banner192

Erdoğan'dan Fransa'ya sert cevap

Gündemdeki birçok konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Başbakan Erdoğan, Türk milletinin Yeni Yılını kutlayarak şunları söyledi;"Bu Ulusa Sesleniş programı vesilesiyle, 2012 yılının, aziz milletimize, ülkemize, tüm insanlığa huzur, barış, bereket ve hayır

Erdoğan'dan Fransa'ya sert cevap

Gündemdeki birçok konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Başbakan Erdoğan, Türk milletinin Yeni Yılını kutlayarak şunları söyledi;

"Bu Ulusa Sesleniş programı vesilesiyle, 2012 yılının, aziz milletimize, ülkemize, tüm insanlığa huzur, barış, bereket ve hayırlar getirmesini Allah'tan temenni ediyorum. 2012 yılının, her bir vatandaşımız için, hayallerin gerçeğe dönüştüğü, ayrılıkların son bulduğu, küslüklerin, husumetlerin kaybolduğu, sağlık ve afiyet dolu bir yıl olmasını diliyorum. Aynı şekilde, 2012'nin, bölgemizde ve dünyamızda artık çatışmaların dindiği, savaşların sona erdiği, yoksulluğun eridiği ve barışın, muhabbetin, kucaklaşmanın egemen olduğu bir sene olmasını yürekten arzuluyorum. Bu Ulusa Sesleniş programı vesilesiyle, sizlere, siz aziz milletimize, vatandaşlarımıza olan bir vefa borcumu da burada dile getirmek istiyorum. Sizlerin de bildiği gibi, 26 Kasım'da bir operasyon geçirdim. Doktorlarımızın tavsiyeleri doğrultusunda bir süre istirahat ettim ve artık işimin başına döndüm, rutin programlarımızı yürütmeye başladım. Ameliyat ve sonrasında, telefon, telgraf, e posta yoluyla, bizzat evimin önüne gelerek veya sair şekillerde geçmiş olsun mesajlarını ileten tüm dostlarıma, kardeşlerime, vatandaşlarıma, milletime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Yurt dışından, komşu, dost, kardeş ülkelerden, o ülkelerin vatandaşlarından gelen sıhhat temennileri için ayrıca teşekkür ediyorum. Özellikle, bizlerden hayır dualarını eksik etmeyen, dualarıyla, temennileriyle, gönülden muhabbetleriyle bizlere samimi hissiyatlarını ileten herkese de aynı şekilde şükran ve minnet duygularımı ifade etmek istiyorum."

"2023 İÇİN HEDEFLEDİĞİMİZ 2 TRİLYON DOLAR MİLLİ GELİRE ULAŞACAĞIZ"
2012 yılı bütçesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan yoğun müzakerelerin ardından kabul edildiğini anımsatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hükümetlerimiz tarafından hazırlanan önceki 9 bütçe gibi, bu 10'uncu bütçemiz de, büyüyen, gelişen, bölgesinde ve dünyada ağırlığı her geçen gün artan bir Türkiye vizyonuyla hazırlandı. Yine bu bütçemizde, sosyal politikalar, sosyal yardımlar, eğitime, sağlığa, adalet ve emniyete yapılan yatırımlar öne çıkarıldı, sosyal boyutu yüksek bir bütçe hazırlandı. Şuraya dikkatinizi çekiyorum: Şu anda, bütün dünyada, özellikle de ABD gibi, Japonya gibi, Avrupa Birliği ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilerde, küresel krizin etkisiyle sosyal politikalarda ciddi kesintilere gidiliyor. Birçok ülke, memur maaşlarında, emekli maaşlarında kesintiye gidiyor ya da artış yapmıyor. Sağlık harcamaları, eğitim harcamaları, diğer sosyal harcamalarda bu ülkelerde artık ciddi oranlarda tasarruflar yapılıyor. Bu ülkelerde bütçe açıkları artıyor, işsizlik oranları yükseliyor ve kamunun borcu tarihi seviyelere çıkıyor. Yanı başımızda, Avrupa'da bunlar yaşanırken, biz, hiçbir kesintiye, kısıtlamaya gitmeden, tam tersine sosyal harcamaları artırarak yolumuza devam ediyoruz. Yine bu ülkelerde büyüme oranları yavaşlarken, Türkiye dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer almaya, oradaki konumunu muhafaza etmeye devam ediyor.

