banner192

Tevhit Selam Kudüs Ordusu hedefindeki Trabzonlular

Haber61.net - Haber Merkezi - Türkiye'nin çeşitli illerinde emniyet müdürlüklerinde yapılan operasyonlar her geçen gün farklı bir boyut kazanırken şimdide başka bir iddia ortaya adıldı. İddiaya göre; “Tevhit Selam Kudüs Ordusu” adı altında faaliyet göster

Tevhit Selam Kudüs Ordusu hedefindeki Trabzonlular

Haber61.net - Haber Merkezi - Türkiye'nin çeşitli illerinde emniyet müdürlüklerinde yapılan operasyonlar her geçen gün farklı bir boyut kazanırken şimdide başka bir iddia ortaya adıldı. İddiaya göre; “Tevhit Selam Kudüs Ordusu” adı altında faaliyet gösteren emniyetteki yapılanma çeşitli nedenler ile 242 kişiyi göz altına almaya hazırlandığı öğrenildi.

HAYDAR BAŞ'A GÖZALTI

Göz Altına alınmak istenen kişiler arasında bürokrat ve gazeteciler yanı sıra çok sayıda iş adamının da olduğu dikkatlerden kaçmadı. Liste içerisinde Trabzon'da iki isminde olduğu da gözlemlendi. “Tevhit Selam Kudüs Ordusu” son dönemlerde açıklamalarında Gülen hareketini hedef alan açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş'ı göz altına almaya hazırlandığı belirlendi.

MEKTUP YAZDI BAŞI DERDE GİRDİ

Trabzonlu siyasetçi bir süre önce Fethullah Gülen'e bir mektup yazarak bazı hususlar hakkında duymuş olduğu rahatsızlığı dile getirmişti. “Tevhit Selam Kudüs Ordusu” bu mektup nedeni ile Baş'ı listeye gözaltı listesine koyduğu öğrenildi. Mektup'un içeriğinde ise Gülen'e Papayı ziyaretinde kullandığı ifadeler bulunmakta.

TRABZONLU GAZETECİDE VAR

Gözaltı listesindeki bir diğer isim ise; Medyaşafak yayın yönetmeni Ozan Kemal Sarıalioğlu olduğu öğrenildi. Son dönemlerde Medyaşafak haber merkezide Gülen hareketine yönelik yapmış olduğu haberler nedeni ile “Tevhit Selam Kudüs Ordusu” hedefi haline gelmesine neden oldu.  Trabzonlu olan Sarıalioğlu, gözaltına alınmaktan son anda kurtuldu.

Aynı örgüt daha önce dinlediği 7 Bin kişi arasında Trabzon'da  yaşayan bazı siyasi ve iş adamları da bulunuyordu. Dinleneler arasında AK Parti İl Başkanı Adnan Günnar, Büyükşehir Belediye Bakan Danışmanı Mustafa Akkaya, Trabzon Belediye Başkanlığı, Dönemin Trabzon Emniyet Şube Müdürü Bülent Aral, Trabzon Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli Vahap Demirdağ, Trabzon Valiliği Halka İlişkiler Müdürü Salih Özkan, Trabzon Bölge İdare Mahkemesinde Görevli Ulvi Bacıoğlu, Erzincan Polis Özel Hareket Grup Amirliğinde Görevli Recep Başaran, Trabzon Asayiş Büro Amirliğinde Görevli  Saldıray Yüzgeçoğlu isimleri yer alıyordu. Bu isimlerin bu örgüt tarafından göz altına alınım alınmayacağı ise bilinmiyordu.

