“… 17 Kasım 1914, yazdan kalma bir gün. Gökte para kadar bir bulut yok, masmavi… Evden aşağı Gavur meydanına inmiştim.

Babam bana 20 para harçlık verirdi. Annemde taşıdığım çıkının içine peynir ekmek koyardı.  Belediyenin kuzey doğusunda (şimdilerde cafe)  Selamet Oteli o zaman Posta, telgraf binasıydı.

Bu binanın yukarı kapısının önünde arkadaşlarım aşık oyunu oynuyorlar, bende seyrediyordum. Derken limandan bir insan seli yukarı doğru akmaya başladı! Ne oluyor ne var derken korkuyla mahalleye kaçmaya başladım. Şimdiki Yavuz Selim okulunun önüne geldiğimde bir top mermisi arka tarafta bir yere düştü. Trabzon’un topa tutulduğunu anladık. Mermi Cihan otelinin üzerine düşmüş, birkaç kişi de yaralanmıştı.  

Trabzon o zamanlar Osmanlı’nın en büyük merkezlerinden biriydi. Doğu Anadolu’nun, İran’ın kapısı durumundaydı. Askeri cephane deniz yoluyla buraya gelirdi. Bunun için Ruslar iki de bir burayı bombalardı. Şehir hemen her gün bombardımana tabi tutulurdu. Batum Trabzon’a 90 mildi. Buraya Batum’dan gelirdi Rus gemileri!”…

Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Hami  Nayır, o yılları anlatırken heyecanlanmıştı. Kendisiyle sohbet ettiğimizde 90’lı yaşlarda idi. Çok şey görmüş ve yaşamıştı. 
“1912 yılında Balkan savaşı gelip çattı. 5-6 yaşlarında idim.  Rahmetli babam bir gün eve elinde bir mavzer tüfeği, sırtında bir kaput ile gelmişti. Halbuki kendisi redif (yedek) askerdi. Savaşa girmiş çıkmış olanlar yedek asker olarak kalırlardı. Buna rağmen onu yeniden askere çağırmışlardı. Fakat sonradan nedense almadılar, kaputu ve silahı geri vermişti. O yıl Trabzon’da çok ağır bir kış olmuştu. 1 -2 metre kar yağmıştı. Herkes evlerinin damlarındaki karı küreme gayretinde idi.  Bir gün ağababam (dedesi) arkasında 5-6 kürekli adamla çıkageldi. Bahçe ile evin damı karla birleşmişti. Gelenler dama çıkıp karı küremiştiler.’’

Ahmet Efendi’nin Sibyan Mektebi

Hami Nayır ilkokul yıllarını anlatırken; ‘… Benim çocukluğumda, o yıllarda sıbyan okulları vardı. İskenderpaşa camisinin karşısında meşhur İskenderpaşa çeşmesi vardı. Sıbyan okulu o çeşmenin orada iki katlı binaydı. Alt katında tamirciler vardı. Üst katı sarıklı Ahmet Efendinin özel sıbyan okulu idi. Ayda 5 kuruş getirir, okuma bedelini öderdik. Taksim caddesinden eski mezarlığın yanından aşağı iner sıbyan mektebine giderdim. Sınıflar epeyce kalabalıktı. Önce hazırlık sınıfı, meşk dersleri verilirdi. Sonra 1, 2,3 ve 4 sınıflar vardı. Bina Ahmet Efendi’nin değildi.  Okulda 4-5 öğretmen vardı. Öğrenim daha çok din dersleri ağırlıklıydı. Matematik dersleri de görürdük… Ben 7 yaşında o okula gitmiştim. Yıl, 1914. Birinci dünya savaşının başladığı yıl. Okulda namaz kıldırma yoktu. Din bilgileri islamın kuralları verilirdi…

Okulda kadın hocalarımız da vardı.’….. 

Hami Nayır;  Sıbyan okulundan Gazipaşa ilkokuluna nakledildiğini anlattıktan sonra; ‘Gazipaşa Okulu o zaman askeri rüştiye idi. Orası resmi okuldu. Kale içinde bir okuldu. Orada okurken de bombardıman olurdu. Bombardıman sırasında dereye kaçardık. Bir gün babam, anneme ‘Erzurum Rusların eline düştü, yükte hafif pahada ağır ne varsa toplayın’ dedi.  Trabzon’un tehlikede olduğu belliydi. Annem çabuk çabuk bohçalar yaptı. Bir iki gün sonra mahallede komşularla yola koyulduk, muhacir oldu. Bir solukta Akçaabat’ın Zavana köyüne vardık.  Orada tanıdığımız Kamil Aga vardı. Onun evinde kaldık.  Giresun’a geldik. Giresun’da Necmi Terakki İlkokulu vardı. O okulun 2 yada 3. sınıfına kaydım yapıldı. O zamanki ilkokullar şimdiki ortaokullardan daha ağırdı. Çünkü branş dersleri vardı.  Matematik, coğrafya, ziraat dersleri görülürdü.  Her dersin ayrı bir hocası vardı. Okulda, coğrafya dersleri veren sakallı bir Cafer hocayı iyi hatırlıyorum. Harita çizimlerini gayet güzel yapardım. 