2011 yılının 3'üncü dönemine ilişkin büyüme oranları 12 Aralık tarihinde açıklandı. Dünyanın, Avrupa'nın, gelişmiş ekonomilerin ciddi darboğaz yaşadıkları bir süreçte, Türkiye ekonomisi 3'üncü çeyrekte yüzde 8,2 oranında büyüme kaydederek, dünyanın, Çin'den sonra en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. 2011 yılının ilk 9 ayındaki büyüme oranımız ise yüzde 9,6 olarak gerçekleşti. 2010 yılını, 735 milyar dolarlık bir milli gelirle kapatmıştık. Şu anda, geriye dönük 4 dönemlik toplam milli gelirimiz 793 milyar dolara ulaştı. Bu yılın son çeyreğindeki büyüme ile bu rakamın da üzerine çıkacağız. Yani milli gelir rakamında, kriz öncesi dönem olan 2008 seviyesini de aşarak, cumhuriyet tarihimizin yeni bir rekorunu daha elde ettik. İnşallah, bize ait olan bu rekorun üzerine yenilerini ekleyerek, milli gelirimizi her dönemde artırarak, 2023 için hedeflediğimiz 2 trilyon dolar milli gelire hep birlikte milletçe ulaşacağız."

"2,9 MİLYAR DOLARA KADAR İNDİRDİK, ŞU ANDA İSTESEK TAMAMEN SIFIRLARIZ"
Başbakan Erdoğan, büyümeyle birlikte sevindirici gelişmelere şahit oldukları bir başka alanın da işsizlik olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

"2011 yılı eylül döneminde işsizlik oranı yüzde 8,8 gibi gerçekten rekor bir seviyeye geriledi. Bu düşüşü de devam ettirecek, inşallah işsizliği de makul seviyelere düşüreceğiz. Milletçe hepimizi sevindiren bir başka gelişmeyi de burada sizlere açıklamak istiyorum. Şu anda, dünyanın birçok ülkesi, kamu borçlarını çevirmek amacıyla Uluslararası Para Fonu'ndan yüksek faizlerle kredi çekmek için sıraya girmiş durumda. Türkiye'de ise durum tam tersi. 2002 yılı sonunda, görevi devraldığımızda, önceki hükümetlerden 23,5 milyar dolarlık IMF borcunu devralmıştık. Bu borcu ödedik, ödedik ve şu anda, 2,9 milyar dolara kadar indirdik. IMF ile yeni stand-by anlaşması yapmadığımız gibi, borçlarımızı da artık tamamen kapatıyoruz. Şu anda istesek tamamen sıfırlarız. Fakat 2013 Nisanı'na kadar bu işin bir takvimi var, bu takvim içerisinde ödemeye devam edeceğiz. İkinci bir devraldığımız rakamı da açıklıyorum: 2002'de 27 buçuk milyar dolar olarak devraldığımız Merkez Bankası döviz rezervi de, şu anda 92 milyar dolar seviyesinde. Bunu da sizlere hatırlatmak istiyorum. Biz, tedbiri elden bırakmıyoruz. Dünyadaki, Avrupa'daki gelişmeleri çok yakından takip ediyor, popülizme tevessül etmeden, milletin ve ülkenin kaynaklarını büyük bir hassasiyetle koruyarak, gerektiğinde de cesaretle kararları alıp uygulayarak yolumuza devam ediyoruz. Yere sağlam basıyoruz vesselam."