Yurt genelinde göz altına alınacak diğer isimler şöyle;

[PAGE]

1- Nureddin Şirin / Selam Gazetesi eski Yazarı

2- Adem Yerlikaya

3- Ali Akbulut

4- Nedim Erdoğan

5- Fatemeh Rezaei

6- İsa Eren

7- Hüseyin Avni Yazıcıoğlu

8- Bilgehan Ahmet Arslan

9- Ömer Faruk Kaya

10- Sadettin Budak

11- Tuncay Yıldırım

12- Seccad Yazıcıoğlu

13- Ahmet Yazıcıoğlu

16- Muammer Eker

17- Musa Can

18- Özcan Balcı

19- İbrahim Baysan

20- Bekir Erdoğan

21- Celalettin Yurtoğlu

22- Engin Bilgin

23- Selma Bilgin

24- Mustafa İslamoğlu – Yazar

25- Oktay Albayrak

26- Amir Moradian

27- Hüseyin Avcı

28- Kadim Toptaş

29- İsmail Karakoç

30- Kenan Özdil

31- Gökhan Şasi

32- Hasan Benli

33- Kenan Aktaş

34- Ednan Güzeldere

35- Cemalettin Yılmaz

36- Selçuk Çetin

37- Abdülvahit Şimşek

38- Hamed Habıbı Hafzabad

39- Kemal Kemahlı

40- Hasan Kanatlı

41- Sıamak Mazloumravasan

42- Üzeyir Yiğit

43- Oğuz Çayan

44- X Şahıs

45- Ahmet Boyraz

46- Kamile Yazıcıoğlu

47- Haldun Demir

48- Ahmet Köroğlu

49- Erol Ünaldı

50- Hayrettin Çakmak

51- Mehmet Zafer Alsaç

52- Yüksel Akgül

53- Fazlı Korkut

54- Hayrettin Demircan

55- Mehmet Aycı

56- Seracettin Karayağız / 23. Dönem AK Parti Milletvekili

57- Şeref Şensöz

58- Mehmet Duman

59- Yücel Serdar

60- Hasan Demiral

61- Halis Dalkılıç

62- Kadir Akaras

63- Ali Hassan Salami

64- Volkan Çelik

65- Bilal Coşkun

66- Hasan Şabani

67- Naser Ghafari

68- Adnan İnanç

69- Haydar Armağan

70- Ata Şenlikci

71- Nurkan Yağız

72- Rahmi Onurşan

73- Kenan Çamurcu- Yazar

74- Abdulkadir Yiğit

75- Musa Aydın

76- Mustafa Aydın

77- Yasin Aydın

78- Veysi Döğer

79- Mustafa Fevzi Işık

80- Mehmet Şahin

81- Ali Gümüş

82- Fevzi Ketencioğlu

83- Tuncay Demirhan

84- Zeynettin Kasımoğlu

85- Süleyman Arslantaş

86- Metin Keskin

87- Duran Özdemir

88- Zahid Şükrü Eker

89- Mehmet Akif Eker

90- Musa Kulaklıkaya

91- Bayram Sinkaya

92- Yılmaz Kadıoğlu

93- Yılmaz Ensaroğlu – SETA Ankara Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü

94- Halil Güneş

95- Rasoul Abdoullahi

96- Mahmut Aydın

97- Ali Duman

98- Kemal Öztürk – Anadolu Ajansı Genel Müdürü

99- Hasan Kılıç

100- Kemal Cesur

121- Seyed Asghar Seyedtorabi

122- Hamid Nosrati (Nostar)

123- Habibullah Haydari

124- Nergiz Ad/Kod

125- Aydın Koral

126- Hürriyet Varol

127- Haydar Baş – Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı

128- Muhiddin Fuat Şengül

129- Serkan Güçlü

130- Hüseyin Cahit Cengiz

131- Fikriye Yiğit

132- Rıdvan Murat Altun

133- Furkan Torlak – Numan Kurtulmuş"un özel kalemi

134- Özgür Gök

135- Çetin Akyüz

136- Sefer Tayfun

137- Yusuf Tazegün

138- Rahim Bazdar

139- Mehmet Öztürk

140- Mehmet Emin Üzümcü

141- Fatih Sabuncu

142- Mehmet Akif Ersoy – Gazeteci

143- Ali Kıasat Far

144- Kamil Kayalı

145- Erol Dilaver

146- Hakan Çelik

147- Enes Günaydın

148- Yasir Dumlupınar – Avukat

149- Hossein Moghtaderi

150- Fehmi Bülent Yıldırım – İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı

