik içindeyken çıkış yolu bulabilme adına; mutfağını şenlendirebilmek, tencereyi kaynatabilmek, midesini doyurabilmek için her yolu mübah görür. Gayr-ı yasal, gayr-ı ahlâkî, gayr-i nizami  olmayan her yola meyleder. Var olan düzeni alt üst eder. Gördüğü her durumu fırsata çevirmek, kendi lehine kullanmak için tüm yolları kullanır, her yola tenezzül eder.

Derinleşen gelir adaletsizliğinin giderek her alana nüfuz etmesi, ilgili makamların gerekeni yapmadığı inancı, insanların devlete olan güvenini ortadan kaldırır. Bireyler artık devlet ve milleti değil, şahsi istikbalini idame ettirme yolunu seçer. 

Maalesef bu yolu seçen bireyler; "Gemisini yüzdüren kaptandır." "Devletin malı deniz yemeyen keriz. "  necis, habis, rezil, galiz anlayışı hem ruhunlarına hem de yaşamlarına tatbik ederler. Yetmez ! Ailelerine ve yaşadıkları çevreye de aynı ahlâksız zihniyeti  zerk ederler. 

Az çalışıp çok  kazanan, oturduğu yerden veya hiç çalışmadan parasını, malını, mülkünü günden güne katlayan, borsadan, dövizden, altın vb emtiadan          hazırcı, asalak zihniyetler karşısında; " Zahmetsiz rahmet olmaz " düsturu ile çok çalıştığı halde bir adım yol alamayanlar, genel gelirden gerekli payı alamayanlar, yaşadığı toplumun ranta teslim olduğunu düşünenler, adaletin hukukun bunlara karşı işletilemediğine inananlar,  düzenin değişmeyeceğine kanaat getirenler hem çevresine hem milletine hem devletine karşı sevgisini, saygısını, hem de aidiyet duygusunu kaybederler. 

Zora, dara düşen bu insanlar hem iktisadi hem toplumsal hem ahlâkî hem de ruhsal tükenmişlik yaşar ki; şartlar karşısında insanlar vicdan, sevgi, saygı, millet, devlet, vatan sevgini unutur, elde edebileceği her kazancın yanlış da olsa doğru olduğunu düşünür ve her gördüğünü fırsata çevirmek için ortam bekler. 

İşte milletler için en tehlikeli hal bu olsa gerek. Allah hiç kimseyi bu hale düşürmesin. Çünkü bunun sonu kargaşa, kaos, kriz demektir. İnsanların karşı karşıya gelmesi demektir ki, toplum ve devletin sonu olur. Hiçbir vatansever bu duruma ne rıza gösterir ne de sessiz kalır.

Diger yandan da insanlar arasında; mal, mülk ve kazançlar üzerinden birbirine karşı oluşan husumet, kıskançlık, fesatlık, nefret, birbirinin kuyusunu kazma gibi durumlar toplumu birbirine düşman eder. Toplum ve millet huzurunu bozar, birlik olma olgusunu yerle yeksan eder. Bu durum hem millet  hem devlet için tehlike hem de devlet millet düşmanları için fırsat kollayan iç ve dış unsurlar için kirli oyunlarını tezgahlamak için pis bir zemin ve alan açar.

Liyakattan yoksun güç, makam, selahiyet, rant vb. mecraları elinde bulunduranlar; lüks, şatafat, konfor alanlarını ve imkanlarını göz göre göre artıran; yediği önünde yemediği arkasında, bugün ne yesem ne içsem diye ağzına soran, bir giydiğini bir daha giyinmeyen, AVM'lerde , marketlerde sepetlerini ağzına kadar dolduranlar karşısında; 

Çöpleri karıştırıp işine yarayacak malzeme arayan, akşam üstü dağılan pazar yerlerinde  çürük, bitik meyve, sebze vb. yiyecekleri toplayan, yarını nasıl geçireceğim eve ne getireceğim diye düşününen, bayramda seyranda çocuğunun ayağına sırtına bir şey alamamanın üzüntüsünü, acısını, burukluğunu yüreğinde yaşayan yoksul,  fakir, fukara toplum devlet sevgisini aidiyetini kaybeder. Hele de vicdan korkusu da kalmamışsa korkulacak bir şerait oluştu demektir. Bu da yetmezmiş gibi zengin fukara arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışma kalmamışsa gerisini siz düşünün. Orada her an herşey olabilir. Zenginler yoksullar arasında alttan alttan düşmanlıklar körüklenir. Herşey bir kıvılcımı bakar. Allah muhafaza... 

