08.02.2021, 10:44

Dünden bugüne

Çocukluğumu; tüm yokluklarına, yoksulluklarına ve herşeye rağmen özlüyorum. Çünkü doğallık, samimiyet, emek, mücadele, gerçek hayat vardı.   Elde olsa da  o günleri yine, yeniden yaşasam. Bugün hangisi yeterince var ? 

Köyümdeki çocukluk dönemimin en zahmetli, meşakkatli ve ona rağmen en güzel günleri, beyaz örtünün metreyi aşan  beyaz örtüsü ile okula gidiş geliş günleri idi. O günler gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor, burnumda özlemle tütüyor. Yokluğun, zorluğun, fukaralığın  kol gezdiği o günlerde okuldan, eğitimden ve o uğurda verdiğimiz mücadeleden aldığım keyfi unutmuyorum.

Köyde havalar soğuduğunda  okula gitmek hem zor hem de eğlenceliydi. Bir metreyi aşan kara rağmen okul ortamında, sınıfta, bahçede eğlenmek karın tadını çıkarmak çocuk ruhuyla eşsiz bir güzellikti. Okula gidip gelmek ise çileleliydi. Özellikle akşamları başlayıp gün boyunca yağan kar yolları kapatırdı. Buna rağmen dünyayı onunla tattığım anam, sabah kolayına ne gelirse onunla kahvaltımı hazırlardı. Ardından elde örülmüş yün çoraplarımı, sonra üzerine yama yapılmış çoraplarımı giydirirdi. Yumuşasın diye kaynar suda beklettiği şeker çuvalı bezinden diktiği iç çamaşırımı, sonra paçaları elde iğreneyle dikilmiş belden lastikli, dizlerlerden yamanmış olan pantolonumu ardından yırtık pırtık iki kazağımı giydirirdi. En üste de düğmeleri beyaz, siyah önlüğümü rengini kaybetmiş beyaz yakalığımı takardı.  Üşümeyeyim diye en üste halen ne olduğunu hatırlamadığım bir kıyafetle okula gitmek için beni hazır hale getirirdi. Ayağımda kara lastik ( Trabzon lastiği ) evden çıkardım. Ama ne mümkün ki gidesin.  Boyum kara  kapanıyordu. Çileli anam beni sırtına  alıp yola çıkıyorduk. Bembeyaz örtüyü anam  bedeniyle yara yara  bir buçuk kilometre yolu aşarak beni okula bırakıyordu. 

Okulumuzun müdürü ve öğretmenlerimiz sobaları yakar, sınıfları hazır hale getirirlerdi. Yakacak odunlar her bir öğrenci için velilerden istenirdi. İyi hatırlıyorum her öğrenci 16 yarma odun getirmek zorunda idi. Öğretmen odun getirin deyince eve vardığımda " anne öğretmen odun istiyor. " diye kafasının etini yerdim. Önce ben getirmeliydim. Annem benim adıma odunları yük yapıp okula getirirdi. Getirmeyenler de olurdu. Ama sorumluluk ben muhakkak getirmeliydim. Odunları okulda eşek denilen bir düzenekle hızarla bizler kesiyorduk. Öğretmenlerimiz bizlere; sorumluluk, iş yapma becerisi,  verilen görevi yerine getirme gibi kavramları  öğretiyordu.
 
Lastiklerin içinde ayaklarımız kar suyu ile haşır neşir oluyordu. O halde gidip sobada ısınarak üşümemiş gibi eğlenceli bir eğitim gününü geçiyorduk. Akşam üstü yine annem okula gelip ya arkasına alırdı beni ya da yolda sıkıntı yoksa arkasından takip edip eve gelirdim. Aslında olan anneme oluyordu. Evin işleri, yemek, çamaşır, ineneklerin ihtiyaçları vb. işlerinin yanında sabah akşam kar kış demeden beni okula getiriyor, sonrada akşama gelip alıyordu.

Ben çocuk halimle bıkmadan usanmadan bu süreci her gün yaşamaktan keyif alırken, çile anama kalıyordu. Büyüdük ve sonunda o günlerin bana neler kattığını, kazandırdığını idrak ettim, etmeye de devam ediyorum. Anneliğin kutsallığını, onlar yoksa yaşamın ve dünyanın kıymetsiz olduğunu kavradım. Çok basit anlattığım süreci ve günleri çok insan yaşamıştır. İyi ki yaşamışız... Çalışmadan, emek vermeden, zahmet görmeden, doğal hayatın içinden geçmeden elde edilenlerin değerli olmadığını anladık.O şartlar bugün olsa kendi çocuklarımın benzeri günlerin içinden geçmesi için gayret ederdim. Her şeyin değerini daha iyi anlasınlar diye... Yaşamın faziletini anlasınlar diye...

