Geçmiş gün; Bahçemin bir köşesindeyetiştirdiğim biber ve domateslerle öğünüyor, kahvaltıları bunlarla hazırlıyorum.İstanbul’a gittiğimde bir ortamda anlatıyorum, gıda mühendisi bir arkadaş da dinliyor sebzelerimi.Yapma Günfer diyor.” O toprakta bir şey ye

Geçmiş gün; Bahçemin bir köşesindeyetiştirdiğim biber ve domateslerle öğünüyor, kahvaltıları bunlarla hazırlıyorum.
İstanbul’a gittiğimde bir ortamda anlatıyorum, gıda mühendisi bir arkadaş da dinliyor sebzelerimi.
Yapma Günfer diyor.” O toprakta bir şey yetiştirme. Hatta güneyden, en güneyden geldiğini bildiğin sebzeyi meyveyi al. Toprak hala Çernobil faciası sonrası emdiği radyasyonu atamadı.”

Biz çocukken annem pek meraklıydı, meyveyi yaz kış bolca alır fazlasını balkonda tutardı.
Evde oynarken canımız istedi mi çıkar bir elma alırdık balkondan.
Üzerimizdeki giysiye güzelce siler yerdik. Annem her seferinde yıkayın derdi ama dinleyen kim.

Geçenlerde markette alış veriş yaparken temizlik bölümünde sıralı etiketinde meyve ve sebze resimleri olan bir plastik şişe gördüm.Merak edip inceledim;  yıkama deterjanıymış.
Yani, sebzeyi meyveyi bu deterjanla yıkayarak üzerindeki zararlılardan arındırıyormuşuz.
Meyveyi sebzeyi deterjanla yıkamak… Şaşkınım.

Aman deniyor, yemeyin yedirmeyin. O zararlı, bu hormonlu, öteki zehirli.
Görünen tabloda organik beslenme, kimyasallar, etkileri gibi konularda bilinçlendirilmiyor, sadece korkutuluyoruz.

Organik tarım diye bir sektör aldı başını gidiyor. İktisatçı bir arkadaşım; büyük bir düzen, sadece pazarlama tekniği diye adlandırsa da, marketlerde gittikçe genişleyen organik rafları kafalarda soru işaretleri yaratıyor.
Sadece bunlar organikse, biz bu güne kadar ne yedik içtik.

Organik teriminin ülkemizde yeni yeni duyulduğu günlerde hanım eşine pazardan organik domates almasını söylüyor. Pazarda satıcılardan birinin yanına yaklaşan adam domatesler organik mi diye soruyor. Organik tarımdan haberi olmayan pazarcı,  şaşkın bakınca adamcağız iyi niyetle izah yoluna gidiyor; “Yani diyor domatesler yetiştirilirken zehir sıkıldı mı?“
“Yok “diyor pazarcı “ Biz o işlere karışmıyoruz. Domatesi alır zehri kendin sıkar, öldürmek istediğine sen verirsin..”

İçişleri Eski Bakanı İdris Naim Şahin’in Gezi Parkı eylemlerinde protestocular üzerinde tatbik edilen gazlar için dahi “Gazlarımız organiktir.” dediği bir dönemde elbet organik ürünler hususuna söyle bir bakmalıyız.

Organik gıdalaren basit ifade ile en az üç yıl geçmişine kadar hiçbir şekilde zirai ilaç ve kimyasalların kullanılmadığı topraklarda, tarlalarda yetişen ürünler demekmiş.

Bu halde, neredeyse her ailede görülen kanser vakalarının kısmen de olsa sorumluları çabuk çabuk ürün alabilmek için uygulanan kimyasallarla yapılan bilinçsiz tarım ve bizim de o üzerimize silerek yediğimiz meyveler sebzeler olabilir mi?

Günümüzde raflardaki ürünler artık Avrupa standartlarında çok daha sıkı denetleniyor dense de pek yaygın merdiven altı imalathanelerinin engellenemez varlığı malum.
Açıkçası ben şu pek özel stantlarda satışa sunulan normalin iki üç katı pahadaorganik ürünler hakkında da halen kararsızım.
Gerisi, reklam balonu fırtınasında içinde mantığımızla cebimiz arasındaki git gellere kalsın.

NOT: Bayramlarımızı sadece tatil olarak gören(ne yazık ki)  sığ bir zihniyetin parçası olarak oldukça uzun hale getirilen tatili iyi değerlendirmenizi diler, Kurban Bayramınızı şimdiden kutlarım.