banner192

"Türkiye'de hükumet sisteminin tartışılması gerekiyor"

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanvekili Prof. Dr. Yavuz Atar, "Başkanlık sisteminde yürütmeyi de yasamayı da Meclis'i de doğrudan doğruya halk belirler, yasamanın içinden çıkmaz yürütme. Gerçek kuvvetler ayrılığı başkanlık sisteminde vardır" dedi.   Prof


Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanvekili Prof. Dr. Yavuz Atar, "Başkanlık sisteminde yürütmeyi de yasamayı da Meclis'i de doğrudan doğruya halk belirler, yasamanın içinden çıkmaz yürütme. Gerçek kuvvetler ayrılığı başkanlık sisteminde vardır" dedi.
 
Prof. Dr. Atar, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Prof. Dr. Osman Turan Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen, "Türkiye'nin Hükümet Sistemi Arayışı ve Başkanlık Modeli" konulu paneldeki konuşmasında, 7 Haziran seçimleri sonrası hükümet kurmak için çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, bu çalışmalarda partilerin uzlaşamadığını ve ülkenin 1 Kasım'a kadar geçici hükümet ile yönetildiğini anımsattı.
 
Birçok Avrupa ülkesinde koalisyon hükümetlerinin başarılı şekilde yürütüldüğünü ancak partilerin görüş farkları sebebiyle Türkiye'de bunun mümkün olmadığını ifade eden Atar, koalisyon sebebiyle 2000'li yıllarda yaşanan krizler yüzünden borsa, ekonomi ve bağlı her şeyin altüst olduğunu ve Türkiye'nin çok şey kaybettiğini anlattı.
 
 
Atar, Türkiye'de koalisyonların kurulamadığını, kurulsa da başarılı olamadığını ve etkili politikalar yürütülemediğini vurgulayarak, eğer 1 Kasım'da da tek başına bir hükümet kurulamamış olsaydı, Türkiye'nin geçmişteki hükümet krizlerine benzer şeyler yaşayacağını söyledi.
 
Türkiye'nin siyasi ve coğrafi konumu dolayısıyla mutlaka kendi içinde güçlü hükümete, istikrarlı bir siyasi sisteme ve güçlü ekonomiye, orduya sahip olması gerektiğini ifade eden Atar, "ABD ve Rusya bile geldiler Türkiye'ye karşı ittifak oluşturdular. Zaten çevremiz savaş alanı. Biz ülkemizde güçlü bir yönetim sistemini oluşturmadığımız sürece bizim ne dış politikamızdaki konularda ne de ekonomik konularda başarılı olmamız mümkündür. Türkiye'nin güçlü şekilde ayakta durabilmesi için her şeyden önce istikrara ihtiyacı vardır. Bunun için de yönetim konusunda ya güçlü bir tek parti iktidarı ya da başkanlık sistemi benzeri bir modelin olması gerekiyor" diye konuştu.
 
Atar, parlamenter sistemde güçlü tek parti iktidarının her zaman garanti olmadığını her an partilerin oy sayıları ve seçmen eğilimlerinin değişebildiğini ve istikrarlı hükümetlerin olmayabileceğini dile getirerek, Türkiye'nin parlamenter sisteme mahkum olmadan başka bir arayış içinde olabileceğini kaydetti.
 
20160307_2_14633345_6083336_web.jpg
 
Demokrasilerde hükümet sistemleri, başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemi uygulanabildiğini ifade eden Atar, şöyle devam etti:
 
"Hükümet sistemi dediğimiz konu asla bir rejim tartışması değildir. Rejim demek bir ülke demokrasi mi yoksa totaliter, otoriter bir rejim midir?. Rejim tartışması budur. Oysa hükumet modeli dediğimiz sistem yasama ve yürütmenin yapısı, oluşumu ve yetki paylaşımı ile ilgili bir mekanizmadır. O bakımdan  hükumet sistemini tartışırken 'Türkiye'nin parlamenter sistemini niye değiştiriyoruz' gibi yaklaşım doğru değildir. Maalesef Türkiye'de hükumet sistemi meselesi bugüne kadar doğru tartışılamamıştır. O kadar kötü niyetli yaklaşımlar oluyor ki siyasetçiler, hukuk öğretim üyeleri, siyaset bilimi öğretim üyeleri Türkiye için parlamenter sistemin neredeyse vazgeçilmez bir rejim meselesi olduğunu, dolayısıyla başkanlık sistemini gündeme getirmenin demokrasi ile çelişeceği gibi aslında hukuk ve siyaset bilimi teorisi ile bağdaşmayan bir görüşü ortaya atabiliyorlar, çok vahim bir şey."  
 
