Turizmi konuşuyoruz. Yeni projeler açıklanıyor. Yeni destinasyonlar hazırlanıyor. Tanıtım filmleri çekiliyor. Milyonlarca lira harcanıyor.
Sonra bütün o emeği, bir masaya bırakılan hesap fişi birkaç dakikada yerle bir ediyor.
İşte asıl mesele de burada başlıyor.
Türkiye'de hayat zaten pahalı. Bunu artık söylemeye bile gerek yok. Vatandaş hesabını yapmadan markete giremiyor, restoranın kapısından içeri adım atmadan önce iki kez düşünüyor. Hal böyleyken Trabzon'da turizm sezonuyla birlikte ortaya çıkan bazı fiyatlar, "Bu kadar da olmaz" dedirtiyor.
Üstelik lüks işletmelerden bahsetmiyoruz.
Sıradan bir restoranda iki arkadaşınızla ya da misafirinizle oturup yemek yiyorsunuz. Masadan kalkarken cebinizden çıkan rakam 3 bin lirayı buluyor. Bir bardak çay, bir şişe su, bir tabak yemek... Bazı işletmelerin istediği ücretler artık maliyet hesabıyla açıklanabilecek seviyeyi çoktan geçmiş durumda.
Kimse esnaf zarar etsin demiyor.
Elbette kazanacak. Elbette maliyetini çıkaracak. Elbette emeğinin karşılığını alacak.
Ama fırsatçılık ile ticaret arasındaki çizgi de bu kadar silinmemeli.
Bir de işin turist...