Bir varmış, bir yokmuş. Maçka uyumaya dalmadan önce mucizevi bir hayat varmış.

Bundan çok ama çok zaman önce, Maçka’da insanlar sadece bir yerde yaşarmış. Irmakların hayat verdiği, hayatın ve yaşamın kirlenmediği dönemde orman denizlerinin yanında yaşamlarına devam ederlermiş! Kemençenin çıkardığı sesi taklit eden rüzgarın, çam ağaçlarının içinde yol alırken notalara dönüşünü, içten içe hayatı anlatışını takip edermiş burda yaşayanlar! Onun için sanat ve kültür kasabasıdır Maçka; oysa şimdi tanımakta zorluk çektiğimiz yer!

Ormanların yanında yaşamanın getirdiği hayat dersini sert rüzgarların uzaklara kadar götürmesinden orman denizini görmeyenler de ormanın verdiği dersi anlıyorlarmış. İnsanları mutlu ve ormanda çam ağaçlarıyla iç içe yaşıyor, ormansız bir gün bile düşünemiyorlarmış. Şehrin insanları bazen hırçın, bazen sakin, bazen tutkulu, bazen şiir, bazen sanat, bazen tablo, bazen sporcu oluyorlarmış ormanın verdiği dersi getiren rüzgarı dinleyerek.

Bazen yaşadıkları ülkeye baş kaldırıyorlar ve yaptıkları işle yaşadıkları ülkenin önüne geçerek "Biz buradayız!" diyorlarmış sporda, sanatta, eğitim ve kültürde! Ancak hiçbir zaman bayrağına ve cumhuriyetine baş kaldırmamış bu zeki insanlar. Yazın yaylaları, mezereleri ve mesire yerleri cıvıl cıvıl oluyor, insanlar tüm gününü ormanla ve ağaçlarla geçiriyormuş. Çünkü istediğinde hemen ağaçlara, ormana ulaşabiliyor ve onunla olabiliyorlarmış.

Bu kasaba insanları eğlenmesini, gezmesini, dostluklarını, sanatını, kültürünü ve sporunu gece gündüz yaşadıklarından bu kasaba hiç karanlık olmuyormuş. Çünkü kasabanın her tarafında büyük orman denizleri varmış. Bu kasabada yaşayan insanlar bu orman denizine girince bambaşka birisi olarak çıkıyormuş. Orman onlara geçmişlerini ve geleceklerini gösterir, alınacak dersleri onlara soğuk bir kızılcık şurubunu sıcak havada içer gibi yudum yudum verirmiş.

Bu orman denizleri öyle mucizelere sahipmiş ki kim bu orman denizine girerse girsin geçmişte yaşadığı acıları unuturmuş ve orman onların istedikleri kaderi yaşamalarına izin verirmiş. İşte bu kasabanın sırrı buymuş.

Ancak kasabada bu sırrın çok büyük bir nimet olduğunu ve önemli olduğunu düşünen insanlar, bir gün bu sırlarının yaşadıkları ülkede öğrenileceğini ve bu sırrın kötü insanlar tarafından ellerinden alınacağını düşünüyorlarmış. Bu kasabada yaşayan ve orman denizine girecek olanların çok önemli bir karar vermesi gerekiyormuş. O da orman denizine ne zaman gireceği; çünkü orman denizi herkese bu hakkı bir kere sağlarmış.

Orman denizine girecekler dürüst olacaklarına, insanları seveceklerine, kimseye haksızlık yapmayacaklarına, ne olursa olsun herkese eşit davranacaklarına, akıllarını sonuna kadar kullanacaklarına, hiç kimseye körü körüne inanmayacaklarına, bilime ve sanata inanacaklarına, ülkesine faydalı olacaklarına inanarak girmeliydiler ki kural da buydu! Tabii orman denizine girmekten ve ölmekten korkmayacaktılar.

Bu kurallara uyan herkes orman denizine girdikten sonra gerçek bir hayata gözünü açarmış. Çünkü orman denizine giren herkes kendini unuturmuş ki kendini hatırlayabilsin. İşte bu mucize sayesinde bu kasaba insanları kendilerini yenileyip eski yaptıklarından ders aldıklarından çok az hata yaparlarmış. O nedenle bu kasaba çok sanatçı, eğitimci, bürokrat ve sporcu çıkarıyormuş. Onun için ülkesinin başarılarının önüne geçecek ve örnek olacak çıkışlar yapıyormuş.

Ne yazık ki bu mucizeyi bilen insanları bu kasabada yaşayanlar dinlememeye ve anlamamaya başlamışlar. Bunlar, bu kasaba değerlerini bırakıp kolay yoldan bu değerlere ulaşmak için birlikte olmaya başlamışlar. İşte orada bunlara ülkenin kötü insanları da yardımcı olmaya başlamış.

İlk olarak mucizenin kaynağını, akarsuları ve orman denizlerini yok etmek için çaba sarfetmeye başlamışlar. Kasabada yaşayanları orman denizinden ayırmaya ve ormana kötülük etmeye başlamışlar. Mucize kaynağı ırmak ve derelere elektrik santralleri kurarak içinde yaşayan besin kaynağı balıkları yok etmişler. Dere ve akarsulardan etkilenen duygu dolu şair, yazar ve sanatçıları yok etmişler.

Mucizeyi öldürmek isteyenler daha da cesaretlenmiş, ırmakları ve ormanı kasabadan uzaklaştırmak isteyen kötü düşünceli insanların ortak kararı ile kasabayı orman denizinden ayırmak için ülkesel karar alarak orman denizlerini yok ederek kasabadan ayırmışlar. Bunlar kasaba mucizesini öldürdükten sonra, kasaba bir bir sanatçısını, edebiyatçısını, önemli bürokratlarını kaybetmiş.

Şimdi herhangi yetkili bir yer "Biz kültür kasabasıyız, biz edebiyat ve sanat kasabasıyız!" diyorsa sizin mucizenizi öldüren onlar ve onlar gibi düşünenlerdir. Bu konuda iki yüzlü olanları tarih affetmeyecek.

Mucizemizi koruyamadık. Şarkılara ilham olan hayat suyumuz ırmaklarımızı, derelerimizi mahvettik. Ormanlarımız, herkesin gözü önünde ormanı korumakla yükümlü olan kuruluş tarafından talan edilerek yok olmasına ses çıkaramadık! Hep beraber uyumaya devam ediyoruz.

Uyusun da küçülsün Maçkaaaaaa!