TBMM’nin yeni yasama yılına başlaması ile gündeme gelerek görüşülmeye başlayacak olan ilk maddelerden biri binlerce kişinin çıkmasını beklediği ‘internet yasası’.

Bu yasanın neler getireceği, internet sağlayıcıdan, yer sağlayıcıya ve içerik üreticiye kadar kimlerin sorumluluk altında olduğu, bir ihlal halinde neler yapılması gerektiği konusu merak ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen “Türk İnternet Medyası RTÜK Çalıştayı”nda da konuşmacı olarak yer alan Hukukçu, Yazar ve Arabulucu Avukat Cüneyt Altıparmak, Star Gazetesinin Açık Görüş isimli bölümünde ki köşesinde konuyu enine boyuna değerlendirdi.

İnternette şeffaflık nasıl olmalı? Av. Cüned Altıparmak detayları anlattı

İnternet ve sosyal medya ortamının daha şeffaf olması gerektiğine vurgu yapan Av. Altıparmak yazısında şu ifadelere yer verdi;

“İnternetteki verilerin akıbeti hakkında şüpheler artıyor ve bunlar basit kuşkulardan ibaret değil. İnternet şirketlerinin "kapalı bir kutu" olması en dikkat çekici durum. Dünya sosyal medya şirketlerinin yaptığı açıklamaları artık yeterli bulmak zorunda! En güncel gelişme sosyal medyanın 'anavatanı' olan Kaliforniya'dan. Bu tartışma, somut olması adına önemli. Şeffaflaşmayı hayata geçireceklerini belirten Valilik Ofisi'nden yapılan açıklamada, sosyal medya şirketlerinin nefret söylemi, dezenformasyon, komplo teorileri ve diğer tehlikeli içerikleri teşvik edip etmedikleri yönünde üzerlerine örttükleri "perdeyi aralamalıyız" deniyor. Şirketlerin ürettiği kurallar, hukukun kaynağı olamaz. Hayatımızın kuralları da olamazlar. Şirketlerin bu kendinden menkul üst yetkilerine dur denmeli ve sınırları, hatları belirgin bir alan çizilmeli. Yani artık çember daralmalı internet için. Bunu yaparken temel haklara dokunulmamalı pek tabii.

İnternette şeffaflık hemen, şimdi!

Bir karikatür hatırlıyorum. Yanından geçen "sürücüsüz" taşıtı gören at; faytonu kullanan Orhan'a şöyle sesleniyordu: "Çember daralıyor Orhan!". Evet herkesin kendi gardını alması gereken bir evredeyiz. Zira internetteki verilerin akıbeti hakkında şüpheler artıyor ve bunlar basit kuşkulardan ibaret değil! İnternet şirketlerinin "kapalı bir kutu" olması en dikkat çekici durum! Dünya sosyal medya şirketlerinin yaptığı açıklamaları yeterli bulmak zorunda. Bir saldırı, geçici süre hizmet vermeme durumlarında aklımızda milyonlarca soru olmasına rağmen bu şirketlerin yaptığı "herhangi bir bilgi veya veri kaybı yok", "kişisel verileriniz güvende" minvalindeki açıklamalara inanmak zorundayız! Bunun doğruluğunu sorgulayınca "sansürcü" olarak suçlanmanız mümkün.

Algoritmalarınızın temel dinamiği nedir? Topluluk kurallarını neye göre belirlediniz? Yayın yaptığınız ülkelerin mahkeme kararlarının niçin dikkate almıyorsunuz? Neden her ülkede o ülke vatandaşı olan bir temsilciniz yok? Kullanıcıların eğilimlerini kimseyle paylaşmadığınızı nasıl ispat ediyorsunuz? şeklindeki sorularını tartışmaya açtığınız anda "baskıcı" olarak niteleniyorsunuz. Demokratik topluma hizmet etmek adına bu soruları cevaplamaktan kaçınmak gibi "sorunlu bir mantıkla" karşı karşıyayız...

İşte bu yazımızda, sosyal medya şirketlerinin şeffaflaşması ve bu konudaki hukuki gelişmeleri ele almak istiyoruz.

Başrolde kimler var?

