Türkler,  kadim çağlardan beri diğer toplumlara göre demokrasi anlayışı bakımından daha ileri yapıya sahipti.

Orta Asya'daki süreçte liderlerin mutlak egemenliğe sahip olmaması ve yetkilerini sınırlayıcı unsurların varlığı Türk toplumunu demokratik açıdan daha özgür kılmıştır.

Törenin bağlayıcılığın toplumun tümünü kapsaması, liderlerin töreye mutlak itaati ve uygulacısı olması, Kurultay denilen meclisin her kesimi temsil etmesi, eşitlik, adalet, özgürlük gibi insan hak ve özgürlüklerinin tavizsiz uygulanması demokratik devlet ve toplum hayatının oluşumunda etkiliydi.

Zaman içinde demokrasi birikimi yurt edinilen Anadolu'ya taşındı ve yeni yurdun kültürel zenginliği Türk demokrasisini daha da geliştirdi. Sultanlık ve halifelik makamlarına rağmen hukuki, dini, idari, ilmi açıdan sınırlayıcı etkenlerle Türk demokrasisi gelişimine devam etti. Ta ki( 1879 ) Fransız Devrimine kadar.

Osmanlı Devleti Fransız Devriminin etkisi ile demokratik atılım ve dönüşüme ayak uydurmak mecburiyetinde kaldı. Avrupa'da Sanayi Devrimi ile gelişen devletleri etkisi altına alan demokratik akıma, Osmanlı Devleti de  kayıtsız kalamazdı ve kalmadı da.

Avrupa'nın etkisi olmamasına rağmen 2. Mahmut'un imzaladığı ( 1808 ) Senedi İttifak sözleşmesi padişahın yetkilerini sınırlandırıyordu. Ancak yinede padişah tek otoride durumunda olması nedeniyle demokrasiden söz edilemezdi.

Milliyetçilik rüzgar Balkanları etkisi altına almış. Sırp gayrimüslim azınlıkla başlayan ayrılıkçı hareketler, isyanlar ile devlet bütünlüğü tehdit altına girince,  Osmanlı halkının tümünü kapsayan ( 1839 ) Tanzimat Fermanı'nı yayınlanmıştı. Kanun üstünlüğüne dayanan, eşitliği esas olan demokratik hukuk devleti yolunda ilk adım atıldı.

Devlet, siyaset alanı dışında her alanda eşitlik anlayışını egemen kılan adımlar atmış ve Osmanlı vatandaşı kavramını oluşturmayı hedeflemişti. Böylece azınlıkların devlete olan bağlılığını artırarak devletin bütünlüğünü korunacaktı.  Diğer taraftan da batılı devletlerin, azınlıkları kullanarak içişlerine müdahale etmesini engelleyecekti. Ancak ulus devlet kavramının oluşturduğu rüzgar Osmanlı Devletinin attığı adımları boşa çıkardı. Milliyetçilik, ulus devlet demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi akımlar Osmanlıyı esir aldı.

Devlet, bu sefer azınlıkların isteklerine set çekmek ve batılı devletlerin baskısını kırmak için azınlıkların hak ve özgürlüklerini artıran ( 1856 ) Islahat Fermanı'na imza attı. Bunun yanında yerel yönetimlerde azınlıklara siyasi haklar tanıyarak ileri bir adım daha atmış oldu. Ancak dış baskılar ve iç siyasette yaşanan olumsuzluklar atılan adımları başarısız kıldı.

Devletin bütünlüğü, birlik ve beraberlik  adına bu sefer siyasi alanda yönetimsel düzenlemeye gidildi. ( 1876 ) 1. Meşrutiyetin ilanı ile halkın yönetime katılımını sağlamak amacıyla siyasal alanda yeni  açılım gerçekleştirildi. Osmanlı  ilk kez demokratik olmasa da ayırımsız olarak tüm erkeklere seçme seçilme hakkı tanıdı.

          

Parlamenter sisteme geçildi. Türk tarihinde Kanunu Esasi  ile ilk kez anayal süreç başladı. Yani   Meşrutiyet dönemi adıyla yarı demokratik döneme girilmiş oldu. Ancak 93 Harbi( Osmanlı-Rus Savaşı ) gerekçesiyle Meşruti dönem kısa sürdü. Verilen tüm haklar demokratik kazanımlar askıya alınmış ve istibdat dönemi adıyla tek adam dönemini başlamıştı.

Ülkede yaşanan iç baskılar demokratik talepler ve dış baskılar karşısında (1908)'de 2. Meşrutiyetin ilanı ile yeniden anayasal demokratik hukuk devleti düzenine geri dönüldü. İnsan hak ve özgürlükleri genişletilmişti. Yine Türk tarihinden bir ilk olan çok partili hayata geçilmiş ve millet iradesinin yönetimde etkisi artırılmıştı. Padişahın yetkileri tamamen sınırlandırılmış, demokrasi bayramı yaşanmıştı.

Tanzimat ile başlayıp Meşrutiyet ile sonlanan Osmanlı demokratik haklar  süreci, halkın mücadelesi ile kazanılan haklar silsilesi olmayıp yönetenlerin halka bahşettiği  haklardır. O nedenle yaşanan demokratik gelişmeler her defasında akamete uğramıştır. Buna rağmen başarısız olsa da Türk devletinin ilerideki demokratik altyapısı oluşmuş oldu. Süreç ( 1911 ) Trablusgarp Savaşı'nda ile ( 1918 ) 1. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar askıya alındı.