"2011 YILINDA SADECE OCAK-KASIM DÖNEMİNDE, 2 MİLYON 72 BİN ADET BUZDOLABI SATIŞI GERÇEKLEŞTİ"
Erdoğan, ekonomideki iyileşmenin sokağa, çarşıya, pazara, günlük yaşama ne ölçüde yansıdığına dair birkaç örneği de vatandaşlarla paylaşmak istediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Küresel bir kriz ortamında dahi, Türkiye'de, esnafın, tüccarın, sanayicinin kullandığı kredi miktarı ciddi oranlarda artış kaydetti. 2010 yılının tamamında, ticari kredilerin toplam tutarı 224 milyar lira iken, bugün bu tutar 304 milyar liraya ulaştı. 2002 yılında Türkiye'de toplam 91 bin adet otomobil satılmıştı. 2010 yılında bu nereye ulaştı biliyor musunuz? 510 bin adet otomobil satıldı ve bu alanda bir rekor kırıldı. Yoksullaşan bir ülkede bu olabilir mi? Şu anda, aralık ayı satışları hariç, yani ilk 11 ayda, 504 bin adet otomobil satılmış durumda. Son bir örnek olarak da buzdolabı satışlarını aktarmak istiyorum: 2002 yılında, bir yıl içinde Türkiye'de 1 milyon 88 bin adet buzdolabı satılmıştı. 2011 yılında ise, dikkatinizi çekiyorum, sadece Ocak-Kasım döneminde, yani Aralık ayı hariç, 2 milyon 72 bin adet buzdolabı satışı gerçekleşti. İnşallah, aralık ayı satışları da belli olduğunda, tüm zamanlara ait yeni bir rekorun elde edildiğini hep birlikte göreceğiz. Bunlar, sizlere aktardığım sadece birkaç sembolik örnek. Ben eminim ki, sizler, ekonomideki gelişmeyi zaten çok daha yakından takip ediyorsunuz. 10 yıl öncesi yaptığınız harcamalarla bugün yaptığınız harcamaları kıyaslarsanız, inanıyorum ki kaydedilen farkı sizler de göreceksiniz."

"Bunları asla ve asla yeterli görmüyoruz. Bizim daha katedecek uzun bir yolumuz var. Daha yapacağımız çok iş, Türkiye'ye kazandıracağımız çok hizmet, milletimizi sevindirecek çok daha fazla rekorlarımız ve hedeflerimiz var" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"İnşallah, istikrarla, güvenle, birlik, dayanışma ve kardeşlik içinde tüm bu hedeflere, bu rekorlara da ulaşacak, Türkiye'yi çok daha farklı seviyelere ulaştıracağız. Türkiye'nin bu istikrarlı yürüyüşünü kesmek, engellemek ve yavaşlatmak isteyenlere de millet olarak asla fırsat vermeyeceğiz. Burada şu noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: Türkiye'nin son 9 yılda elde ettiği başarılar, rekorlar, tarihi seviyeler, istikrar, güven, huzur ve kardeşlik ortamının tabii bir neticesidir. Demokratikleşme alanında attığımız adımlar, dış politikadaki aktif tavrımız, içeride istikrarı, güveni, güvenliği, huzur ve kardeşliği pekiştirmek için gayretlerimiz Türkiye'yi bu noktalara taşımıştır. Şunu herkes bilmelidir ki, aktif dış politikadan, barışçı dış politika anlayışından vazgeçmek, geriye gitmek, hiç kuşkusuz Türkiye'yi, ekonomiyi, istikrar ve güveni geriye götürecektir. Aynı şekilde, demokratikleşme adımlarından, demokratik haklardan, özgürlüklerden geriye gitmek, reformları yavaşlatmak da Türkiye'yi geriye götürecek, milletimize haksızlık olacaktır."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Terörle mücadele, bizim dönemimizde, hak ve özgürlüklerle güvenlik arasındaki denge en hassas şekilde muhafaza edilerek yürütülmüştür ve yürütülmektedir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun verdiği güçle, yetkiyle, hukuksuzlukla mücadele etmek de bu milletin en tabii hakkıdır" dedi. Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, hükümet olarak, ne dış politikadaki barış odaklı tavırlarından ne de ülke içindeki demokratikleşme adımlarından asla taviz vermeyeceklerini, asla geri adım atmayacaklarını ifade etti.