Konuyu basitleştirmek gerekiyor. Zira karmaşık bir yapı var karşımızda. İnternet ve hukuk bağlamında meseleye bakarsak cevabını aradığımız temel soru şudur: "internetteki bir hukuka aykırılıkta kim, ne kadar sorumlu?". Bu sorunun öznesi internetin başrolünü paylaşanlardır. Kim diye sorarsak bir çırpıda ağzımızdan Facebook, Google, Youtube, Whatsapp, Twitter dökülür... Ama bunlardan önce bilmemiz gereken temel konular var.

Twitter'da sevindirecek özellik yolda! Mesajlarınız güvende Twitter'da sevindirecek özellik yolda! Mesajlarınız güvende

Türkiye'de internet yayınları temel olarak 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda (kısaca İnternet Yasası) düzenlemiştir.

Buna son dönemde 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanununda yapılan yayın hizmetlerinin internet ortamından sunulması halinde RTÜK denetimi sağlayan düzenleme ile iki temel yasamız var diyebiliriz. İnternet Yasasına bakınca filmin başrol oyuncularını şöyle belirliyor diyebiliriz: w İçerik sağlayıcı, w yer sağlayıcı, w erişim sağlayıcı, w toplu kullanım sağlayıcı ve nihayet w kullanıcılar... Burada bizi internete ulaştıran temel aktör erişim sağlayıcıdır. Bir kimse interneti kullanırken ilk bu şirketler ile muhatap olur. Yani interneti hangi firmadan alıyorsanız, erişim sağlayıcınız odur. Şayet interneti bir oteldeyken, kamu dairesinde, belediyede kullanıyorsanız bu yapıların konumu "toplu kullanım sağlayıcı" olarak adlandırılır.

Kontrol alanı çok geniş

İnternetteki hizmetleri sunan veya yayımlanan içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişilere ise "yer sağlayıcı" denir. İçerik sağlayıcı ise bir web sitesi olabileceği gibi bir kullanıcı da olabilir. Örneğin aksam.com.tr bir gazetenin web sitesidir, buradaki tüm içerik Akşam gazetesine aittir. Yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. İnternet yasasına göre (m.4), içerik sağlayıcı, internet ortamında kullanıma sunduğu her türlü içerikten sorumludur. Bu bir haber, bir makale, bir fotoğraf olabilir. Türü önemli değildir. Bir görüntü, bir şekil veya üzerinde montaj veya içeriği değiştirilmiş fotoğraf da olsa durum aynıdır. İçerik sağlayan başkasına ait içerikten dolayı sorumlu tutulamaz. Bir haberin içeriği suç teşkil ediyorsa, haber mahiyeti taşımıyorsa veya içerik bizatihi suç ise bunu paylaşan da içerik sağlayıcı gibi sorumludur. Buraya kadar her şey makul görünüyor değil mi? İşte sorunun başladığı nokta şu: Sosyal medyada kullanıcı ile içerik sağlayıcı aynı! Yani tweet'i atan, Facebook'ta fotoğraf paylaşan, kanalına video yükleyen, instagram'da "post" yapan birer içerik sağlayıcı. Bunlara yorum yapanlar da ha keza. Bu durumda "kontrol" edilmesi gereken alanın ne kadar geniş olduğu dikkatinizi çekti mi? Bir biçimde kontrol edilmesi gerekiyor. Bir gazeteden, bir alışveriş sitesinden istediklerinizi sosyal medya şirketlerinden isteyemiyorsunuz. Oysa, suç veya tazminata konu olabilecek bir ihlalde içerik sağlayanı paylaşmama bir özgürlük olabilir mi? Bu bilgileri ve daha fazlasının yargının denetimine açık olması gerekmiyor mu? Bir ülkede yayın yapıp, kullanıcı ve içerik sağlayıcı toplayıp "layüsel" davranmanın neresi meşru?