151- Seyed Ali Ekber Mirvakili

152- Burhan Kavuncu – Yeryüzü Dergisi sahibi

153- Estergon Türk Kültür Merkezi (ANKARA)

154- Eren Erdem

155- Rahime Bazdar Selman

156- Yasin Çelikten

157- Halim Kurt

158- Musa Koca

159- Ali Akbar Waly

160- Abdullah Gökoğlan

161- Tarık Kaylan

162- Fatih Er – Gazeteci

163- Hüseyin Alagöz- Alevi dedesi

164- İraj Najafi

165- Naim Ata

166- Ziya Türkyılmaz

167- Nadir Ersoy

168- Mehdi Sasany Aghdam

169- Abdullah Oğuz Koca

170- Sadık Gökgöz – Yazar

171- Uğur Aktaş

172- Ozan Kemal Sarıalioğlu –Medyaşafak yayın yönetmeni

173- Mehti Birdal

174- Ali Mandi Nejat Mamaghanı

175- Yusuf Şanlı

176- Şükrü Polat

177- Saliha Ziya

178- Kaan Dilek

179- Taner Çetin

180- Faruk Solak

181- Veysel Ayhan

182- Erdal Celal Sumaytaoğlu – Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı

183- Cem Bürüç

184- Zeynel Koç

185- Boran Kabadayı

186- Esmaiel Sabegni

187- İsmail Baki

188- Türkan Öztürk

189- Faruk Koca – İşadamı

190- Adem Çaylak

191- Fatih Okumuş

192- Adnan Boynukara –Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri

193- Hüseyin Tutar – Serhat Kalkınma Ajansı eski genel sekreteri

194- Akbar Fallah Nejad

195- Sıtkı Ayan -İşadamı

196- Feride Özmen

197- Hamza Şanlı

198- İslam Özkan – Gazeteci-Yazar

199- Levent Balkan

200- Türker Sargın

201- Ali Yeral

202- Nuray Erdem

203- Ahmet Kılıç

204- Taha Ahmet Alacacı

205- Hatice Tan (Alagöz)

206- Sümeyye Nur Torlak – Furkan Torlak"ın eşi

207- Fehim Taştekin – Gazeteci

208- Mustafa Yunus Polat

209- Walid Hasan Radwan

210- Hemdullah Bilgin

211- Mehmet Koca

212- Cihat Bağdat

213- Osman Balta

214- Naser Nurani

215- Fatma Yılmaz

216- Nihat İnanç

217- Ömer Ekşi – AA Genel Müdür Yardımcısı

218- Osman Sert- Dışişleri Bakanlığı Basın Müşaviri

219- İzzet Şahin – İHH aktivisti

220- Hassan Haraji Ghotlou

221- Ayşe Özlem Cankurtaran

222- Seda Sarıkaya

223- Meryem Solyanık (Victoria Kod)

224- İbrahim Eren – Gazeteci

225- Nasuhi Güngör – TRT Haber Daire Başkanı

226- Hasan Özden

227- Serdar Karagöz – Daily Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

228- Ali Ünal – Daily Sabah Gazetesi Ankara Muhabiri

229- Eyüp Gökhan Özekin

230- Mustafa Varank – Başbakan danışmanı

231- Yahya Bostan – Gazeteci

232- Muhammet Burak Gültekin – AK Parti Genel Merkez Sosyal Medya Koordinatörü

233- Yaşar Çakmak

234- Sefer Turan – Başbakan danışmanı

235- Ali Sarıkaya – Dışişleri Bakanı Danışmanı

236- Muhittin Ataman

237- Muhammed Mehti Atam

238- Mehmet Dumlupınar

239- Z Şahıs

240- Zehra (X Bayan şahıs)