"Dış politikada çözüm odaklı politikalardan, çözümsüzlük odaklı politikalara geçmek, biz biliyoruz ki kendi kendisine zarar vermek, kendi ayağına kurşun sıkmaktır" diyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: 'Aynı şekilde, demokratikleşme adımlarından ya da özgürlüklerden geri adım atmak da ülkeye, millete, en başta kendimize yapılmış aleni bir haksızlık olur. Bizden, böyle bir tavır, böyle bir yavaşlama, bir geri adım bekleyenler, 9 yıldır olduğu gibi bundan sonra da beyhude beklerler. Terörle mücadele, bizim dönemimizde, hak ve özgürlüklerle güvenlik arasındaki denge en hassas şekilde muhafaza edilerek yürütülmüştür ve yürütülmektedir. Hiç kimse, ama hiç kimse, keyfi olarak, hukuka aykırı şekilde gözaltına alınmıyor. Hukukun en temel ilkeleri hassas şekilde gözetiliyor, Anayasaya, yasalara, evrensel normlara uygun şekilde bir süreç işletiliyor. Güvenlik güçlerimiz şehit edilirken, belediye otobüslerinde masum kızlarımız yakılarak katledilirken, sokakta, çocuklarının gözü önünde anneler, annelerin karnında doğmamış bebekler şehit edilirken, hiç kimse bizden durup seyretmemizi bekleyemez. Devlete paralel örgütlenmeler, alternatif mahkemeler kurulurken, vergi adı altında haraç toplanırken, belediyelere, millete hizmet üretilmesi için gönderilen paralar terör örgütüne aktarılırken, hiç kimse bizden sessiz kalmamızı bekleyemez."

"ZİHİNLER BULANDIRILMAK İSTENİYOR"
"Terörün, yani eli kanlı katillerin propagandasını yapanlara, onların cinayet işlemelerini kolaylaştıranlara, onların daha fazla cinayet işleyebilmeleri için lojistik destek sağlayanlara karşı tepkisiz kalmamız beklenemez" değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğuna dikkati çekerek, hukukun verdiği güçle, yetkiyle, hukuksuzlukla mücadele etmenin, bu milletin en tabii hakkı olduğunu vurguladı. Belgelere, bilgilere, toplanan delillere bakmaksızın, iddiaları göz ardı ederek, daha sorgulama aşamasında, daha yargılama süreci tamamlanmadan, tutuklamaları, gözaltıları eleştirmenin, buradan demokrasi adına bir takım yorumlarda bulunmanın, adil olmadığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Adil olmadığı gibi insani de vicdani de değildir. Ne yazık ki bazı çevreler, bu ülkedeki her hadiseyi bir şekilde istismar için bir fırsat olarak değerlendirme yanlışı içindedir. Bu yanlışta da ısrar ediyorlar. Ne yazık ki, gençler, çocuklar, terörist cenazeleri; şehitlerimiz; annelerin, babaların hissiyatı; yargının tasarrufları, güvenlik güçlerinin operasyonları birer istismar aracı olarak kullanılıyor, zihinler bulandırılmak isteniyor. Biz bunlara asla fırsat tanımayacak, bunların istismarına da mahal oluşmaması için azami hassasiyetle yolumuza devam edeceğiz."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ne Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, ne dost ve kardeş halklara, hukuk dışı, insanlık dışı, haksız ve insafsız muameleye biz asla rıza göstermeyiz" dedi. Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan Ulusa Sesleniş programında yaptığı konuşmada, terörle mücadelede olduğu gibi dış politikalarında da bir farklılaşma, bir değişiklik, bir geriye gidişin asla söz konusu olmadığına işaret ederek, şunları söyledi:

"Biz yola çıkarken 'sıfır sorun' dedik. 'Komşularımızla, bölgemizle, tüm dünyayla, barış eksenli, çözüm eksenli politikalar geliştireceğiz' dedik. Hamdolsun bunu da başardık. Çözümsüzlüğü direten ülkeler karşısında da çözümü isteyen, çözüm için çabalayan ülke biz olduk. Birileri, eğer 'sıfır sorun' politikasını, tepkisizlik, suskunluk, gözü kapalı şekilde onaylamak olarak anlamışsa, açık söylüyorum, yanlış anlamıştır. Biz, her zaman yapıcı olduk ve yapıcı olmaya devam ediyoruz. Biz her zaman barış, uzlaşma ve iş birliği istedik, bu şekilde yolumuza devam ediyoruz. Ancak, gerektiğinde de haksızlığa, hukuksuzluğa, baskıya, zulme karşı sesimizi yükselttik, tepkimizi ortay koyduk, bu minval üzere yolumuzda ilerliyoruz. Ne Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, ne dost ve kardeş halklara, hukuk dışı, insanlık dışı, haksız ve insafsız muameleye biz asla rıza göstermeyiz. Bizim, Suriye ile ilgili hassasiyetimiz, altını çizerek ifade ediyorum, çıkar eksenli değil insanlık, kardeşlik eksenli bir hassasiyettir. Biz, tıpkı Mısır, Libya, Tunus, Fas, Cezayir, Lübnan, Yemen, Irak, Afganistan, İran, Suudi Arabistan, Bosna Hersek, Makedonya ve diğer nice ülkeyle ortak bir tarih ve ortak bir medeniyeti paylaştığımız gibi Suriye ile de ortak bir tarihi, ortak bir medeniyeti paylaşıyoruz."