20160307_2_14633345_6083337_web.jpg 
 
Atar, Amerika'da başkanlık, Fransa'da yarı başkanlık sistemi uygulandığını, dünyada bu sistemin çok değişik versiyonlarının bulunduğunu söyleyerek,şunları ifade etti:
 
"Bu ülkeler demokrasi değil mi diye sorduğunuzda 'Türkiye'nin şartları değişik, burada başarı olmaz' deniliyor. Parlamenter sistemde başarılı olmuyor. Demek ki bu ön yargıyı kırmamız lazım. Bizim rahat şekilde hem demokratik ülkelerde uygulanan hem de Türkiye'de işleyebileceğini düşündüğümüz bir hükumet modeli üzerinde kafa yormamız lazım. 'Parlamenter sistem bizim 150 yıllık geleneğimizdir, bundan vazgeçemeyiz' diye de bir yaklaşım var. 150 yıllık gelenek denilen şey aslında sadece bir yanılgıdan ibarettir. İkinci meşrutiyetten itibaren Türkiye'de parlamenter sisteme bir modelin giderek dönüşerek bugüne uygulandığı söyleniyor. Zaten Osmanlı döneminde Anayasa yapıldı 30 sene uygulanmadı. Sonra savaşlara girdik Osmanlı sona erdi, cumhuriyete geçtik, tek parti yönetimi 1950'ye kadar. Bu tarihten günümüze kadar 66 yıl var. Bunun üçte ikisi demokratik seçimlerle geçti geri kalan kısmı darbe dönemleri veya askeri vesayetin çok etkili şekilde ülkede söz sahibi olduğu dönemlerdir. Geriye kalan demokratik döneminde ancak yarısı istikralı şekilde yönetilebilmiştir."
 
20160307_2_14633345_6083338_web.jpg
 
TÜRKİYE'DE HÜKÜMET SİSTEMİNİN TARTIŞILMASI GEREKİYOR
 
İstikralı dönem dışında Türkiye'nin iç tartışmalar ve siyasi belirsizlikler yüzünden sürekli vakit kaybettiğini anlatan Atar, "Hükumet sistemini Türkiye'nin tartışması gerekiyor. Yeni bir Anayasanın yapılması da bir zarurettir. Yeni Anayasa yapılırken elbette hükumet sistemini mutlaka gözden geçirmemiz ve Türkiye'ye daha uygun bir modeli geliştirerek kabul etme mecburiyetimiz var" değerlendirmesinde bulundu.
 
Atar, parlamenter sistemde gerçekte kuvvetler ayrılığının olmadığını, yasama-yürütmenin bir bütün oluşturduğunu, yargının ayrı olduğunu yasama ile yürütme arasında ve hukuken olmasına rağmen gerçekte kuvvetler ayrılığının bulunmadığını ifade ederek, "Başkanlık sisteminde yürütmeyi de yasamayı da Meclis'i de doğrudan doğruya halk belirler, yasamanın içinden çıkmaz yürütme. Vazifeleri çok net şekilde Anayasa'da taksim edilmiştir, yetkileri bellidir, parlamento gerçek anlamda bağımsızdır ve kendi gündemine hakimdir, hiçbir şekilde yürütmenin parlamento çalışmalarını domine etmesi, yürütmenin inisiyatifi olmadan parlamentonun çalışamaz hale gelmesi mümkün değildir. Gerçek kuvvetler ayrılığı başkanlık sisteminde vardır" diye konuştu.
 
Türkiye'de sıradan vatandaş anlamadan başkanlık sisteminin gelmesinin mümkün olmadığını kaydeden Atar, şunları kaydetti:
 
"Başkanlık sistemi adı başkanlık ama aslında parlamentoyu güçlendirmek demektir. Tam ismi gerçek olan arasında bir zıtlık var. Aslında parlamenter sistem başkanlık sistemine denilmesi gerekirken adı başkanlık sistemi. Amerikalılar buna kongre hükumeti diyorlar çünkü parlamento çok güçlü. Başkanın yetkileri aslında alabildiğine zayıf. O yüzden aslında 'başkanlık gelecek, diktatörlük olacak, yetkiler başkanda toplanacak, Meclis ikinci plana düşecek, parlamento kalkacak' gibi yaklaşımların hepsi yanılgı, yanıltıcı fikirlerdir. Başkanlık sisteminde gerçek anlamda kuvvetler ayrılığı, kendi gündemine sahip güçlü bir parlamento ve yürütme istikrarı var. Başkanlık sisteminde halk başkanı seçiyor, o bakanları atıyor. Meclis'ten çıkmayacak bakanlar, güvenoyu, hükumetin düşmesi yok, koalisyon yok. Vatandaş başkanı seçiyor ve yürütmeden o sorumlu. Yasamadan da Meclis sorumlu. Ülkenin ihtiyaç duyduğu kanunları Meclis yapar başkan da icra olarak bunu uygular."
 
20160307_2_14633345_6083339_web.jpg
 
Prof. Dr. Atar, dünyanın birçok yerinde başkanlık sistemi modelleri olduğunu, tek örneğin Amerika modeli olmadığına, Türkiye'de bir model oluştururken dünyanın bu tecrübelerinden yararlanılması gerektiğine işaret ederek, başkanlık sistemi ile federalizminde birbiriyle özdeş olmadığın vurguladı.
 
Atar, Türkiye'nin kendine özgü, Türk tipi bir başkanlık sistemi geliştirebileceğini de sözlerine ekledi. 
 
Panele, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Alkan ile KTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez konuşmacı olarak katıldı.
 
Paneli, KTÜ Rektörü Prof. Dr. Süleyman Baykal, akademisyenler, üniversite öğrencileri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de izledi.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.