kebir

İzlanda Notları

Değerli okurlar;
Köşemde ilk defa bir konuğa yer veriyorum. Mart ayında oğlum Emre İzlanda’ya bir gezi yaptı. Armut dalından uzağa düşmez tabii (Alman atalar sözü). O da tam bir doğa tutkunu. Şimdi biraz İzlanda’yı pazarlıyor gibi olacağım ama gezi notları biraz da öyledir. Bana sorarsınız okumaya değer. Sonunda da önemli gördüğüm bir mesajım da olacak. 

Değerli okurum;

İzlanda doğal güzellikleriyle dünyada ün salmış bir ada ülkesi. O yüzden her yıl nüfusu kadar turisti ülkesine çekmeyi başarıyor (350bin). Bu rakam size bir ülke için az gelebilir. Ama ülke dünyada az görülen sert iklim koşulları ve de dünyanın en pahalı ülkesi olduğu gerçekleri göz önüne alınınca, gelinen nokta (aşağıdaki şu grafiğe bakın), turizmin ülke ekonomisinde aldığı payın nerden nereye geldiğini göreceksiniz (Kişi başı milli gelirin 60bin USD olduğunu da belirtelim)
İzlanda Notları
Grafik 1: İzlanda ekonomisindeki ürün ve hizmetlerin payı (yeşil çizgi yabancı turistlerden elde edilen geliri göstermekte)

Şimdi müsadenizle biraz Emre’nin notlarından seçtiklerimi aktarayım:

İzlanda’da görülecek çok şey var. Şelaleler, volkanik dağlar, kraterler, okyanus boyunca uzanan falezler, kaplıcalar, vs. ama bizi en çok heyecanlandıran şey buzullar oldu. İzlanda, Dünya’nın 18., Avrupa’nın ise 2. büyük adası (Büyük Britanya adasından sonra) ve bu adanın %14’ü su (birçoğu yılın  büyük kısmını donmuş halde geçiriyor) ve bir dünya harikası olan buzullardan oluşuyor. Bizim de farklı noktalarından görme şansını yakaladığımız Vatnajökull buzulu, ülkenin %8’ini kaplıyor. 8bin km2 alana sahip. Kuzeyden güneye doğru uzanan bir vadi düşünün, tamamen bir buzul örtü ile kaplı. Yer yer beyaz, yer yer mavi, yer yer volkanik kumlardan siyaha bürünmüş ama çok ihtişamlı. Daha ilginci ise, bu buzulların altında aktif yanardağlar var. Buzullara bakarken dünya hakkında ne kadar az şey bildiğimizi, ne kadar az şey gördüğümüzü anlıyoruz. Buzullara ulaşmak, nereden baktığınıza bağlı. Ulaşıma yakın noktalardan da seyir yerleri var, ancak asıl gözlem noktaları zirvelerde, yürümeniz gerekiyor.