 ( 1919 )Kurtuluş Savaşı Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aziz millet çok büyük yokluk, yoksulluk ve zorluklar içerisinde başlattıkları yeniden diriliş hareketi, bir taraftan bağımsızlığı diğer taraftan milli iradeye dayalı demokratik düzen mücadelesini zafere ulaştırdı.

Bağımsızlık sonrası laik milli demokratik sosyal hukuk devleti oluşumu gereği yenileşme adımları atılmaya başladı. Saltanatın kaldırılması, Cumhuriyet'in ilanı ve halifeliğin ilga edilmesi ile demokratik yapının kurulması ve önünün açılmasına zemin hazırladı. Yapılan radikal inkılaplarla önemli derecede ilerlemeler sağlanırken, geçmişten gelen demokratik birikimler zoru kolaya çevirmeye başlamıştı.

1923- 30 yılları arasında yönetim ile halkın birlikte elde ettiği kazanımları ara ara baltalama girişimleri olsa da artık geri dönülmez bir yola girilmişti. Her ne olursa olsun daha iyi ve mutlu yaşamı engellemeye kalkan eylemler her defasında halkın aklı ve feraseti ile dumura uğratılmıştı.

Bu süreçte ittihatçı zihniyet, rejim karşıtı gruplar, yeniliğe karşı muhalifler, eski düzenden medet umanlar, irtica taraftarları Mustafa Kemal Atatürk ve ekibi tarafından tasfiye edilmiş ülkenin ve milletin önü çekilen setler kaldırılmıştı.

Ancak ( 1939-45 )2. Dünya Savaşı, demokrasi süreci yeniden sekteye uğradı. Savaş ortamı ve savaş ekonomisi özgürlüklerin ve hakların kısıtlanmasında etkili oldu. Lakin savaş sonrasında siyaset ve halk demokratik talepleri yeniden dillendirmeye başlamıştı. İktidar bu duruma kulak tıkayamazdı. Tüm direnmelere rağmen çok partili sisteme yeniden adım atıldı. Yeniden, " yeter söz milletindir." denilerek milli irade tecelli etmiş, yeni bir sayfa açılmiştı.

Ancak Türkiye'nin NATO'ya girişiyle ülke içinde oluşturulan Kontrgerilla yapılanması, ABD maşaları,Cunta oluşumları darbeler yaparak ve muhtıralar vererek Türk demokrasisini, milli iradeyi akamete uğratmak, devlet idaresinde kukla oluşturmak  istemişlerdir. Ancak her defasında milletin iradesi ve feraseti, dış patentli bu hain girişimlere dur demiştir.

27 Mayıslar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar ve son olarak 15 Temmuz hain darbe girişimi sadece milletin demokratik kazanımlarını yok etmek değil, devleti ele geçirme hamleleri idi.  Demokrasiden vazgeçmek istemeyen,  devletin birliğini ve bekasını içselleştiren bu aziz millet her defasında  hainlerin heveslerini kursaklarında bırakmıştır.

Tüm bu gelişmelerin arkasında dış unsurlar var ancak unutmayalım ki; içteki zaafiyetler, yanlış uygulamalar, devlet kurumlarının içten harap edilmesi, muktedirlerin basiretsiz yönetimleri, tarikat ve cemaat yapılarının üzerinde  devlet denetiminin yetersiz bırakılması, merdiven altı hukuksuz yapıların oluşumunun dikkate alınmaması, insanların dini duyguların suistimal edilmesi, liyakat esasının gözardı edilmesi, işin ehline bırakılmaması, camiye, kışlaya, okula siyasetin sirayet etmesi vardı.

Görünen o ki; Türk milletinin demokrasi yolundan başka yürüyeceği yolu yoktur. Millet iradesinden başka çıkar yolu yoktur.  Maalesef tüm yaşanmışlıklardan yeterli derecede ders çıkarılmamış görünüyor.

Şu da bilinmelidirki; halkın refah seviyesinin yükselmesi, demorasinin yaşanması ve yerleşmesi ile paralel ilerler. Ekonomik yapıların zayıfladığı toplumlarda demokratik bilinçte zayıflar. Onun için halkın ekonomik gelir düzeyinin yükseltilmesi hem yaşam kalitesini artıracak hem de demokrasinin yerleşmesi ve yaşanmasında önemli etken olacaktır. Ayrıca hukuk devleti anlayışın yerleştirilmesi hukuk üstünlüğünün eşit adil uygulanması demokrasinin gelişimini kolaylaştıracaktır.

Yaklaşık 200 yıla varan demokrasi serüveni yer yer sekteye uğrasada millet; yeri geldiğinde demokratik haklarına sahip çıkmış, elde ettiği kazanımları yaşatmak için canını feda ederek tüm yanlış yapanlara ve yapılanlara rağmen hem devletine hem milletine hem vatanına hem de demokratik kazanımlarına sahip çıkmasını bilmiştir. Anlaşılan o ki; artık ne olsa olsun  bu yoldan geri dönüş olmayacaktır.

Yeni yılla beraber laik,  milli, sosyal, demokratik hukuk devleti olma yolunda hem siyaseten hem toplumsal alanda yüz gülduren adımların atılması dileğiyle.....Yeni yılda herkese sağlık huzur mutluluk dilerim.