241- Gholamreza

242- İbrahim Karagül

 

Ayrıca Bazı Kurumlar ile Vakıflar da listeye girdi. İşte o liste…

[PAGE]

1- Akabe Eğitim ve Kültür Vakfı

2- Ehlader (Ehlibeyt Alimler Derneği)

3- Bab-ı Ali (Ehlibeyt İlim vakfı)

4-Haliç Kongre Merkezi

5- El Mustafa Medresesi

6- Yedikule Sosyal Tesisleri

7- Kanal 14

8- Ankara Etlik Muhammediye Camisi

9- Estergon Türk Kültür Merkezi

Haydar Baş'ın Gülen'e yazdığı Mektup

[PAGE]

Allah'a hamd, Resulüne salât ü selamdan sonra mektubuma başlarken zat-i âlinize ve camianıza selam ve muhabbetlerimi sunarım.

Malumunuzdur ki, Mü'minlerin birbirlerini sevmeleri, sırat-ı müstakim üzere bulunmaları, varsa noksanlarını telafi edip birbirlerine yardıma olmaları, hakkı tavsiye etmeleri ve gerektiğinde emri bi'l ma'rûf - nehyi ani'l münker yapmaları Hakk'ın emri gereğidir ve bir vecibedir. "Müminler ancak kardeştir" ve kardeşler, birbirine yıkayan iki el gibidirler. Kardeşin kardeş üzerinde hem hakkı hem de sorumluluğu vardır. Eğer bir Mü'min kaderin şevkiyle bir camianın sorumluluğunu taşıyorsa bu sorumluluk, bu vebal daha da artmakta ve önem kazanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz ((S.A.V)) "Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mes'ûlsünüz" buyurmaktadır. Bu sebepledir ki, birbirimizi lüzum görülen hususlarda aydınlatmak, istişare etmek, varsa bir yanlıştan sakındırmak, üzerimize bir borç olduğu gibi, kardeşlik hukukunun da bir gereğidir.

Öte yandan zat-i âliniz ve arkadaşlarınızın ülkemizde ve dünyada yaptığı hayırlı hizmetleri takdirle karşılıyor ve hayırla anıyoruz. Bu cümleden olarak bu mektubu, hem bir istişare maksadıyla hem de bir mükellefiyetin gereğini yerine getirmek üzere yazıyorum.

Zat-i âliniz ve hizmet camianızla ilgili olarak kamuoyunda tartışılan, medya yoluyla aleniyet kazanan ve aşağıda bir kısmına temas edeceğim hususlarda, i-nancımız, yolumuz İslam adına ciddi endişelerim hasıl olmuştur. Belki de meseleler, intikal ettiği gibi değildir, ki öyle olmasını çok temenni ederim fakat değil mi ki hadiseler bir noktaya gelmiştir ve tartışılmaktadır; o halde ciddiyet kazanmıştır. Eğer meseleler saptırılıp, kamuoyuna yanlış izlenim veriliyorsa, basın yoluyla tekzibinin çok isabetli olacağı kanaatindeyim.

Yaşadığımız devrin şartlarının zorluğunu ve vahametini kabul etmekle beraber, Mü'minlerin (hele de hizmette Öncü olup bir camiayı temsil ediyorlarsa) u-sûl ve metod açısından basiret vefirasetle yürümeleri, ancak Hakk'ın hududunu da korumaları bir zorunluluktur. Mevzuat ve hukuka ters düşmeden, Devlet ve Millet bütünlüğünü koruyarak zira bu Devlet, bu Millet bizimdir müsamaha hudutlarını sonuna kadar zorlamalı, fakat asla tavize yaklaşılmamalıdır. Buna hakkımız olmadığı gibi, Hakk'a ancak hak ölçülerin korunması suretiyle hizmet edilebileceği, diğer gayretlerin ise hizmet değil, bir vebal olacağı bilinmelidir. Bu ölçüler içerisinde, zat-i âlinizi incitmeden maksadımı anlatabilmek ümidiyle, bizi endişeye sevk eden hususlara ana hatlarıyla temas edeceğim.