Bir volkan ülkesi olan İzlanda’da tüm adaya yayılmış sıcak su kaynakları var. Çok farklı amaçlarla kullanıyorlar elbette (enerji, ısınma, vb.) ama herhalde en katma değerlisi turistlere sunulan muhteşem açık hava kaplıcaları. Mesela Blue Lagoon, dünyanın en pahalı ve en çok ziyaret edilen kaplıcası olabilir. Aslında çoğunluğu insan eliyle yapılmış, ancak o kadar muazzam yapılmış ki. Peki işletmesi? Tertemiz, inanılmaz düzenli. Aylar öncesinden rezervasyon yapmanız ve yaklaşık 60-100 euro arası değişen giriş ücretini önden ödemeniz gerekiyor. Her Türk burayı Pamukkale ile kıyaslar, siz de bir kıyaslayın (tıklayın). Başka ücretli kaplıcalar da var ama asıl güzel olan, doğanın en güzel köşelerine saklanmış olan termal dereler. Ulaşması zor, tesis yok, buz gibi hava. Ama insanı harekete geçiren şey tam da bu değil mi? Önceden araştırdığımız için kiralık aracımızla Reykjadalur Kaplıca Vadisine sürüyoruz. Belli bir yere gelince araçları bırakmanız gerekiyor. Araçtan çıkıp telefona sarılıyoruz ne kadar yürüyeceğimizi kestirmek için. Tam o sırada köşede küçük bir büfe tarzı kulübenin ahşap duvarına yazılmış iki cümle dikkatimizi çekiyor. "Siz sormadan biz söyleyelim, kaplıca sularına ulaşmak için yaklaşık 1 saat yürüyeceksiniz. Buna değer mi? Evet değer". Hemen yola koyulduk. Yol boyu dumanlar eşliğinde muhteşem bir doğanın içinden 1 saatlik yürüşün sonunda zirveye vardığımızda, üzerinde dumanlar tüten şahane bir nehrin içinde onlarca insanın keyif yaptığını gördük. Dışarısı -5 derece, hafiften kar yağıyor, soyunma kabini yok, eşyalarınızı koyabileceğiniz bir yer yok. Tek yapmanız gereken soğuğa aldırmadan üzerinizi çıkarıp kendinizi yaklaşık 30-35 derecelik suya bırakmak. İzlanda’nın en turistik noktası değil belki ama en muhteşem deneyimi sunan noktalarından biri kesinlikle.
Avrupa'da kilise görmek, Japonya'da tapınak görmek neyse, İzlanda'da şelale görmek onun gibi birşey. Birbirinden güzel irili ufaklı şelaleler İzlanda'nın inci kolyeleri gibi. Birçoğu ulaşıma yakın deniz seviyesindeki bir falezden dökülüyor. Bazıları ise yüksek dağlarda keşfedilmeyi bekliyor. Örneğin yakın dönemde keşfedilmiş İzlanda'nın en yüksek ikinci şelalesi olan Glymur'a ulaşmak için yaklaşık 2 saat süren zorlu bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Güvenlik önlemleri çok az, aslında doğaya müdahale çok az desek daha doğru olabilir. Hatta paçaları sıvayıp buz gibi dereyi geçmeniz de gerekebiliyor. Ancak zirveye vardığınızda gördüğünüz manzara yorgunluğunuzu unutturuyor. 

40 yıl önce düşmüş bir uçak enkazını (Sólheimasandur Plane Wreck) görmek için gidiş dönüş 2 saat yürüyüş yapmanız gerekiyor. Dünyanın en sert rüzgarlarından birine karşı yapılan bu yürüyüşün sonunda uçak enkazında çekilen 3-5 fotoğrafla birlikte geri dönüyor her yıl yüzbinlerce insan. Yürüyüş yapılan yol aslında araçlar için de uygun gözüküyor ancak araçlara kapalı, yürümeniz gerekiyor.
İzlanda’da toplu taşıma çok zayıf. Turistlerin çoğu ya turlara katılıyor ya da araç kiralıyor. Ancak ilginç olan şey, bu yoğunluğa rağmen başkent Reykjavik’in içinde birkaç km yol dışında tüm adada neredeyse çift şeritli yol yok. Tek gidiş tek geliş. Birçok doğa harikası noktaya araçla ulaşım yok, yer var istense yapılır ama tercih etmiyorlar. 
Değerli okur; 
Emre’nin notlarının İki ortak noktasından birincisi:  Adamların her yere yol yapalım, turist her yere kolay ulaşılsın diye bir dertleri yok. Varlıklarını yolun, araçların ve turistlerin vereceği hasardan koruyorlar. İkincisi ise turistin noktalara erişimini birer etkinliğe çevirerek kalış süresini uzatıyorlar.
Yeşil Yol ve aktivitesiz Trabzon turizmi için bir konuşasım var... 
 
YORUM EKLE

banner422

banner409

banner350

banner424

banner421