Bayram günü bir dostumla sohbet ederken bana şunu dedi: " Allah rızkı bolluğu başkalarına versin kalırsa bana versin" diye sürekli dua ederim dedi. Çünkü, diğerlerine verirse  onların gözü ne benim cebimde ne de başkalarının cebinde olur. Bende kendimi güvende huzurda hissederim."  dedi.

Rahmeti anneannem derdi ki  "  verdiğin mis korar, yediğin pis kokar. "  İyi düşününce hakikaten de öyle.  Toplumsal yardımlaşma ve dayanışma, helalinden tüketmenin ne kadar değerli olduğunu halk dili ile ancak bu kadar güzel anlatılır. 

Zor anlarda sosyal patla  ve cinnet halinin ortadan kalkmasında hem devletin hem zenginleri hem de tüm toplumun yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olması toplumsal kargaşa kaos, kriz ortamının yok olması için en büyük ilaç olur.

Evine ekmek getiremeyen, ocağı bacası tütmeyen, evinde tenceresi kaynamayan, evinin faturalarını ödeyemeyen, elektriği gazı kesilen, borcunu ödeyemeyen onurlu gururlu anneler babalar evlatlarının yüzüne çaresizlik ve mahcup şekilde bakarken,aile görevlerini yapamayan gönlü buruk, ezik, gözü yaşlı anne babaların yarının ne getireceğini kestiremeyen topluma hayata devlete dair güvenini kaybeden  insanların insanları toplumu travmaya büyük acılara iten anlık cinnet eylemlerine sebep olabiliyor.

Borçlarından intihar edenler, işsiz gençlerin yaşadığı travmalar, üniversite bitirip iş bulamayan ve gözünü umudunu yurtdışına bağlayan gençler, hastanelerde artan psikiyatrik hastaların günden güne artması, hayattan beklentileri kalmamış nesiller, hergün kepenk katan insanlar, evine icra kağıtları gelenlerin daha da artması, bankalara borçlanıp bir nevi modern esir düşen insanların sayısının çoğalması, açlık, yoksulluk sınırının her gün yükselmesi, az da olsa bir maaşı olanların alım gücü azalırken, 

Karşısında; birileri servetlerini servet katıyor, torpille mevki makam elde ediyor, çok sayıda huzur hakkı elde ediyor, açın halinden anlamıyorken; toplumun en temel unsuru orta sınıfın yok oluyor, toplum piramidinin tepesinde olanlar insanlara   " Bir lokma bir hırka " edebiyatı yapıyor. Toplum piramidinin en geniş kısmını olusturan alt kesim insanlar ise bugünü akşama, akşamı yarına taşımanın derdinde hayatlarına devam ediyor ama bıçak kemiğe dayandı deyip feryat figan edebiliyor. Kemer sıkma ile geminin yürümedigini görenler beklenmedik tepkiler ortaya koyar, faturası ağır sonuçlar yaratabiliyor.

Gelir dağılımının ve alım gücünün yerle bir olması, paranın pula dönüşmesi sonrası, ekonominin düzeleceğine var olan inancın yok olması, yoksulların  zenginleşenleri sorgulaması, vicdanların körleşmesi, adaletin haklının hakkını korumada geç kalması, siyasat alanının hizmet ve  çözüm yeri olmaktan çıkması ve kirli, karalayıcı, nefret dilini kullanması toplumsal kin ve nefrete dönüşmesi toplumu umutsuzluğa, mutsuzluğa, ayrışmalara, ötekilestirmelere kendinden olanı koruyup kendinden olmayanı ezen tutum, davranış ve söylemler toplumu daha da gerip, infiale zemin hazırlayabilmektedir.

Bir taraftan mutlu zengin azınlık keyif ve konforlu alanını genişletiyor ve halka boy boy görüntü verirken, daralan ekonomik imkanlarından ötürü çoğunluk bırakın tatili gitmeyi, köye bile gidemez oldu. Artık bir yerden başka bir yere gidebilmek ekonomik hesap gerektirir oldu. Büyük çoğunluk  için bunlar lüks sayılıyorsa yaralar daha da derinleşmesi anlamına geliyor demektir.