I- Bir müddet evvel basına yansıyan bir beyanatınızda başörtüsüne "teferruat" demişsiniz. Bu söz, İslam'ı tahrif etmeyi meslek edinenler tarafından ele alınarak neredeyse tesettürün lüzumsuzluğuna hükmedildi. Belki maksadınız bu değildi, fakat olaylar sonuçlarıyla ölçüdür.

Çok iyi bilirsiniz ki tesettür, başörtüsü bir vecibedir, farzdır. Ayetlerle sabittir. Ayette başörtüsü, "Hamr" kelimesiyle anlatılır. Bir manası başı, diğer bir manası da göğsü örtmek hakkındadır. Ma'lumu-nuzdur ki, lafızların kelime manası esas alındığında mesele sapar ve saptırılır. Zira bu kelimenin elliye yakın manası vardır. Bir manası da içkidir. Sadece kelime manasından yola çıkarak kalkıp da ayette geçen 'Hamr' kelimesini içki anlamıyla kabul edersek "içkiyi örtmek" gibi bir şey ortaya çıkar ki, bu mantıksızlıktır.

O halde mefhumları, lafızların kelime manasıyla uğraşıp saptırmadan, İstılahı mana üzerinde durmak, ayetlerin nüzul sebeplerine inmek ve tarihî tatbikatı da dikkate almak esas olmalıdır. Nitekim tesettür ayeti indikten sonra, Müminlerin Annesi Hazreti Zeynep validemiz, hiç dışarı çıkmamıştır. Yine biliriz ki, bir farzı basite almak, helâli haram, haramı helâl kabul etmek, itikadı açıdan pek vahim sonuçlar doğurur. Neden Allah'ın emirlerini tartışma konusu yapmaya sebep oluyoruz? Bu bir mecburiyet midir? Mecburiyet ise nereden kaynaklanmaktadır?

II- Yine günümüzde Kur'an-ı Kerim'i tahrif planları yapan çevreler ve bunların avukatlığına soyunan İslam muhalifleri var. ''Yeniden yapılanma' adı altında İslam'ı, reformcu bir mantıkla tahrife kalkışmaktadırlar. Sanki Resûlüllah ((S.A.V)), Kuran-ı Kerim'i anlayamamış da, 14 asır sonra bu hilkat garibeleri anlamış... Bunlara göre "Hadis-i şerifler uydurmadır, îcma, kıyas, mezhep ve meşrep gibi kavramlar yoktur. Müctehid imamlar komisyoncu, Müslümanlar yobaz; İslam 1400 yıldan beri hiç anlaşılmamış.." Bunlara göre, 'Mezhepler haktır' demek küfür; ama lafzı da mu'cize olan Kur'an-ı Kerim'i Türkçeleştirmek uğruna, mezhep i-mamlannın fetvaları pek muteberdir ve asıldır.

Bu kadar vahim dalâlet, sapıklık ve tezat içinde yüzenlere binbir zahmetlerle kurduğunuz TV kanalınızda zehirli fikirlerini yayma fırsatı veriyorsunuz. Bundan daha da vahimi, sözünü ettiğimiz şahıs ve şahıslara plaket vermek suretiyle ödüllendiriyorsunuz; bunun adı tolerans, müsamaha oluyor. Böylece hem bu gibiler özendiriliyor, hem de büyük kitleler bu yapılanların meşru olduğu zannına kapılıyor. Buna razı olacağınıza asla inanmıyorum.