Müdahalenin kapsamı

Kanunun açıkça düzenlediği konularda bile mukavemeti devam eden bir yapı ile karşı karşıyayız. Sosyal medya şirketleri yer sağlayıcı pozisyonunda olduğu için içeriğe müdahale etmesi için belirli durumların meydana gelmiş olması gerekiyor. İnternet Yasanının 8. ve 9. maddeleri bu konuyu düzenlemiş. Özetle, intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu, kumar, fuhuş, Atatürk aleyhine suçlar, bahis suçları ile kişilik haklarına saldırı, milli güvenliğe, kamu sağlığına ve barışına karşı durumlarda bu mümkün. Bu konuda da İnternet Yasasında bir prosedür belirtilmiştir. Bu süreç başlıca bir yazının konusudur. Ancak tüm meselenin düğümlendiği nokta şu düzenlemedir: Haklarının "...ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini de isteyebilir... (m.29)". Sosyal medya şirketleri için bu kuralın iki kere manası yoktur. Birincisi içeriği paylaşanların bilgisini vermemektedir. Böylece failleri bulmak veya bilinse bile teyit etmek mümkün olmamaktadır. İkincisi ise doğrudan mahkemeye gidince de kararı uygulamamaktadır. Konunun yukarda sayılanlar arasında olup olmadığı sosyal medya şirketlerince tekrar bir incelemeye tabi tutulmaktadır. Burada mahkemelerin kararlarının bir şirket tarafından denetlendiği bir mekanizma öngörülmektedir. Konu hakaret, itibar zedeleme, karalama, dezenformasyon ise zaten bu konuda sosyal medya şirketlerinin iş birliğine yanaşması, konuya eğilmesi mümkün değildir. Hatta bu durum etkileşimi fazla ve reklam geliri de sağlıyorsa müdahale yerine, daha fazla ön plana çıkmasını sağlamak gibi bir yola girdiklerini söyleyebiliriz.

İnternetin anavatanı

Sosyal medya şirketlerinin neredeyse tamamı ABD menşeili. Bu da haliyle tüm meselelere oradaki mevzuat, uygulama, kararlar ve toplum yapısı üzerinden bakılması gibi bir sonuç doğuruyor. Bizim aklımıza gelen kamu düzeni ile sosyal medya şirketlerinin düşündüğü kamu düzeni aynı değil. Veya bize göre bir söz hakaret suçu oluşturabilirken şirketlerin dimağında böyle bir suç yok! Bir açıklama bize göre bir gerçeği ortaya koysa bile, şirketler bunu "nefret" söylemi olarak görüp içeriği ortadan kaldırabiliyor. Bu da ister istemez internet yoluyla kamu düzeni ihracına dönüşen bir süreçle bizi baş başa bırakıyor. Bu konuda doğru ve makul bir yol haritası belirlemek için sosyal medyanın anavatanındaki güncel gelişmeleri takip etmek durumundayız. En güncel gelişme Kaliforniya'da. Bu tartışma somut olması adına önemli. Zira bir yasal düzenlemeden bahsediyor. Kaliforniya niçin önemli peki? Tüm sosyal medya şirketlerinin merkezi bu eyalette! Bu firmalara karşı davaları burada açabiliyorsunuz.

Vali Newsom 14 Eylül'deki açıklamasına şunları söylüyor: "Kaliforniyalıların, bu platformların kamusal söylemimizi nasıl etkilediğini bilmeleri gerekiyor ve bunun için her gün tükettiğimiz sosyal medya içeriğini şekillendiren politikaların şeffaflığı ve hesap verilebilirliğinin şeffaflaşmasına çok ihtiyaç duyuyoruz". Bu konu ile ilgili yasal düzenlemeyi hayata geçireceklerini belirlen Valilik Ofisinden yapılan açıklamada sosyal medya şirketlerinin nefret söylemi, dezenformasyon, komplo teorileri ve diğer tehlikeli içerikleri teşvik edip etmedikleri yönünde üzerlerine örttükleri "perdeyi aralamalıyız" deniyor. Yapılan şu tespit çok önemli: "Sosyal medya inanılmaz fırsatlar yarattı, aynı zamanda çocuklarımıza, savunmasız topluluklara ve bildiğimiz Amerikan demokrasisine yönelik gerçek ve yakın tehditler yarattı" (foxnews.com). Yine aynı tarihteki bir haberde; Twitter eski mühendisi Alex Roetter'ın Senatör Josh Hawley'nin "kullanıcı verilerine erişiyor muydunuz?" sorusuna verdiği "evet" cevabı yer alıyor. Yani bir hesap açıldığında, paylaşım yaptığında, sildiğinde, arama yaptığında bu veriler dahil olmak üzere kullanıcının kim olduğunun, kişisel verilerinin bilinmesi mümkün diyor Roetter (foxnews.com).