Biz anne babalar evlatlarımızı ne kadar doğayla iç içe yaşatabiliyoruz ? Ne kadar sorumluluk verebiyoruz ? Anne babanın kıymetini ve sevgisini ne kadar öğretebiliyoruz ? Hazır elde ettiklerinin değerini ve korumasını ne kadar öğretebiliyoruz ? Yokluktan varlığa ermenin şükrünü ne kadar öğretebiliyoruz ? 

Gerçekte çoğunlukla hiçbir şey öğretemedik, öğretemiyoruz. Biz çektik onlar çekmesin diyoruz. Bizim yoktu, onların herşeyi olsun diyoruz. Kimsenin çocuğundan aşağı kalmasınlar diye didinip duruyoruz. En iyi elbiseyi giysin, en iyi yemeği yesin, en iyi telefonu kullansın, en iyi ortamlara girip çıksınlar istiyoruz. Yani, hiç emek vermeden onlara tüm imkanları sunuyoruz. Sonunda herşeyi yapmamıza rağmen onlardan  istediğimiz hiçbir şeyi alamayıp nedere yanlış yaptık deyip ahlanıp vahlanıyoruz. Anne  babalar olarak istediğimizi alamamanın  ruhsal çöküntüsünü yaşıyoruz. 

Yaşananların sorumlusu kim? Tabiki ağırlıklı olarak biz anne babalar... Çünkü; evlatlarımıza varlığın kıymetini öğretemedik. Çalışma ve emek verme ile elde edilenlerin değerli olduğunu öğretemedik. Kıymet bilmeyi öğretemedik. Anne babaların onlara harcadığı emeğin ve çektikleri sıkıntıların ne anlama geldiğini öğretemedik. Sorumluluk bilincini veremedik, çalıştırmadık, yormadık, zorlukları göstermedik. Doğanın kucağına bırakamadık. Onlara yok demeyi beceremedik, ne istediyseler önlerine serdik. 

Neticede hiçbir şeyden memnun ve tatmin olmayan, anne babasına "istediğim herşeyi yapmak sizin göreviniz, yapmayacaktınız öyleyse dünyaya getirmeseydiniz"  diyen, ana baba değeri bilmeyen doğadan gerçek hayattan kopmuş sanal dünyanın esiri olmuş bir nesili kendi ellerimizle hep beraber yarattık. 

Eminim ki; herkes bu durumu görüyor ama iş işten geçti diyor. Ancak hiçbir şey geçmemiştir. Nereden başlanırsa ve yol alınırsa kârdır. O nedenle umutsuzluğa kapılmamak gerekir. Yeni anne babalara ve olacaklara duyrulur. Bir çok şeyi değiştirebilirsiniz.

 Sevgili anneler babalar !  Evlatlarınıza ve geleceğe  yeni bir yol aç,  fener ol, bir ışıkta sen yak.

Yorumlar (7)
cnyttrn 8 ay önce
mehmet hocam yüreğinize sağlık. öğrenciniz Cüneyt turan
Ahmet Agah 8 ay önce
Cümleler takır takır işlemiş lakin o cümlelerin hayattaki inkişafı ne müthiş. Dile kolay. Yaşadıklarınız şimdiki nesil için bir şey anlam ifade eder mi bilmiyorum lakin yaşadıklarımızın bazılarını bizlere hatırlattınız. Öncelikle kıymetli anneniz yaşıyorsa ellerinden öperim yok rahmeti Rahmana kavuşmuşsa peygamberimize komşu olsun dileklerimi iletmek isterim. O kar yığınlarını yara yara bir buçuk kilometre gitmek, bir annenin tüm zorluklar içinde evladına titreyişin örneğidir. Yeni nesil için hiçbir şey geç değil elbette. z kuşağı dediğimiz bu nesli kara lastik kuşağına ilhak etmek elbet mümkün değil ama insani değerleri kazandırma, onlara değer verildiğini aşılama noktasında bir şeyler yapılabilir.
Yüreğinize, kaleminize sağlık.
Ahmet Karakaş 8 ay önce
Çocukluğuma getirdiniz beni sayın yazar.
trs 8 ay önce
Gökyüzünde uçurttuğum uçurtmalarımı istiyorum.ağzınıza yüreğinize sağlık...
BİRDOST 8 ay önce
Hey gidi tütün sepetleri hey hakkı halen ödenemedi
Ömer Durmaz 8 ay önce
Sanki aynı dönemde yaşamışız gibi.
Kadir T.... 8 ay önce
O günlere selam olsun.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@