III- Basında ve kamuoyunda müşahade ettiğimiz daha büyük bir yanlış ise, Hıristiyan din öncüleriyle yakınlıklar kurulması, karşılıklı dostluk mesajları gönderilmesi ve bu yolda birlik-beraberlik, işbirliği, iyi niyet havasının verilmek istenmesidir.

Hatta son günlerde çıkan bir haberden takip ettiğimize göre bir iftar sofrasında bir Hıristiyan temsilciye dua ettiriliyor. Temsilci duasında teknik bir şekilde Allah Resûlü'nü tanımadığını ifade ediyor. "Ortak yanımız Allah-u Ekber dir. Allah-u Ekber diyelim" diyor.

Şimdi soruyorum; "Muhammed'ür rasûlullah" demeden, gerçek manada Allah-u Ekber demek nasıl mümkün olur? Belli ki bu demagojidir. Bu şahıs, muharref İncil'e dayalı teslis inancını taşıyan ve Kur'an-ı Kerim'de şirk olduğu ifade edilen Hıristiyanlığı cazip ve meşru göstermek maksadındadır. Güya iki din arasında ortak bir taraf bulunuyor ve bu basın yoluyla kamuoyuna arzediliyor. Halbuki küfür olan Hıristiyanlık ile yegâne hakkın kendisi olan İslam'ın hiçbir ortak yanı yoktur. Küfür ile hak, karanlık ile aydınlık nasıl ortak cihet taşıyabilir?

Kaldı ki küfürde olanların duası makbul olmadığı gibi, böyle bir duayı meşru ve faziletli saymak da itikadı açıdan tehlikelidir. Bilindiği gibi itikadı konular son derece büyük bir önemi haizdir. Küçük bir açı farkı, vahim neticeler doğurabilir.

 

Sizden sâdır olan küçük bir açı farkı, topluma genişleyerek yansır. Hıristiyanlarla tesis edilmiş gibi görünen samimiyet bağı, muhabbet havası ola ki, gençliğe "Hıristiyan da olunabilir" kanaatini verirse, bu hatanın tamiri mümkün olamaz. Kimse de bu vebali kaldıramaz. Bütün bunlar sizin malumunuzdur.

Çok iyi biliniz ki, 'kelime-i tevhid' ancak nübüvvetle tamamlanır. Allah Resulünü inkar edenler, "Allah-u Ekber" kelimesinde nasıl samimi olabilirler?

 

Biz Hıristiyan veya diğer din mensuplarıyla görüşülmesin, irtibat kurulmasın demiyoruz. Ancak onlarla olan ilgi ve irtibat, Hakk'ı ketmetme-mek ve açıkça söylemek şartıyla meşrudur. Yani tebliğ esastır.

Nitekim Allah Resulünün o devrin Hıristiyanlanyla olan görüşme ve münasebetleri, tam bir tebliğ örneği ve hakkın beyanı şeklinde cereyan etmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de Al-i Imran suresinin ilk seksen ayetini ve Meryem suresini ibretle inceleyiniz! İstirham ederim.

Bakınız ilgili ayetler;

Al-i İmran (1-8,18-32, 35-37, 42-51, 53-62, 62-64, 79-80, 85-86) ve Meryem (21-25).

 

Bakınız, şu ayet Hıristiyanlar hakkında inmiştir;

 

''De ki: Allah'a ve Rasûlüne itaat ediniz. Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki, Allah kafirleri sevmez."

(Al-i İmran -32).

"Andolsun 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler kafir olmuşlardır."

(Maide-73)

"Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler."

(Al-i İmran -28).

Kaldı ki haham ve papazlarla işbirliği ihtiyacı nereden çıkmaktadır? Kimin için, neye ve kime karşı bir ve beraber olunacaktır.? Ancak ilhad fikri ve ateizm öldüğüne göre bu taviz, bu tahribat, bu zillet nedendir?

Bu tutum insanlara Hıristiyanlığı normal ve meşru kabul etme hissiyatını verir ki, gençliğimiz, teknolojik üstünlüğü elinde tutan Hıristiyan dünyasına, Hıristiyanlık dinine meylederlerse bu vebali kim taşıyabilir?