"5 BİNİ AŞKIN VATANDAŞINI, KARDEŞİNİ ÖLDÜREN BİR YÖNETİM"
"Suriye'nin başkenti Şam'da bulunan, Hazreti Yahya'nın, Hazreti Zeynep'in, Hazreti Bilal Habeşi'nin, İbni Arabi'nin, Selahattin Eyyubi'nin, Anadolulu nice şehit neferin, nice şehit subayın mezarları, bizim ortak medeniyetimizin ortak emanetidir" diyen Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Suriye'nin tamamına yayılmış tarihi kaleler, türbeler, kervansaraylar, köprüler, çeşmeler, bizim kardeşliğimizin sembolleridir. Sınırlar, ülkeleri fiziken birbirinden ayırsa da kalpleri, gönülleri, halkları birbirinden ayırmaz. Hele hele, kardeşliğe asla ve asla sınır çizilemez. Suriye'de kardeşlerimize zulmedilmesi, sokak ortasında kardeşlerimizin katledilmesi karşısında hiç kimse bizden sessiz, tepkisiz kalmamızı bekleyemez. Düşünebiliyor musunuz şurada birkaç ay içerisinde 5 bin civarında burada insanımız, burada kardeşlerimiz öldürüldü. 9 yıl boyunca, bu duruma gelinmemesi için bizlerin bu hissiyatla Suriye yöneticilerine yaptığımız uyarılar maalesef dikkate alınmadı. Bize, reformlar konusunda söz verildiği halde, bu sözler tutulmadı. Maalesef, bu güven vermeyen tavır, bugün artık halkına zulmeden, kendi halkına ağır silahlarla ölüm yağdıran bir aleni zulüm halini aldı. İşte rakam verdim sizlere: 5 bini aşkın vatandaşını, kardeşini öldüren bir yönetim. Suriyeli kardeşlerimizin yanında olmaya, onların haklı mücadelesini, onların hak taleplerini, kardeşlik hukuku içinde savunmaya devam edeceğiz. Suriye'de, kendi halkına zulmeden yönetim yerini halkın idaresine bırakıncaya kadar da tepkimizi cesaretle ortaya koymayı sürdüreceğiz."

"SEÇİM KAZANMA UĞRUNA..."
Erdoğan, Irak'taki gelişmeleri de yakından takip ettiklerini vurgulayarak, "Irak'ta, mezhep farklılığı temelli bir ayrışmayı son derece tehlikeli buluyor, taraflara itidal çağrımızı en güçlü şekilde iletiyoruz. Irak'ta bir kardeş kavgasını, aynı kıbleye dönen insanların çatışmasını asla arzu etmeyiz, bunun olmaması için de gereken telkinleri yapıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, bir tarafta Şia, bir tarafta Sünni ve etnik yapıya baktığımız zaman Arabıyla, Kürdüyle bütün farklı zenginlikleri oluşturan bir yapı var" diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Fransa'da, Fransa Ulusal Meclisi'ne getirilen, oylanan ve kabul edilen bir yasa teklifinin, Türkiye'de son derece tabii ve haklı tepkilerine neden olduğunu anımsatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Tarihte yaşanmış, iki halk arasında, karşılıklı olarak yaşanmış acı hadiselerin, Fransa'da bir kez daha istismar edildiğine, çarpıtıldığına, iç politikaya malzeme yapıldığına şahit olduk. Üstelik tarihte yaşanmış hadiselerin, Türkiye'nin de son derece hassas olduğu bir mevzunun, altını çizerek söylüyorum