Giresun'da kıtlık 

Muhacirliğe çıktık kısa bir süre sonra Ruslar Trabzon’a geldi. Giresun’da iken kıtlık oldu.  Burada en çok fındık mahsulü vardı, mısır ziraatı çok azdı. Para var ama kıtlık da var. Fındık posasından yapılan ekmek yenmiyordu. Mehmet Reis vardı, Arefilboy mahallesinden peremeciydi. Yani dışarıdan gemiye yolcu getiren ve gemiden dışarıya yolcu götürendi. Babam onunla anlaştı. Onun kayığı ile Giresun’dan Samsun’a gittik. 

Samsun’da bolluk

Samsun bolluk içindeydi. Fırınlarda ekmek vardı. Babamın asıl işi kahvecilikti. Öncelerde Trabzon meydanında kıraathanesi vardı. Trabzon’dan Samsun’a gelen Yenicuma mahallesinden Hüseyin adında bir kasap arkadaşıyla ortak olup kasaplık yaptı. Ben de şimdiki adı Fazıl Kadı o zaman ki adı Kadı Dede Avlu ilkokuluna kayıt oldum. Kargir bir bina. İmtihanla 3. sınıfa aldılar.  İmtihanda sorulan bütün soruları bilince, birincilikle okula girdim. Samsun'da düzenimiz, yaşamımız iyi idi. Samsun’un eski belediye binasının üzerinde bir ev kiralıdık. Liman kuş bakışı önümüzde idi.  Derken Mondros mütarekesi imzalandı… Okumaya çok meraklıydım. Harp dergisi çıkardı o zamanlar. Cenap Şahabettin ile Süleyman Nazif’in yazıları, makaleleri vardı dergide. Askerlikle ilgili yazılar vardı. Fiyatı 5 kuruştu. Samsun Halk Kütüphanesine gider, dergiyi oradan alırdım. Harp dergisinde l. Dünya Savaşı ile ilgili bilgiler, resimler vardı. Yavuz ve Midilli’nin İmroz akınını orada okumuştum. 

İspanyol nezlesinden öldüler

O günlerde nezleye benzeyen salgın bir hastalık insanları kasıp kavuruyordu. Bu hastalığa İspanyol nezlesi diyorlardı. Annem, bu hastalıktan hayatını kaybetti. Çifte minare camisinin avlusunda hergün 60-70 cenaze kaldırılırdı. Kız kardeşim ile erkek kardeşim Cemil’i de bu hastalıktan kaybettik. Babaannem de onlara eklendi. Babam, annem ve kardeşlerim, babaannem ölünce kahretti. Kırım vapuruyla beni ve kardeşim Sami’yi alıp Giresun’a getirdi…

Trabzon harabeydi

Trabzon’da bir tek Rumların evleri ayakta idi. Har taraf harabeydi, yıkılmıştı. Sosyal hayat karma karışıktı. Rusların gelişinde Trabzon’u terk etmeyen Rumlar kentte idi. Daha sonra onlarda Trabzon’u terk etti! Trabzon’da o yıllarda çok ecnebi vardı. Nüfusun yarıya yakını ecnebiydi. Rum, Ermeni, Avrupalı, İranlı… Trabzon her yönüyle bölgenin merkeziydi. Düşünün Buhara’dan hacca gidecekler, karayoluyla Bayburt üzerinden Trabzon’a gelirler, Trabzon’dan gemilerle İstanbul'a, oradan da gemilerle Arabistan’a ulaşırlardı.  

Kunduracılar Caddesi, Semerciler, Balık pazarı esnafının çoğu Rumdu. Ticaret Rumların elinde idi.  Çömlekçi sahilinde ve Ganita'da denize girerdik. 

Boztepe'de bir ağaç yoktu

Boztepe tamamen çıplaktı. Bir ağaç bile yoktu! Adı üzerinde ‘boz tepe’… 1936 yılında 1. Umum Müfettişi Tahsin Uzer’in gayretiyle ve emriyle Boztepe ağaçlandırıldı.

Beşikdüzü Orman Başkatibi vardı. Onun anlattığına göre, Tahsin Uzer, ‘Boztepe mükemmel bir yer neden ağaçlandırılmasın’ demiş. Zamanın parasıyla 36 ya da 46 Bin Lira tahsisat getirmiş. Bir de yıllarını hapishanede geçirmiş insanları oradan alarak ağaç ocaklarını hazırlayıp çam fidanları diktirmiş…”

xxx

Hami Nayır ile çeyrek yüzyıl önce sohbet etmiştik. 1910’lu 20’li yılların Trabzon’unda aklında kalanları anlatmasını istemiştik. O anlatmış biz kayda almıştık. Bugün Haber61 takipçilerine, Hami Nayır’ın anlattıklarının bir bölümünü aktardım. 

22 Aralık 1914’de başlayan Sarıkamış Harekatı öncesi cepheye, silah mühimmat deniz yoluyla Trabzon’a geliyor ve Trabzon’dan at, katır, deve kervanlarıyla Erzurum’a gönderiliyordu. 17 Kasım 1914’de Trabzon Limanının ve kentin bombalanmasının nedeni bu sevkiyatı önlemek olmalı.