Nitekim bütün şehirlerimizde ve özellikle İstanbul, izmir, Ankara, Eskişehir ve Adana gibi vilayetlerde gençlere İncil okutma faaliyetine başlanmıştır. Ve bilmekteyiz ki, asırlardır süren Hıristiyanlaştırma ve misyonerlik faaliyetleri, özellikle günümüzde daha da organizeli ve sinsi bir şekilde hız kazanmıştır. Hâlâ tarihi haçlı taassubunda İstanbul, İzmir ve hatta Anadolu kurtarılmayı bekleyen işgal edilmiş topraklar olarak algılanıyor ve öğretiliyor.

İspanya'yı düşünün ki, 800 yıl yaşayan bir İslam medeniyetinden bugün bir iz bile bulamazsınız. Ehli küfrün hesabının ileriye dönük ve intikam dolu olduğunu asla unutmamalıyız. Sekiz asır Endülüs Müslümanlarının yaşadığı İspanya'da bir tek Müslüman bırakılmamış, hepsi katledilmiştir. Halbuki İstanbul'un fethinin üstünden 545 yıl geçmiştir. Sırplar, Bosna'da katliam yaparken 'Hedefimiz İstanbul-Anadolu, hatta Horasan' diyorlardı; unutmayalım. Haçlı taassubunun doğurduğu kin, tarih boyunca hızından hiçbir şey kaybetmeden yaşatılmaktadır.

Son günlerde manevi ve dini değerler üzerinde çıkarılan tartışmalar sebepsiz değildir. Bu, uluslararası organizeli bir güç tarafından planlanmakta, bu hususta yerli uşaklar kullanılmaktadır. İyi bilelim ki hedef, sadece dinimiz değil, devletimiz ve hatta vatanımızdır.

Bir baskı ve yılgınlık hali sergilenmesi de anlamlı değildir. Zira zat-i âliniz hukuk dışı bir iş yapmıyorsunuz ki, korkup endişe edeceksiniz.Yaptığınız millete ve vatana hizmettir.

Kaldı ki siz, ne bir siyasi lidersiniz, ne de İslam namına seçilmiş bir temsilcisiniz. Her iki halde de böyle badirelere düşmenin anlamı yoktur. Nitekim biz, devlet ve millet kucaklaşmasıyla milli bütünlüğü temine çalışıyor, mevzuat ve hukukun üstünlüğünü hayata geçirmeye gayret ediyoruz.

Biz, bu tartışma, istişare veya uyarıyı nefsanî bir hesapla ve de kötü örnek teşkil edecek şekilde kamuoyu önünde yapmıyoruz. 'Kol kırılır yen içinde...' denildiği gibi, bu bizim kardeşlik ve inanç beraberliğinden kaynaklanan görevimizdir.

Samimiyet, ihlas ve vefanıza inandığım kardeşim o-larak, bu açık ve samimi düşünce ve uyanlarımı, edil-le-i şer'iyye ölçüleri ve hassas inancınız ve vicdanınızla kâmil anlamıyla değerlendirip, bir nefs muhasebesi yapacağınıza inanıyor, bu vesileyle tekrar kalbi muhabbetlerimi arz ediyorum. Allah'dan Sırat-ı Müstakim üzere daim bulunmanızı niyaz ediyorum".

Prof. Dr. Haydar Baş

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Papa - 2 yıl önce
Mısır ve Suriyeyi çok eleştiriyoruz ama,yargı kararlarına baktığımızda,ve bir karar veya soruştuurma yapışmadan önce savcı ve hakimlerin değiştirilmesini üstelik biat makamı tarafından,''Savcıları,hakimleri atadık şimdi operasyonları göreceksiniz'' denilebilmesi açısında değil o iki devletten,kabile devletlerinden bile gerideyiz.