577 sandalyeli Fransa Ulusal Meclisi'nde, yüzde 10'u bile bulmayan bir katılımla oylanması ve karara bağlanması, meselenin ele alınışındaki ciddiyetsizliği ve ne denli sulandırılmış bir oylama olduğunu ortaya koyması bakımından çok önemlidir. Bakın biz her fırsatta, son derece samimi bir şekilde şunu söylüyoruz. Gelin diyoruz, 1915 yılında yaşanan hadiseleri, belgeler, arşivler, bilimsel araştırmalar ışığında konuşalım, tartışalım, aydınlatalım diyoruz. Biz bütün arşivlerimizi açıyoruz. Varsa Ermenistan da açsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da açsınlar ve hukukçuları, siyaset bilimcilerini, tarihçileri çalıştıralım ve bu belgeler üzerinde çalışsınlar, gerçeğe böyle ulaşalım. Bu tarihçilerin işi. Parlamentolarda hiçbir zaman tarih yazılmaz. Bu çağrımızı her zeminde, her platformda hem samimi, hem cesur şekilde dile getiriyoruz. Biz, tarihimizle yüzleşiriz ve yüzleşiyoruz da. Tarihimizdeki her olayın, her hadisenin enine boyuna araştırılmasını, incelenmesini, gerçeklerin açığa çıkmasını her fırsatta teşvik ediyoruz. Ancak tarihimizin, üçüncü ülkeler tarafından iç politika malzemesi yapılması, çarpıtılması, seçim kazanma uğruna istismar edilmesi karşısında da haklı ve hukuki tepkimizi de yine cesaretle ortaya koyuyoruz ve koyarız."

"BU MİLLET, AZİZ VE ASİL BİR MİLLETTİR"
"Hiç kimsenin, seçim kazanma uğruna, popülizm amaçlı olarak, Türkiye üzerinden istismar siyasetine girişmesini kabul edemeyiz" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Fransa'da alınan karar, Türkiye'ye yapılmış bir haksızlık ve yanlışlık olduğu kadar, bizzat Fransa'ya, bizzat, Fransa halkına da yapılmış bir yanlışlıktır ve haksızlıktır. Burada benim bu ifadelerim asla ve asla Fransız halkına değildir, tamamıyla Fransız yönetiminedir. Fransa Ulusal Meclisi, aldığı bu kararla Fransız İhtilali'nın, Fransa'nın, Avrupa'nın değerlerini ayaklar altına almış, ifade özgürlüğüne ağır darbe vurmuş, maalesef ırkçılık, ayrımcılık ve İslamofobia noktasında tarihe kara bir leke sürmüştür. Fransa Ulusal Meclisi'nin önünde, doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren, doğrudan doğruya Fransa Hükümetlerini ilgilendiren çok sayıda karanlık dosya bulunuyor. Örneğin Fransa, Ruanda'da yaşananları, orada 800 bin masum insanın ölümündeki rolünü henüz bütün boyutlarıyla aydınlığa kavuşturmuş değil. Fransa, Cezayir'de yaptığı soykırımın hesabını henüz vermiş değil. Açık açık ifade ediyorum. Fransa, 1915 olaylarında, kendi rolünü, kendi teşvik edici, kışkırtıcı tavrını; çetelere sağladığı lojistik desteği sorgulamış değil. Ruanda'da, Cezayir'de, Afrika'nın kaynaklarının talan edilmesinde başrol oynayan Fransa Hükümetleri, aynı şekilde, 1915 hadiselerinde de başrol oynamıştır. Bunlar, bizim arşivlerimizde, bizim arşiv belgelerimizde çok açık şekilde kaydedilmiştir. Dönemin Fransa büyükelçisinin, konsoloslarının, viskonsoloslarının, Van'ın, Muş'un, Erzurum'un dağlarında, her türlü yöntemle kışkırtmalar yaptıkları tek tek belgelerle kayıt altına alınmıştır ve arşivlerde de bulunmaktadır. Biz devlet olarak, millet olarak, bu tür oldu bittilere, bu tür art niyetli ve ayrımcı tavırlara karşı asla boynumuzu bükmeyiz. Türkiye büyük bir devlettir, bu millet, aziz ve asil bir millettir. Bize, tarihimize, bizim değerlerimize karşı, seçim kazanma hırsıyla yapılmış bu basit ve gayri ciddi girişimlere, biz kararlılıkla ve ciddiyetle karşı dururuz ve duruyoruz."