Toplum içerisinde oluşan tüm bu vb. durumlar insalarî en küçük hadiseyi büyütüp toplumsal sorunlara dönüştürebilmelerine zemin hazırlayabilir. Toplum ve devlet hayatının huzuruna kastedenlere, marjinal yapılara, gruplara zemin hazırlayabilmektedir.

Toplumların bu hale gelmesinde önemli bir neden de; dindar görünüp din çatısı altında hem dine hem inaslara verilen zararlardır. Adam rüşvet alır, niçin yaparsın diye sorarsan rüşvet değil sponsor buldum der. Stokçuluk yapar, ona sorarsan malının değerini korur. Ticaretine faiş fiyat uygular ama onlara sorarsan ticaret bunu gerektirir derler. 

"Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir" diyen anlayış karşısında " her koyun kendi bacağından asılır" derler. Her türlü harama imza atar ama hacca gidince hepsinden arınacağını düşürler. 

Mümin, müslüman, muvahhit olduklarını söylerler ama bir taraftan da günah işleme özgürlüğüne sahip olduklarını söylerler.

Namazlarını kılarlar ama namazları, onları kötülüklerden alıkoymaz, aksine her gün hayatlarında azgınlıklar artarak devam eder.Namaz ayrı diğerleri ayrı, derler.

"Zekat farzdır neden vermezsin dersin derki, onu ben kazandım onlarda çalışsın kazansın " derler. 

Allah faiz haramdır,  onlar ise onlar paralarını faizize koyar Allah'a savaş açarlar, sorduğunda onun faiz değil parasının getirisi yani kârdır deyip kendince kılıf bulur ve kendince vicdanını rahatlatarak işin içinden kendince sıyrılıp çıkarlar.

Bir garibana yardım istersin benimle mi çalıştıda kazandı der, demekle kalmaz çalışsın kazansın derler. Yardım yapacaksa da reklamla yardımı yaparlar. Riyakarlığın, gösterişin zirvesini yaşarlar.

"Allah gıybet etmeyin, riyakar olmayın, şeytanın, nefsin kötü telkinlerine kanmayın der" ama en alasını yaparlar. Anlatmakla bitmez  ne dedikki, olanı söyledik deyip insanları birbirine katarlar.

Yani kendisine gelince dini kendisine uydurur, ama başkasına gelince Kur'a uygun yaşanması için akıl verir, telkinde bulunur, vaaz ve nasihatta bulunurlar.  Dine ve ahlâka göre yaşayan değil kendine göre din ve ahlâk anlayışı ve uygulaması ortaya koyarlar. Toplum bunları gördükçe dinden soğur, uzaklaşır yetmez bir de eleştirisini artırır. 

Kendisi yanlış yapınca kendince  kılıfını bulur, başkası yapınca onu dinsiz ilan ederler. Allah toplumu bu tip insanlardan korusun.

Gerçek dindar, ahlâklı insanları tenzih ederim. Onlara sevgim saygım sonsuz. Sahtelik yapanlaradır sözümüz. Allah bizleri bunlardan korusun. Kısaca bunlara " Allah'la kandırmak" deniyor. Ancak unutmamak gerekir ki; balık baştan kokunca sonucuda bu olur. Ahlâktan, inançtan sapanlar toplum için tehlikeli insanlar olduğunu unutmamak gerekir. 
Ahlâk dairesinde olmayanın ne Allah'tan ne de kuldan utanması, korkması olur. İnancımız güzel ahlâk üzere inşaa edilmiştir. En tehlikesi insan profili ise ahlâkî yoksunluk  içinde yaşayanlardır. Gerçek dindarlar , ahlâkla yoğrulmuş olanlardır ki,onlar baş tacımızdır.

Tüm bunların ışığında sosyal hayatta cinayetler, tacizler, tecavüzler, toplum huzurunda herkesin gözü önünde pervasızca yaşanan ahlâksız hareketler, saygı sınırlarını aşan eylemler, birbirine tahammülsüzlük, ötekilestirme, ayrıştırma, kamplaştırma, hain gözü ile birbirine bakma, sevgisizlik, hırsızlık, arsızlık, birbirini beğenmeme, biz  yerine ben anlayışı, egoistlik, ukalalık, iki kuruş cebine girince kendinden geçmek azgınlık ve ve ve....... Hepsi toplumun çürümüşlüğünü, çöküşünü, tükenmişliğini, iflasını sosyal patlamanın ayak seslerini ifade eder.