'Devletten beklenti'

Bu anlamda somut adımı Teksas atmıştı hatırlamak gerekirse. Büyük sosyal medya şirketlerinin kullanıcıların siyasi görüşlere dayalı yayınlarını yasaklamasını veya kaldırmasını yasaklayan bir yasal düzenlemeye gidilmişti. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi yasayı iptal etti. Bu konuda konuşan Teksas Başsavcısı Ken Paxton özetle şunları diyor: Sosyal medya platformları, dijital modern bir kamusal meydanın eşik bekçileri olduğu için kullanıcıları arasında tercih veya farklı muamele yapması kabul edilemez.

Bizim perdeyi aralamak istememiz, sosyal medyanın ve internet medyasının düzenlemesine kalkmamız "sansürcülük" olarak niteleniyor. En ufak bir düzenlemenin bile makul düzeyde tartışılmadığı, tartışılan içeriğin alternatifinin sunulmadığı bir yaklaşımla internetin meydana getirdiği karanlıkta yolumuzu aramaya çalışıyoruz. Oysa, internet tabanlı tüm medya faaliyetlerinin denetim altına alınması, kaydının tutulması, içeriklerin ve bilgilerin güvenli saklanıp saklanmadığının incelenmesi, kişisel verilerin yurt dışına taşınıp taşınmadığının kontrol edilmesi ve hatta bilgilerin ülkemizde saklanmasını istemenin egemenlik hakkımızın bir parçası olduğunu dikkatten kaçırıyoruz. Bir yandan "bilgi toplumu", "bilgi güçtür" sözleri ile ezberler ortaya koyup, bir yandan da bilginin ham hali olan verilerimizin nerede, nasıl, kim tarafından saklandığının bilinmesi, devletin bunları güvenceye alınması için atılan adımlara şiddetle karşı çıkıyoruz. En basitinden söyleyelim, size bir internet sitesinden hakaret edildi. Bu bir haber sitesi olsun. Karşınızda muhatap bulmak ve hukuki süreci bu minvalde yürütmek istemez misiniz? Size hakaret edildi bunun takibini yapıp failin kim olduğunu bilmek en doğal hakkınız değil mi? Yalan haber ile düşünce dünyamızı bozmak, birinden sebepsiz yere nefret etmemizi sağlamak, siyasal tercihlerimizi yalan haberin oluşturduğu algı ile yönlendirmek, insanlara kendi kamu düzenini dayatmak ve yargı yetkisini hiçe saymak ismi konmamış, gizli kalmış insan hakları ihlalleri bence. Ve en tehlikeli olan da bunların "ifade özgürlüğü" kapsamında sunulması.

Net söyleyelim şirketlerin ürettiği kurallar, hukukun kaynağı da olamaz! Hayatımızın kuralları da olamazlar. Şirketleri bu kendinden menkul üst yetkilerine dur denmeli ve sınırları, hatları belirgin bir alan çizilmeli. Çember daralmalı internet için. Bunu yaparken insan odaklı olunmalı ve temel haklara dokunulmamalı pek tabii. Yazımızı Meclis açılınca gündeme tekrar gündeme gelecek "Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklif" metninin gerekçe bölümünden bir alıntı ile bitirelim: "İnternet ortamının; ulusal sınır tanımayan olgusu, hızlı erişim ve geniş paylaşım kolaylığı sağlaması, dağınık, çok değişkenli ve dinamik küresel ağ yapısı nedeniyle... Sahte isim ve hesaplarla yasa dışı içerik oluşturup paylaşma, farklı siyasi düşüncedeki kişilere, herhangi bir alanda rakip olarak gördüklerine, farklı dinlere veya milletlere yönelik küfür, iftira veya hakaret etmek, karalamak ya da itibarsızlaştırmak, nefret ve ayrımcılığa zemin oluşturmak amacıyla kullanıldığı durumlarda... Kişilik hakları ihlal edilen bireyler, anayasal güvence altında olan haklarının korunması noktasında devletten beklenti içine girmektedirler." (Star Gazetesi)