"DEŞİFRE EDECEĞİZ"
Fransa'da alınan bu kararın ertesinde, Türkiye'nin de bazı kararları açıkladığını ve uygulamaya başladığını anınmsatan Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yasa teklifinin Fransa'daki seyrine göre, biz de önlemlerimizi etap etap açıklayacak ve kararlılıkla da uygulayacağız. Biz hiçbir şeyin üzerini örtme niyetinde değiliz. Biz, tarihin aydınlatılmasına değil, tarihin çarpıtılmasına karşıyız. Parlamentolarda alınan her karar, tarihin aydınlatılmasını geciktirecek, 1915 olaylarının iç yüzünün ortaya çıkmasına, bu hadiselerin bilimsel şekilde tartışılmasına engel teşkil edecektir. Türkiye olarak, Hükümet olarak, bu kampanyaları, bu haksız itham ve iddiaları tek tek takip ediyor, diplomatik girişimlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz. Aynı şekilde, biz, bilimsel çalışmaları da teşvik ediyor, tarihi çarpıtanlara karşı; belgelerle, delillerle cevap veriyoruz. Bu yöndeki girişimlerimizi de artık yoğunlaştırarak sürdüreceğiz. Fransa Cumhurbaşkanı ve Ulusal Meclis'teki kararı alan milletvekillerinin ırkçı, ayrımcı, Türkiye ve İslam karşıtı tavırlarını, her zeminde, her platformda dile getireceğiz. 1915 olaylarını aydınlatmak için çaba harcadığımız kadar, bu hadiseleri istismar edenleri, bu hadiseler üzerinden politik çıkar sağlamaya çalışanları da cesaretle deşifre edeceğiz. Bu tür girişimler, Türkiye'nin büyümesini, bölgesinde, dünyada, medeniyetleri kucaklaştıran, barışı güçlü şekilde savunan bir ülke olarak ilerlemesini asla engelleyemeyecektir."

"KARDEŞLİK, HUZUR, REFAH İÇİNDE BİR YIL GEÇİRMENİZİ DİLİYORUM"
2011 yılının, hüzünleriyle, sevinçleriyle geride kaldığını belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"2011 yılı, yaşadığımız afetlerden ki özellikle Van'da kaybettiğimiz kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, yaralı kardeşlerimize şifalar diliyorum ve verilen sözler inşallah aynen yerine gelecektir, yoğun bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Tabii, bütün bu acı hadiselerden, tatsız olaylardan ziyade, başarılarla, sevinçlerle, mutlulukla anılan, inşallah bir yıl olsun diliyoruz. 2012'nin, bu yıldan daha da iyi bir yıl olmasını, 365 gün boyunca sevincin, sağlık ve afiyetin egemen olduğu bir sene olmasını samimiyetle arzuluyoruz. Sözlerine son verirken, sizlere bugünlük veda ederken, yeni yılda her şeyin gönlünüzce olmasını Allah'tan temenni ediyorum. Sağlıkla, mutlulukla, bolluk ve bereketle, kardeşlik, huzur, refah içinde bir yıl geçirmenizi diliyorum. Hepinizi Allah'a emanet ediyor, yeniden buluşmak, yeniden dertleşmek arzusuyla sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum."


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hasere - 5 yıl önce
Sayın Başbakanımız hükümetin ve devletin yaptıkları gruur verici. Takii Emekli millet vekillernin maaşlarına %50 zam yapana kadar.Avrupa daki devletlkeri örnek verirken galiba meclis deki beyler ağır bastığının farkında olmadınız. Askari ücrete yapmayı planladığınız oranla millet vekillerine verdiğiniz zammı karşılaştrırısanız. Halk da mutlu oılur. Millei temsil edenler bir şekilde geleceğini zaten kurtarmış durumda. Saygılar