İnsanlık tarihi bunların çok örneklerini gördü görüyorda...  Orta Doğu bu acıları çok yaşadı. 
Son yüzyılda Sovyet Rusya'nın dağılışında bunun en üzücü örneklerini yakından gördük. Güney Amerika ülkelerinde gördük. Örnek oldukça çok. O nedenle Allah bu durumlardan milletimizi ve devletimizi korusun. Bu vatandan başka gidecek yerimiz yok. Gitmeye kalksakta kapılarını bizlere açacak kimse yoktur.

Onun için son dönemde yaşananlardan ders alıp bu duruma düşmemek için başta yetki sahibi siyasilerin ve toplumun kanaat önderlerinin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir. Siyasilerin ayrıştırıcı ve sivri, kırıcı, aşağılayıcı, tamiri imkansız dilden acilen uzaklaşması kucaklayıcı söz ve eylemlere, dile ihtiyaç vardır.

İnsanları kendi ikbalini düşünen siyasi figürler ve onlardan cesaret alan dalkavuklardan kurtarmalı, siyasi muktedirler tümüyle çözüm ve hizmetten, halktan yana liyakat sahiplerini sahiplenmeli ve görevlere getirmeli, topluma çözüm üretmeli toplumu içine düştüğü bu kaostan bir an önce çekip kurtarmalıdır. 

Siyasi argümanlar kendilerini bulunmaz Hint kumaşı görmeyip, diğer siyasi alanları itibarsızlaştırmadan , ilkesiz, omurgasız vb. etiketlendirmelerden  kendilerini alıkoymalıdır. 

İnsanlara biz yoksak hiç bir şey yolunda gitmez izlenimi vermeyip insanları çaresizlik, karamsarlık girdabında döndürmekten vazgeçilmelidir.

Aklın, bilimin, fen ve teknolojinin ışığında çok çalışıp üreten , gençlere istihdam imkanı sunan ve sahip çıkan, topluma ufuk açan yeni yüzlere kapı açan,  ekonomik refahı yükseltecek , ahlâkî değerleri tüm katmanlara yayacak, gelir dağılımını dengeli hale getirecek, eğitimde milli kimlikten güç alıp dünya ile entegre olan, başta hukuku adil kılan, vicdani bireyler yetiştiren ve ve ve.... yeni pencereler açan, yarınlara umutla bakan, yeni açılımlara acil ihtiyaçımız vardır.

Sevgi, saygı, kardeşlik, birlik, ahlâk bayrak, adalet, millet ve devlete sahip çıkacak yeni bakış açılarına yeni yollara, yeni kimlikli omurgalı yeni kadrolara ve nesillere  acil ihtiyaç vardır. Milli iradesiyle gücü ile, herkesin sorumluluk üstlenmesi elzemdir.  Yoksa gidişat hiçte hayra alamet değil.

Kişilerin adaleti, nizamı, düzeni topluma egemen kılmalı. Hukukun üstünlüğü ilkesi tepeden tırnağa herkesi ve herkese hakim olmalıdır. Kişilerin kendi düzenini kurmasına müsaade edilmemeli.  Fırsat ve fesat, nifak tohumlarının ekilmesine imkan verilmemelidir. Yoksa ortada devlet ve toplum diye birşey kalmaz. Yani illede huhuk hukuk hukuk. 

Bu vesileyle; ötekileştirmeden, ayrıştırmadan gönlü sabır, metanet, merhamet, sevgi dolu vicdanlı Trabzon'um ve ülkem insanının Kurban Bayramı'nı en içten kalbi duygularımla kutlarım. 

Sevginin, saygının, hoşgörünün, mutluluğun, hukukun,  huzurun egemen olduğu, her gününün bir önceki gününden kıymetli olduğu üzüntülerin azaldığı, sevginin katlanarak arttığı nice bayramlar yaşamak temennisiyle... 
Ayrıca üyesi olmaktan gurur duyduğum Haber 61. ailesinin her bir ferdinin bayramlarını kutlarım.  Sağlıcakla kalın...