Bizler lisedeki öğrencilere bile tuvalete “teneffüste gitme” alışkanlığı kazandıramadık ama Alman ve Yeni Zelandalı araştırmacılar, ineklere tuvalet eğitimi vermeyi başarmışlar.

Kadınların grup hâlindeyken daha çekici oldukları kuramı, California Üniversitesinde bilimsel olarak kanıtlanmış.

Şurup dolu havuzda yüzmenin nasıl olduğunu araştıran bir başka bilim ekibi ise bunun suda yüzmekten farklı olmadığını ortaya koymuş…

Bunlar, “karıncaların, tuvaletlerini yuvalarında ayrı bir köşeye yaptıklarının tespiti” kadar ciddi çalışmalar.

Eloğlunun yaptığı gülmece nitelikli bilimsel çalışmalar da var. Harvard Üniversitesi, Nobel’in çakmasını düzenliyor. Birkaç kuruşla ödüllendirilen çalışmalardan bazıları şöyle:

Ağızda tutulan bir kalemin insanları mutlu ettiği tezinin doğru olmadığının kanıtlanması,

Kendilerine isim takılan ineklerin daha fazla süt verdiğinin saptanması,

Gübre böceklerinin yemek seçtiğinin belirlenmesi,

Bitkilerin de haysiyet sahibi olduklarının müzakere edilmesi…

Bizim YÖK Tez Merkezinde kayıtlı yüz binlerce ciddi çalışma var.

Gözüm muzipçe aranıp birkaç tez buluyor. Konular şöyle:

Türkiye'de tespih kullanımının toplumsal temelleri,

Gaziantep mutfağında dürüm kültürünün yeri,

Yaşlı yetişkin bireyler arasında akıllı saat kullanımının kabullenilmesi,

Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" romanındaki fiil ve sıfat-fiil grupları,

Trabzonspor A.Ş.de insan kaynakları yönetiminde işe alma ve ücretlendirme fonksiyonlarının incelenmesi…

Sosyal bilimler alanında bazen oluyor böyle. Laboratuvarda kurbağa kesecek halleri yok. Oysa müspet bilim başka bir şey. Nesnel deneyler yapıyorsun.

Trabzon’da yıllar önce bir öğretmenimiz okulda kimya deneyi yaparken bir şeylerin ölçüsü kaçıyor ve Hababam Sınıfı’ndaki gibi bir patlama oluyor. Ufak tefek yaralanmalar, bir miktar maddi zarar… Ertesi hafta öğretmenimiz başka bir sınıfın dersine giriyor. Çocuklar muzip ve coşkulu. Hep bir ağızdan tempo tutuyorlar:

“Bize de patlat! Bize de patlat!..”

Aynı başarıyı tekrar göstermek zor…

Marifet biraz da iltifata tabidir. Mesleğinin hakkını veren, ülkesi için canla başla çabalayan nice insanımız var. Bu değerleri tanıyıp takdir etmek için Nobel almaları gerekmiyor. KTÜ Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çolak bunlardan biri. Aralarında gen klonlama çalışmalarının da olduğu birçok TÜBİTAK projesinde görev almış. Bugün akademik çalışmalarının yanı sıra bir bilim insanı olarak Trabzon Teknokent’te danışmanlık hizmeti veriyor. KTÜ’de 2009 - 2013 arasında kurucu müdürlüğünü yaptığı petrol araştırma laboratuvarı, hâlihazırda (KTÜ-YUAM) 9 akaryakıt türünde inceleme ve denetleme hizmeti veriyor.

Dr. Ferudun Keskin de övgüyle bahsetmemiz gereken bir başka bilim insanı. Gençleri araştırmaya ve bilimsel etkinliklere yöneltmek amacıyla kentimizdeki okullarda seminerler düzenledi, öğrencilerle bilimsel çalışmalar yaptı. Yenilenebilir enerji projeleri üretti.

Onun, öğrencilerine söylediği bir sözü, şiar edinmek üzere buraya yazalım:

"Dostum, biz üniversiteyiz. Bizim görevimiz bu ülke için bir şeyler üretmek. Ben ders anlatıp çıkıp gidemem. Eğer üretim olmazsa bu görevi yapmamın bir anlamı yok…”